Ben üstünden, başından, halinden, tavrından, ben yazarım cümleleri akan, her şeyi bildiğinden emin, her sözü ile umudunuzu kırmaya çalışan insanlardan hoşlanmıyorum.
Öyle tavırları vardır ki, sen ne yaparsan yap, ondan olur alamazsın. Yazdıklarında ruh yoktur, sözcükleri cendereden geçirmişlerdir iki satır yazmak için, anlamların suyu çıkmıştır, duygular tanınmaz haldedir ama cakalarından yanlarına varılmaz.
O insanlar yüzünden dünyada pek çok eşsiz yazarın muhteşem eseri geç yayınlanmıştır. Yıllarca geri çevirmişlerdir sonradan insanlığa mal olmuş eserleri.
Atların nal seslerini dinlerken, hafif, hafif sallanan faytonun içinde düşünüyordu bunları. Az önce yazdığı öykülerini e-postayla gönderdiği bir yayınevinden, görüşmeden geliyordu. Aramışlardı, görüşelim demişlerdi ama elle tutulur bir açıklama yapmadan basamayacaklarını söylemişlerdi. Hayır tamam da niye olumsuz yanıt vermek için ta oraya kadar çağırmışlardı.
Faytonun, kapalı kabininin penceresinden, ortasından geçtikleri ormanın yeşilliğine sarıldı gözleriyle, tekrar nal seslerine boğdu kulaklarını, temizlemek istedi bütün hayal kırıklıklarını hayallerinde, unutmak istedi parçalanmış umutlarını.
Kulaklarında güzel bir müzik vardı ama sadece hayal, rüzgarın kıskandığı yeleler, damlayan yağmur taneleri, bazen yapraklara düşen, bazen, yapraktan yere düşen bazen toprağa kavuşan doğrudan.
İçinde inanılmaz bir deli kargaşa vardı, ne olduğunu bilmiyordu, bu başarısız görüşmeye mi kızgındı, yine yenilmeye mi, yine boş yere umutlarını yollara dökmeye mi. Bilmiyordu ama kazan kaynıyordu yüreğinde sanki, ateşin altını nerden kapatacaktı, bilmiyordu.
Birden aklına geldi, nereden binmişti bu faytona, fayton artık kullanılmıyordu ki, kim sürüyordu faytonu. Bütün bunları düşünüyordu ama hiçbir şey yapmıyordu, ne faytonu durdurmaya çalışıyor, ne bağırıyordu. Hala küçük pencereden yeşilliğe bakıyor, rüzgarı ve atların koşusunu dinliyordu.
Sonunda sessizlik oldu, faytonun kapısı açıldı, sert adam elini uzatıp inmesi için ona yardım etti. Çok yüksek ağaçların, güneşe kafa tuttuğu bir yerde durmuşlardı, birkaç adım ötede coşkuyla akan bir nehir, sanki onlara koşuyordu. Sadece sert adam vardı ve niye durdukları belli değildi.
- Neden durduk, diye sordu sert adama,
- Birazdan anlarsın diye cevap verdi sert adam. Nazik ama soğuk, mesafeliydi. Bakışlarında gerilerde unutulmuş, hiç hatırlanmayan duyguların boşluğu vardı, canını acıtan, bir daha yerini dolduramayacağını hissettiren.
Ağaçların arasından gelen sese döndü, şaşırdı, doktor kadın ve arkadaşları gelmişlerdi. Doktor kadın koşarak sert adama sarıldı, sevgiyle kucaklaştılar. Arkadaşları da elleriyle selam verdiler sert adama. Kendisi bir ayrık otu gibi kalakalmıştı onların arasında.
Nasıl olabilirdi bu, neden hepsi karşıydı ona, sert adam nasıl olur da böyle aşkla sarılırdı doktora. Daha dün telefonla gelip kendisini kurtaracağını söylemişti oysa.
Sert adam, doktor kadın ve arkadaşları ona hiç bakmadan faytona doğru yürüdüler, arkadaşının eşi, Barış sürücü yerine geçti, diğerleri arkaya geçtiler, oturdular. Hiçbir şey yapmadan sadece onları izliyordu, onlar hareket ettiğinde ormanda yavaş yavaş gölgeleri konuk etmeye başlamıştı. Fayton önünden geçerken küçük penceresinden ona bakan sert adamın gözlerinde hissettiği ilgisizlik, yabancılık paramparça etti kalbini. Belki de o anda, bundan sonra, hayatında hiç kimseye kendisini bu kadar üzebilme gücü vermeyeceğine yemin etti.
Ormanın derinliklerinden çığlıklar geliyordu, nehir aynı coşkusu ile akıyor, ağaçlar yaptıkları dedikoduyu çaktırmıyorlardı. Demek ki yaşadığı her şey yalandı, doktor kadının, sert adama sarılırken kendisine fırlattığı zafer bakışları, şu an bile çıkaramadığı oklar olup saplanmıştı yüreğine.
Nasıl çıkacaktı bu ormandan, nasıl kurtulacaktı. Bu kadar ihaneti unutup nasıl yaşayacaktı, sırtına yığılan bu kadar yükten nasıl kurtulacaktı.
***
- Lütfen kalkar mısın, yemek hazır, yiyelim, dönüş yoluna başlayalım.
Gözlerini açtığında gördüğü rüyanın etkisindeydi. Küçüklükten beri rüyaları özeldi onun için, mutlaka gerçeklere ilişkin ipuçları olurdu içlerinde. O yüzden, oh rüyaymış deyip geçemedi. O kalkıp elini yüzünü yıkarken, birden sert adamın sesi duyuldu.
- İşte yetiştim size.
Arkadaşı ve eşi çok şaşırdılar, sevinmiş görünüyorlardı ama bir yandan da. Sert adam ona baktı, selam verdi, gülümsedi, ama ondaki değişikliği hemen fark etmişti. Kuşku gizlenemez bir yalnızlık gibi parlıyordu üstünde.
ZERRİN TİMUROĞLU
2022
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder