Gerçekten hikayelerin sonu var mıdır. Yaşamların, bitseler bile bir sonu var mıdır. Varsa en çok unutulmaktan mı korkuyoruz acaba. Ne olacak ki seneler, seneler boyunca hatırlasalar bizi. Biz yokken en güzel cümleleri kurup, en güzel çiçeklerle gelseler mezarlarımıza, ne önemi var.
Öğretmen kendini tamamen tükenmiş hissediyordu.Trenin penceresine birikmiş karların ötesinden, ne yıldızlar görünüyordu artık ne yağan kar. Bir hareketsiz beyazlık yapışmıştı camlara, tıpkı içinde hissettiği derin umutsuzluk gibi.
Arada bir trenin geceye armağan ettiği çığlığı duyuluyordu. Neden duyuluyordu onu da anlamıyordu. Bomboş tren yolunda, şehirden çok uzaklarda kimi korkutmaya çalışıyordu bu tren, anlamıyordu.
Tam gözlerini kapatıp, uyumaya çalışırken, kapısının açıldığını duydu, açtı gözlerini, çevirdi başını, merakla baktı, bilet kontrolü yapılmıştı, kimdi acaba gelen.
Kapının önündeki kişiyi görünce bildiği bütün kederlerin, çaresizliklerin, öfkenin, umutsuzluğun girdaplarında boğulduğunu hissetti. Rüya olsaydı ama değildi işte, değildi.Sert adam o kahrolası yüzüyle içeri girmiş, kapıyı arkasından kapatmıştı
- Ne o korktun mu, dedi. Konuşmasında, tavırlarında küstahlık, bir güç gösterisi vardı. Rahat hareketlerle geçip karşısına oturdu.
-Çok mu şaşırdın, gitmene öylece izin mi verecektim yani.
Öğretmen, ağladığının bile farkında değildi, ona bakıyordu ama sanki kendisi, ruhu uçup gitmişti oradan, gerçeklikten kopmuştu. Tek kelime edecek mecali yoktu.
Sert adam, sanki, o bir zamanlar olduğunu sandığı, şefkatli, ilgili, düşünceli bütün özelliklerinden, soyunmuş, merhametsizliği ile, çırılçıplak kalmıştı. Bunu elbette, sert adamın, Bulut’u vurduğu gün anlamıştı. Ama o olaydan sonra ilk kez gözlerine bakıyordu ve gördüklerinin, şimdiye dek anladıklarından çok daha fazlası olduğunu kabul etti.
- Neden yaptın, dedi. Konuşanın kendi sesi olduğuna inanamıyordu, başka biri gibiydi konuşan.
Sert adam,gözlerinin içine baktı,
- Sen beni aldatamazsın,dedi.
- Sen kimdin ki.
Sert adam oturduğu yerden, ona doğru eğildi, dişlerinin arasından tıslar gibi konuşarak,
- Ben senin geleceğin, geçmişin, tüm hayatınım, dedi.
Öğretmen,
- Nerden kapıldınız bu fikre, bir iki kere sohbet ettik diye mi.
Sert adam, neredeyse, oturduğu yerden fırlayıp, atlayacak gibiydi üstüne. Gözlerinde hem müthiş bir öfke, hem çaresizlik hem üzüntü vardı.
Öğretmen tuhaf buldu bu üzüntü pırıltılarını. Gencecik bir insana acımadan kıyan biri neye üzülülebilirdi ki. Yüreğinde iyi bir duygu olsaydı Bulut’a kıyamazdı.
- Evet konuştuk, onca tehlikeye beraber göğüs gerdik, birbirimizi merak ettik, az şey mi bunlar dedi, sert adam.
- Evet, doktor eşinizin tuzaklarından kurtardınız beni, yani bütün yaşadıklarımız sizin yüzünüzden oldu. Ben size hiç söz vermedim, siz de bana vermediniz. Başkasını severken size açıklama yapmamı gerektirecek hiçbir yakınlaşma olmadı aramızda.
Öğretmen hala ağlıyordu, gözyaşları mı hızlıydı yoksa dışarıda yağan kar fırtınası mı belli değildi. Trenin tavanı bir anda açılsa, sırtında birden kocaman kanatlar çıksa ve oradan uçup gitse, sonsuza kadar bir daha hiç görmeseydi sert adamı, o kadar istiyordu ki.
- Ne istiyorsunuz, niye buradasınız diye, sordu sert adama.
- Bilmeni istiyorum, nereye gidersen git yolun sonunda ben olacağım, ne yaparsan yap bunu değiştiremezsin, anladın mı. Çünkü anlamazsan kötü olacak.
- Ben yan taraftayım, memleketine vardığımızda görüşeceğiz yine dedi ve kalkıp kapıyı açtı, çıktı. Kompartımanda bir başına kaldığında kıpırdamadı öğretmen, donmuştu her yeri sanki ve hala öyle hissediyordu.
Yaşamanın ne olmadığını en çokta gökyüzüne baktığım zaman anlıyorum. Yüreğimde bütün sevinç yunusları kaybolmuş olsa bile o an gülümsüyorum, boşver diyorum, bak, orada koskoca yıldızlar da yalnız, onlar da kaygılı, onlar da her an yok olabilir. Üstelik onların yağmurlar bile yok.
ZERRİN TİMUROĞLU
2023