Ne zaman bir kafeye otursam çay içmek için, bir şeyler yemek için; aklıma gelir geçmiş. Öyle isteyerek değil, tasarlanmış bir şey değildir. İstemeden, kendiliğinden düşüncelerime takılırlar. Örneğin, bir emekli maaşı ile oğlumu okutmaya çalışırken boşanmanın ardından ama hemen ardından.
Çünkü zaman ilerlediğinde yanınızda kimse kalmamıştır. Hemen aklıma gelen, aslında benim hiç gerçek arkadaşımın olmadığını anlamamdır. Yoksulluk çekip evladınıza bunu en az yansıtabilme savaşı, yıllar süren bir evliliğin neden bittiği hakkında hiçbir şey bilmediğiniz halde her şeye sessiz kalmanız, güçlü kalmanız, evladınız üzülmesin diye ve gerçekten yapayalnız.
Kafede niye gelir bunlar aklıma, yıllar geçmiştir ama hissettiklerimiz, onlar bilmediğimiz bir yerde, beynimizde depolanmışlardır.
Cebimde hiç denecek kadar az bir para, arkadaş sandığınız insanlar gezerken ısrarla çağırırlar sizi, yok dersiniz anlamazlar; iftiralarına, dedikodularına malzeme toplayacaklardır. Oturursunuz bir yere çaylar ,kahveler, yiyecekler ısmarlanır, sizin bir çay içmeye anca paranız vardır. Size de ısmarlarlar ama siz onlara karşılığını yapamazsınız.
Ve anlarsınız ki buzdan kaleler erimektedir, samimiyetle anlattığınız her şeye içten, alayla gülüyorlardır.
Ben hiç kendimi savunmadım, ailemi kimseye anlatmadım, kimseyi kötülemedim, evladım da ben de hiç dedikodu yapmadık, işimize baktık, çalıştık, çabaladık, alayları, kötülükleri görmezden geldik.
Şimdi anlıyorum ki kötülük gözünü kapattığında yok olmuyormuş, boyunuzu aşan dalgaların önünde asil bir şekilde, gözünüzü kapattığınız da ölmekten, savrulmaktan kurtulamıyormuşsunuz.
Boşanmayla sonuçlanan her evlilik yanlış bir evliliktir ama ilk anda kabul etmez insan bunu. Yenilgisini, asılsız bir mutluluk yalanı ile yok saymak ister, çünkü yerden kalkmak için biraz zamana ihtiyacınız vardır.
Ben ayrılmadan önce, hiç kavga etmediğimiz için, birbirimize saygısızlık etmediğimiz için mutlu olduğumuzu sanıyordum. Çünkü ben birbirine hiç saygısı olmayan bir anne ve babayla büyümüştüm çok büyük kavgaların yapıldığı bir evde.
Ayrıldıktan kısa bir süre sonra oğlumla konuşurken anlamıştım aptallığımı. Oğlum çok kibar ve kesin bir biçimde söylemişti, annem siz mutlu değildiniz zaten diye. Çok şaşırmıştım, sustuğum her şeyin çığlıklarını duymuş, gülen yüzümün röntgenini çekmişti evladım demek ki.
Kafeden sıcak çayımı içip, simidimi yedikten sonra kalkarken bütün bunları neden düşündüğümü biliyorum aslında, yüreğimde büyük bir hüzün var. Ömrümü adadığım yavrumun çektiği sıkıntılar, neler ve ben görevimi yapabildim mi, çaresiz miyim. Geçmişi, çok acıyan yaramın üzerine buzlu su döker gibi döküyorum, sadece bir an bu devasa endişemi unutmak için.
Hiç dikkat çekmeden, öylece silik, sıradan bir insan olmak benim en büyük özlemim olmuştur. Evet öyküler yazıyorum, bir kaç yıldır da internette yayınlıyorum. Ama bu insanlar beni görsünler diye değil, yaşadıklarımı, düşüncelerimi paylaşan insanlara bir pırıltı yaratmak için.
Bir ailenin içine doğarsınız ve onlardan kurtulamazsınız, çırpınırsınız kendinizce ama olmaz. Hoş kurtulsanız da bir planınız yoktur, bunu da bilirsiniz ve tünelin çıkının olmayışını unutmak için hayaller kurarsınız, sürekli çalışırsınız, tıpkı bir makinenin parçası gibi, gıcırdıya gıcırdaya, biteviye kendi gıcırtınızdan usanarak.
Güçlü olmanın kesin bir tarifi yoktur. Örneğin biraz evvel, susarak güçlü saydım kendimi, belki de korkaklıktı bu. Üzerime radyoaktif madde serpilmiş gibi ışık yaymak ama olumlu ama olumsuz tercihim değildi. Niye ülkenin hangi şehrine gidersem gideyim ailemi tanıyan biri olmasından kurtulamıyordum. Kişisel bir sürü sorunum varken niye ben devasa bir mücadelenin havasını soluyordum her zaman.
Havada kar kokusu var, yağarsa sanki yeni bir başlangıç olacakmış gibi. Belki iki, üç yıl önce böyle düşünebilirdim. Bir şeyler koptu içimde artık hiç gülme ihtimalim kalmamış gibi, elimdeki bütün kitaplarım çalınmış gibi, sanki masallardaki bütün kahramanlar sonsuza kadar silinmiş gibi.
Ağır ağır yürüyerek evime dönüyorum, ömrümü adadığım oğlumun sıkıntıları neler, ve ben görevimi yapabildim mi, çaresiz miyim.
Elimde inanılmaz güzel, yetenekli, zeki bir kartal vardı, uçmayı çabuk öğrensin, güçlü olsun diye erken uçurdum göklere. Göklerdeki tehlikeleri küçümsedim mi.
Şöminede yanan odunların çıtırtısı, alevler hareketli, karanlık köşelere çekilmiş, zamanını bekliyor. Ateş söndüğünde odanın her yanı onun olacak, aptal karanlık, aptal karanlık; içinde ne umutlar söndü.
Artık ben demiyorum, demiş gibi görünüyorsam da hiçbir önemim yok. Yalnızlık, insanların varlığıyla yokluğuyla anlatılamaz. Yalnızlık, sorduğunuz bütün soruların cevaplarını çözüp, çözmemişsiniz gibi rol yapmaktır. Yani öyle kolay kolay yenebileceğiniz bir şey değildir. Yerde yatarken, hakemin ona kadar sayması umurunuzda değildir hatta.
ZERRİN TİMUROĞLU
9 Ocak 2024