31 Temmuz 2022 Pazar

Labirent

    - İki yıl önceydi, kız kardeşim, Tıp Fakültesi'nden yeni mezun olmuştu. Biz de doktorla henüz boşanmıştık. Çok sancılı bir dönemdi benim için, evlendiğim gün pişman olmuştum, cehennem gibi, ayrılıklarla geçen iki yılın sonunda, doktor raporu ile ayrılabildim. Kardeşimin süreçten haberi yoktu, yanıma gelince öğrendi. Kasabada özel bir klinikte çalışmaya başladı. Ama doktorun oyunları hiç bitmedi, benden habersiz kardeşimi yemeklere götürmüş, bir sürü yalan dolanla, vaatlerle kandırmış kızcağızı.

        Sert adam sustu, gözlerini güneşte kıvılcım denizine dönen uzaklarda bıraktı, bakışları denizin ortasında boğuldu, belli ki devam etmesi o kadar da kolay olmayacaktı. Ama devam etti,


    - Ben ikisinin görüştüklerini öğrendiğimde kardeşim onun anlattıklarına çoktan inanmıştı, beni tekrar evlenmeye ikna için elinden geleni yapıyordu. Akıl hastalığına ait raporları göstermeme rağmen bana inanmadı.


        Öğretmen,


    - Peki o raporlara rağmen nasıl doktorluk yapmaya devam etti,


    - Çok güçlü ilişkileri, yüksek yerlerde aile dostları vardı. Rapor bir süre sonra bütün delilleri ile yok oldu. Bu yüzden tekrar mahkemeye başvurdu ve boşanmanın geçersiz olduğunu kanıtlamak istedi, ama dava yeniden görülmedi çok şükür.


    - Kardeşinin sana inanmaması çok saçma değil mi, sen ağabeyisin, o bir yabancı,


        Sert adam öğretmenin gözlerinin içine baktı, sanki işte gözlerimi sana teslim ediyorum, sen bana yardım et, anla beni, yüreğimi sıkıştıran gerçekleri biraz da ben anlatmadan anla lütfen der gibiydi.


    - O kadar etkisine almıştı ki kardeşimi, çalıştığı hastaneye aldırdı onu, kendisi baş hekimdi, kardeşimi yardımcısı yaptı. Neredeyse her akşam ikisi beraber eve yemeğe geliyorlardı. Ablam, annem, babam hepsi yeniden evlenmem için onunla, ısrar ediyorlardı.


    - Korkunç bir şey yani gerçekleri ailene anlatamamış, inandıramamış olman, dedi öğretmen.


    - Evet keşke sadece bununla kalsaydı, zaman geçtikçe bir şey elde edemeyeceğini anlayınca, beni kardeşimi öldürmekle korkutmaya, tehdit etmeye başladı. O kadar iyi bir oyuncuydu ki kardeşim hiç şüphelenmedi.


    - Peki, ne oldu, yani nasıl öldürdü kardeşini,


        Sert adam,


    - Bir gün akşama doğru telefon etti bana, kardeşim, ben ve o yemek yiyecekmişiz, olmaz deyince, gelmezsen kardeşini bir daha göremezsin dedi. Gittim, lüks bir lokantada buluştuk. O deli bakışlarıyla, beyaz elbisesi, şık kıyafeti ile bizden önce gelmiş oturmuştu. Beni görünce ayağa kalktı, samimi bir şekilde sarılarak hoşgeldin dedi. Lokantada bulunanlara gösteriş yapıyordu. Kardeşimi sordum, az önce telefon ettiğini, arabası ile az sonra burada olacağını söyledi.


        Sert adam sustu. İnsan en çok konuşması gereken yerde birden susuyorsa anlatacakları canını yakacak, anlatacakları diline dolanacak, nefesini kesecek, umudunu öldürecek demektir. Anlatmak, başkasının hikayesi ise belki daha kolaydır ama sizin hayatınız ise, hele sevdiklerinizin hayatı ise, konuşmak dile dolanan zehirli yılanlar kardeşliğidir. Yine de devam etti,


    - Bekledik bekledik, bir saat geçti, gelmedi kardeşim, telefonlarına cevap vermedi. Ben tam kalkıyordum ki masadan, telefonum çaldı, açtım, bir ses kardeşimin trafik kazası geçirdiğini söylüyordu.


        Öğretmen, uzanıp sert adamın elini tuttu,


    - Biliyorsun, seneler, seneler de geçse o anı hep aynı şaşkınlık ve aynı yıkımla hatırlayacaksın, bu hiç değişmeyecek, bu unutulamaz ama alışacaksın, dedi. Sevgiyle baktı sert adama,


    - Sen bana böyle bakarsan hep, ben daha az düşerim uçurumlardan, daha az boğulurum denizlerde dedi sert adam.


        Bir süre öyle kaldılar. Öğretmen,


    - Peki seni kuşkulandıran ne oldu cinayete. Neden bunun bir  sıradan bir trafik kazası olduğuna inanmadın.


    - Çünkü ben o acı ve şaşkınlıkla, yerimden fırlayıp hastaneye gitmek için giderken, onun, gizli bir zafer gülümseyişi ile bana batan bakışlarını gördüm. Daha sonra araştırmalarımı sürdürdüm, az kaldı bunu ispatlayacağım, dedi.



        Bir labirent öyle bir yerdir ki insan orada, dönemeçlerin karma karışıklığı yüzünden yolunu kaybedebilir.


        Bir salyangoz kabuğundan iplik nasıl geçirilir. İpliği bir karıncanın ayağına bağlamak yeter; karınca   çıkışı bulacaktır.


        Sert adam,


    - Sakın elimi bırakma, ben karıncanın ayağına ipi bağladım, o bu düğümü çözecek ama sensiz olmaz, dedi.


    - Hangi karınca bu diye gülümsedi öğretmen, istedi ki, sert adamın dikkati dağılsın biraz, nefes alabilsin.




ZERRİN TİMUROĞLU

2022


24 Temmuz 2022 Pazar

Sarılmak

        Ormanın kıyısında durdu. Geriye döndü, arkasında bıraktığı yeşil, düz, sınırları göz kararıyla çizemediği topraklara baktı. Biraz sonra, çamların, kayınların, sedirlerin gökyüzüne yükseldiği; giz dolu ırmakların çağıldadığı; yaban hayvanlarının barındığı ormana varacaktı.

        Şimdiden özledi arkasında bıraktıklarını, en çok da güneşi. Tüm yaşamlarını borçlu oldukları bu yaşam kaynağına hiç de saygılı davranmıyorlardı. İnsanlar kötü ev sahibi olmuşlardı. Hiç konuksever değillerdi. Onu evlerine almıyorlardı, güneş de aldırmıyordu bu duruma. Güneş uzaktayken hayat veriyordu canlılara ama yaklaşması ölümcüldü, bir yerde ham yaşatan hem ölümdü.


        Kararlıydı ormanla bütünleşmeye. Olduğu yerde oturdu. Önce, kuru toprakla dost olmalıydı. Dizlerini karnına çekti, kollarıyla bacaklarını sardı, çenesini dizlerine dayadı. İlk kez tanışacağı toprağı, ormanı dinledi. Sırtı ovaya, yüzü onu sabırsızlıkla bekleyen ormana  dönüktü.


        Yıldızları görmeliyim diye düşündü, ormanın derinliklerinde belkide bir daha hiç göremeyeceği yıldızları. Bir tramplenden denize atlar gibi, uzayda yeryüzüne uçan yıldızların ortasına atlamalı, kayan bir yıldıza elini uzatıp, son dileğini dilemeliydi.


        Güneş gitmişti, yıldızlar ışıldamaya başlamışlardı daha doğrusu hep ışıldıyorlardı, sadece biz güneşi uğurlayınca fark ediyorduk. Hala aynı biçimde oturuyordu, kollarını açtı, bacaklarını uzattı. Sırt üstü uzandı toprağa. Bütün gün onu bekleyen ağaçlar sabırsızlıkla uğuldadılar. Bu seslerle şimdiden arkadaş olmalıydı. Üzerine yağan yıldızların ışığında, gülümsedi sabırsız ağaçlara. Sabahleyin bütün bedeninin gümüş pullarla kaplı olacağına emindi.


        Hiç uyumadı, sıkılmadı da. Ardında bıraktıklarının eşsiz anılarını özenle yerleştirdi belleğine. Ormanın yoğun gölgelerinde çok ama çok ihtiyacı olacaktı bu anılara.


        Gündüzle gecenin adımları karşılaşmış, kapıları çakışmıştı. Yerinden kalktı ve hızla ormana yürüdü. Güneş şefkatle uzanıp elini tutmak istedi, olmadı. Bir çığlıktı yükseklerde kartalın sesi. Ormana girdi. Kaçtığı yatılı okulunda yokluğu fark edilirdi birazdan.


***


        Kapı çalıyordu, gidip açtı,


    - Günaydın, sert adam elinde simit poşeti kapıdaydı, uzattı poşet,


    - Çayın var mı,


    - Günaydın, tabi, gel dedi öğretmen.


        Sert adam dikkatlice baktı yüzüne,


    - Uyumamışsın, neden.


    - Uyuyamadım, yazı yazdım biraz biraz düşündüm,


    - Neyi demeyeceğim, söylediğim şeyi, doktorun kardeşimi nasıl öldürdüğünü, neden polise gitmediğimi, böyle bir gerçek varken ona nasıl yakın davranabildiğimi,


        Yüzüne bakıyordu,


    - Haklı mıyım, dedi.


        Öğretmen şaşkınlıkla baktı,


    - Aynen, tam da bu sorular, peki cevap vermeyi düşünür müsün,


    - Elbette dedi sert adam, önce kahvaltı, yapalım. Annenlerin, şehir dışında olması iyi oldu, ev ortamında daha rahat konuşuruz. Balkonda yapalım mı kahvaltıyı,


    - Hadi o zaman bana yardım et dedi öğretmen.


        Birlikte çaylarını yudumlarken, sert adam,


    - Bunun yani olanı, biteni biliyorken ona bakmanın, normal davranmanın ne kadar zor olduğunu bilemezsin. Ama mecburum, çok akıllı ve zengin, her durumda ona yardım edecek insanları satın alabiliyor. En büyük korkum sana bir kötülük yapma ihtimali.


        Öğretmen,


    - Neredeyse yapıyordu dedi. Doktorun kendisini kaçırması, iple, kollarından asması, hatırladıkça korkudan ölüyordu.


        Sert adam,


    - Tam da bu yüzden plan yapmadan harekete geçemiyorum, sana kafasını taktı, bu yüzden beraber görünmemiz çok sık olmamalı,


        Öğretmen öfkeyle baktı sert adama,


    - Ayrılalım istersen,


        Sert adam, muzip, hoş bir gülümsemeyle baktı öğretmene,


    - Kızdın mı,


    - Yok  kızmadım, onun bizi dizayn etmesi çok hoşuma gitti, bu mu planın. O zaman neden her baktığım yerde sen varsın,


    - Çünkü nefes almam gerekiyor. Beraber görünmeyeceğiz demek, beraber olmayacağız anlamına gelmiyor, çok zekisin ama duygularına boyun eğip böyle bir sonuç çıkarabiliyorsun.


    - Özür dilerim dedi öğretmen, çayları doldurmak için kalktı. Masanın diğer ucunda duran, gece yazmaya başladığı öykünün kağıtlarına uzandı, aldı sert adam, okudu.


    - Bazen bu karamsarlığın üzüyor beni, içindeki bütün hüznü yok edecek bir güce sahip olmak istiyorum, yüzünü güldürmek, sarıp, sarmalamak istiyorum seni


        Elindeki, çay bardaklarını masaya bıraktı öğretmen, sert adamın yanına gitti, eğildi, sımsıkı sarıldı ona,


    - Zaten yapıyorsun bunu dedi,


        Sert adam omuzlarından tutup, yüzüne baktı, sanki bildiği bütün çiçekler henüz açmıştı, bildiği bütün denizlerde yunuslar havaya sıçramıştı, kuşlar hiç susmuyorlardı, yağmur hava güneşliyken de yağıyordu, gök gürlüyordu sanki havai fişek patlatıyordu yıldızlar bir kutlama yapıyor gibi.




 ZERRİN TİMUROĞLU

2022

21 Temmuz 2022 Perşembe

İşaret

        Fizik gerçekten zor bir bilim dalıdır ama bir o kadar vazgeçilmez. Bir kez büyüsüne kapıldınız mı  tüm cevapları onun yasalarında aradığınız büyük bir alışkanlıktır Fizik.

        Kara delikler örneğin, içine çektiği her şeyi bir daha geri vermediğini bildiğimiz. Ama son zamanlarda ileri sürülen görüşlerde, şeylerin kara delikten çıkmasının mümkün olduğu savunulmuştur.


        Ancak bir kara delikten çıkan şey, içine düşen şeyden farklı olacaktır der bu görüş, yalnızca enerji olacaktır.


        Olağanüstü değil midir bu, hayatın her alanına uygulanabilir bir bilimsel gerçek değil midir. Yaşadıklarımız, bizi değiştirir, algılarımızı, sevinçlerimizi, dayanıklılığımızı, mücadele gücümüzü içine alır ve biz hayata aynen devam ettiğimizi sanırken, bambaşka duygularla hayatı hisseden insanlara  dönüştürür.


        Bir evlilikten ne beklediğini bilmeden evlenmişti. Aslında uzun süre arkadaşlık etmişler, birbirlerini tanımaya çalışmışlardı, arada kavgaları, uzun ayrılıkları olmuş ama sonuçta evlenmişlerdi.


        Bu cümleden ne anladığını bilmiyordu, ‘birbirini tanıma’, her zaman saçma, anlaşılmayan bir ifade olarak kalmıştı aklında. Kim bir başkasını gerçekten tanıyabilir ki. Ayrıca, her şeyin her an değiştiğini bilerek, tamam ben o kişiyi çözdüm demek, bile bile bilime hakaret olmaz mıydı.


        Gerçekten, evlilik kader olmalıydı çünkü hayatı boyunca asla dikkatini çekmesi mümkün olmayan biriyle, kararlı bir şekilde evlilik kararı almıştı. Evlenmeyi, çocuk sahibi olmayı çok istiyordu, her zamankinden çok istiyordu,. Yeni atandığı işine uyum sağlamaya çalışırken, büyük bir kentte tek başına yaşamanın, üstelik az bir maaşla yaşamanın üstesinden gelmeye çalışırken, artık yaşamını değiştirmeye karar vermişti.


        Bir çok kişi arasından seçmişti onu, ısrarcıydı ve edebiyatı, şiiri ve sanatı seviyordu. Aynı zamanda bir doktor ve gemi mühendisi de evlenmek istemişlerdi, özellikle doktor ısrarcı olmuştu ama gerçekten kader olmalıydı, onu seçmişti.


        Ne bekliyordu evlilikten, bilmiyordu, ama ne beklemediğini biliyordu. Kendini bildi bileli kavga, gürültüyle dolu bir evde büyümenin ne olduğunu biliyordu örneğin, anne, babasının birbirlerine hiç saygısı yoktu, sorsan öyle demezlerdi. Aldatılmayı göz ardı edip, kocasının hala kendisini sevdiğini söyleyen hiçbir kadına saygı duymamıştı. Emeğiyle para kazanmamış, bunu yapabilecekken yapmamış, kocasının parasını kendi parası gibi rahatça harcayan hiçbir kadına saygı duymamıştı. ayrılıp, kendi ayakları üzerinde durabilecek iken bunu yapmayan, bitmiş duyguların, çoktan dağılmış dumanını varsayan hiçbir kadına saygı duymamıştı.


        Ne beklemiyordu bir evlilikten, saygısızlık ve sadakat, iyi niyet, aşk dahil miydi beklentisine, değildi ama sevgi evet.

       

***

        Sert adam, güzel, sakin bir yemekten sonra, kahvelerini içerken,


    - Biliyor musun, seni tanıdığımdan beri ilk kez bu kadar huzurluyum, sanırım artık bana güveniyorsun, beni kabullendin sorgusuz, sualsiz, ilk kez böyle hissediyorum, öyle mi.


        Fincanı dudaklarına götürürken, yakışıklı olmaktan çok uzak yüzünde, güneş gibi bütün kusurları ışığında boğan gözlerini gözlerine sabitlemişti. Bir cevap beklemekten çok bir tespitti yaptığı. Öğretmen o böyle baktığında, kendisini bir yıldız denizinde kulaç atarken buluyordu, gözleri kamaşıyordu, içini bir sevinç kaplıyordu. Öğretmen,


        En çok, ev arkadaşımın ve eşinin, doktorla ilgilerini, nasıl olupta doktora çalıştıklarını merak ediyorum. Bu kadar samimi görünüp, arkadan hançerlemeyi nasıl başardılar, anlamıyorum, nasıl insanlarmış.


    - Onlar, doktorun aile şirketinde çalışan elemanlardı eskiden, doktorun anne ve babasının emektarlarının çocukları idi. Bu yüzden, hayır deme şansları yoktu, dedi sert adam.


    - Peki sen, sen neden hala bu kadar sadık elemanları olan birine, yıllardır yardım ediyorsun, ayrıldığın halde, bana kötülük ettiği halde. 


        Sert adam, kahve fincanını masaya bıraktı, gözlerini, karanlığa teslim olmuş denize çevirdi, dalgaları sesi, derinden gelen müzikle şahane bir uyum içindeydi.


    - Bunu sana söyleyeceğim ama hemen unutacağız ve birbirimize bile bir daha sözünü etmeyeceğiz, tamam mı.


        Öğretmen merakla baktı sert adama, tama dedi.


    - Çünkü o benim kardeşimi öldürdü ve bunu kanıtlamaya uğraşıyorum. Ona yakın olmadan bunu yapamam. Aslında sana rast gelmeseydim, hayatımdaki tek amaç buydu. Ama seni gördüm


        Sustu, öğretmene baktı uzun, uzun, denizden derinlerden, deniz kızlarının şarkısını duydular ikiside, bu bir işaretti, onları sonsuza kadar birleştiren, ruhlarını birbirine bağlayan bir işaret.


    - Anladım dedi öğretmen. Minnetle baktı sert adam ona, tekrarlatmadığı için, inandığı için, gülümsediği için sevgiyle.




ZERRİN TİMUROĞLU

2022

18 Temmuz 2022 Pazartesi

Mendil

        Denizin belirli bölgelerine süzülmüş, sinsi lacivertler görüyorum. Üç, beş balıkçı oltaları ellerinde, misinaları sallandırmışlar denize. Misinalar beyaz köpüklerin heyecanında hızlı, hızlı soluk alıp veriyor.

        Balık yok henüz herhalde. Hiç balık yakalamadım, hiç yakalamaya çalışmadım. Bunun heyecanını, bu duygunun gerekçesini bilmiyorum. Çok istiyorum. Sabırla beklemenin ödülü küçücük bir balık da olsa, yüzlerde hep bir memnuniyet var, niye. Emeğinizin bir karşılığının olması, ne olursa olsun güzel, ondan mı.


        Yoksa kıt kanaat geçinmeye alışmış insanların boşvermişliği mi bu. Ya da her seferinde, nasıl olsa daha büyüğünü yakalarım beklentisi, bu umudun canlı tutulması mı.


        Konser salonu hıncahınç doluydu. Arkadaşı ile her Cumartesi, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın konserlerini kaçırmamaya çalışırlardı. Ablası ve diğer arkadaşları, onları saat on birdeki konserlere uğurlarken dalga geçerlerdi, iyi uykular, sabırlar diliyoruz diye.


        Onlar hiç sevmezlerdi, bir kez bile ikna olmamışlardı gelmeye. Ama  o gün arkadaşının da son dakikada bir işi çıkmıştı, gelememişti. Tek başınaydı. Gürer Aykal yönetiyordu orkestrayı. İlk bölümde Beethoven’in Viyola Konçertosu vardı, çok sevdiği bir eserdi.


        Sağ yanındaki koltuk, arkadaşı gelmediği için boştu en başta, ama son anda gelip, bilet bulamayıp, salona girip şansını deneyenler her zaman olurdu. Konserin başlamasına bir, iki dakika kala boş koltuklara otururlardı. Arkadaşının koltuğu da doldu konser başlamadan önce.


        Tabi ki yine dertli günlerinden biriydi ama notaları duymaya başladığı anda sakinleşti içindeki nehrin azgın suları.Yemyeşil çayırlarda, bir atın üzerinde, sonsuzluğa koştururken buldu kendini. Bomboştu dünya sanki, gökyüzünde onu takip eden bir kartal vardı.İlerde tarlalarda büyümüş başakların yeşil denizinde dalgalar çağırıyordu onu. Hava bir kapanıyor, bir açılıyordu. Yağmur bulutları emanetlerini bırakıyordu üzerlerine arada.


        Gözlerinden yaşlar akıyordu, çıt çıkmayan salonda sanki damlalar kıyamet koparıyorlardı yanağından aşağıya düşerken, kızıyordu notalar.


        Öylesine dalmıştı ki, öylesine terk etmişti ki bulunduğu yeri, gözünün önüne uzanan eli fark ettiğinde ürktü bir an. Arkadaşının  yerine oturmuş olan kişi bir kağıt mendil uzatıyordu ona. Çevirdi başını, şaşırmıştı. Kırk, kırkbeş yaşlarında, esmer, bıyıklı, kocaman mavi gözleriyle, gözlüklerinin arkasından, anlayışla bakıyordu.


        Aldı mendili, başını öne eğip, fısıltıyla teşekkür etti. Mavi gözlerden akan sıcaklığı topladı yüreğine, iyi geldi.


        Lavabodan masaya dönerken, sert adamın, o daha gelmeden, yazdığı defterini okuduğunu gördü. Masaya otururken,


    - Bence izin istemeliydin dedi,


        Sert adam, 

 

    - Hayır, dedi, birbirimize ait her şey birbirimize aittir, bunun için özür dilemeyeceğim. Yazdığın her şey sensin ve  sen de benim için önemlisin. Seni daha iyi nasıl tanıyabilirim.


        Bu derin bir konuydu ve şu anda hiç konuşmak istemiyordu öğretmen. Bugün, doktor kadını, ondan nasıl kurtulabileceklerini, sert adamın gerçekten doktorla ilişkisini bitirmek isteyip, istemeyeceğini konuşmak istiyordu. Nasıl evlenmişlerdi ve yıllar önce ayrılmalarına rağmen nasıl hala görüşebiliyorlardı, çocukları da yoktu.


    - Keşke sen de yazı yazsaydın dedi, öğretmen. Ben de arada onları okurdum, belki daha iyi anlardım olup biteni.


    - Olur, dedi sert adam, iyi fikir, senin kadar güzel yazabilir miyim bilmiyorum ama deneyeceğim bunu , söz. Ne yemek istersin,


        Yemeklerini söylediler. Çok kalabalık değildi lokanta, hafif bir müzik çalıyordu, insanlar usul, usul konuşuyorlardı. Bir süre sustular, 


    - Daha sonra gördün mü o mavi gözlü adamı, diye sordu sert adam.


        Öğretmen yazdıklarını unutmuştu bir an, şaşkınlıkla baktı ona,


    - Hangi mavi gözlü adamı,


    - Sana mendil uzatmış ya,


    - Bunu gerçekten soruyor musun, inanamadan bakıyordu sert adama,


    - Her zaman rastlanılan bir hareket değil, öyle değil mi,


    - Seneler önce dedi öğretmen, bu mu konumuz. Lütfen sen anlatır mısın, neden doktorla ilgilenmeye mecbursun hala, aile filan deme ama. Hiç mi akrabası filan yok.


    - Anlatacağım , önce yemeklerimizi yiyelim, soğutmayalım, dedi sert adam. Ayrıca sen benim sorumu cevaplamadın.


        Yemeklerini yerken, birbirlerinin yanında olmaktan derin bir huzur ve mutluluk duydukları kesindi. Sanki aralarında köprüler inşa edilmişti, konuşmadan anlaşmak için köprüde habire telaşla geçip duruyorlardı duygular, artık söze gerek yoktu her zaman.



ZERRİN TİMUROĞLU

2022

16 Temmuz 2022 Cumartesi

Serçe

        Ankara Hacettepe Üniversitesi, Beytepe Kampüsü Fizik Mühendisliği bölümünden çıktığında, bacaklarının dermanı kalmamıştı. Beş yıllık bölümü bir buçuk yıl uzatmıştı. Bütün yüksek kredili dersleri iyi derecelerle vermiş ama bir derste takılmıştı. Ve bugün bu dersin son hakkına girmişti. Hava Şubat soğuğunun tüm hünerlerini sergiliyordu Ankara’da.

        Servislere doğru yürüdü. Bir servise oturduğunda ne hissettiği hakkında hiçbir bilgisi yoktu. İyi geçmemişti sınavı. Bölümün hiç acımayacağını biliyordu, alt sınıflarda okurken, üst sınıflardan pek çok öğrencinin, bir ya da iki ders için atıldıklarına pek çok kez şahit olmuşlardı.


        Evin cehenneminden fırsat bulup bu kadar zor bir bölümü nasıl okumuştu, nasıl buralara kadar gelmişti, deliler gibi ders çalışan biri olmasına rağmen hayret ediyordu.


        Bazen kendisini, yokuş aşağıya, frenleri bozulmuş bir arabada giderken buluyordu. Tamam, artık bu sefer kesin her şey bitti derken, yavaşlıyordu araba kendiliğinden, bir şekilde düz yola çıkıyordu yine.


        Üniversitenin ilk yılında, yıllarca kavga gürültüyle götürdükleri evliliklerini sonlandırmışlardı anne, babası. Ablası da Kimya Mühendisliği'nde okuyordu son sınıfta, hemen bir işe girip, eve bakmaya başladı. Abisi yurt dışındaydı. Ekonomik zorluklar, ablasının sık sık hastalanması, hastaneler. Bir gün bile huzur içinde, sorunsuz geçmiyordu ve bu kargaşada kendisi, bazen on saat masanın başında, habire ders çalıyordu. 


        Arada geçici işler bulduğunda ya da öğrenci bulduğunda çalışıyordu da. Bütün kaygıları taşıyan, bütün sorunları taşıyan önce ablası sonra kendisiydi, abisi de çok üzülüyordu ama uzaktaydı.


        Servisten indi, biraz yürüyüp belediye otobüsüne yetişti, neyseki oturacak yer bulmuştu. İçinde öyle bir umutsuzluk vardı ki nefes almakta zorlanıyordu. En çok da ablasının emeğine acıyordu, onun üzülleceğine telaşlanıyordu. Nasıl diyecekti sınav kötü geçti diye.


        Eve vardığında annesiyle, ablasını merakla kendisini beklerken buldu, renk vermedi, fena geçmedi dedi, yüreğini kaplayan sise yenilmeden, büyük bir çaba ile rahatlattı onları. Ancak yattıktan sonra, yatağında, bir boşlukta yüzmeye başladı. Sanki bir hamakta sallanıyor, ipin her an kopacağını biliyor ama inemiyordu da hamaktan, garip hissediyordu.


        Ertesi gün akşama doğru kapı çalıp, yakın iki arkadaşı gelip, dersten geçtiğini söylediklerinde, sevinmenin bazen ne kadar yetersiz bir gösteri olduğunu anladı, kocaman sevinmişti, bildiği her şeyden daha büyük sevinmişti.


***


    - İyi misin, biri kolunu tutarak sarsıyordu onu, gözlerini açtı, sert adamın endişe ile kendisine baktığını gördü.


    - İyi misin, olmaz, olmaz diye sayıklıyordun. Özür dilerim seni çok üzdüm istemeden, lütfen toparla kendini, dedi.


    - İyiyim, dedi, rüya görüyordum.


    - Ne ile ilgili, çok sıkıntılı görünüyordun.


        Gülümsedi kendi kendine, 


    - Gülmek yok ama dedi sert adama. Üniversitede mezuniyet sınavına girişimi, telaşımı gördüm, inanılmaz bu kadar yıl sonra nerden icap etti anlamadım.


    - Sıkıntılarına, geçmişinden bir görsel aramış beynin, doğal bu dedi sert adam. Elini tuttu, hafifçe sıktı, 


    - Ben her zaman yanındayım, sakın üzülme, sakın dedi.


        Tren dolu sayılırdı. Camdan dışarıya baktı, belli belirsiz bir pembelik belirmişti ufukta, yaklaşmışlardı demek.


    - Varırız birazdan dedi sert adama, senden bir açıklama bekliyorum ama bugün değil, dinlenmeliyim biraz, yarın buluşup konuşuruz olur mu dedi.


    - Tamam, dedi sert adam, sadece şu kesin sakın kuşku duyma, biz doktorla iki yıl önce boşandık, ama o bir türlü kabul etmedi bunu, hastalığı da tetikliyor sanırım bu inkarı, sadece bunu artık tartışmayalım. Ben yarın ararım seni.


    - Anlaştık dedi öğretmen, tekrar başını çevirdi pencereye, nedensiz bir ağlama isteği duyuyordu, sanki ağlasa inanmak istediği her şeyi sulayıp gözyaşlarıyla temizleyecek, pırıl, pırıl yapacaktı.


        O son sınavından çıkıp bindiği servistede aynı böyle yapayalnız, yerçekimsiz, bir yerde, ağırlığını hissetmeden kalakalmıştı. Oysa şimdi sert adam vardı, elini tutan, onu önemseyen, onu seven. Aslında o kadar korkuyordu ki sert adamı kaybetmekten, o kadar bağlanmıştı ki ona bunu fark edecek diye çok korkuyordu. 


        Sevgisi bir ağaç dalındaki bir serçe gibiydi, sert adamın bakışlarında uçup gidecek gibi ürkek, havada kimsesiz, yerde tehlikede. Sevgisi ne sert adama ne başka birine emanet edemeyeceği kıymetteydi bir o kadar isyana hazır.




ZERRİN TİMUROĞLU

2022

11 Temmuz 2022 Pazartesi

Ay

        Dünyada hiç kimseye, sahip olmadığınız bir şeyi veremezsiniz. Bir insanı seversiniz, o kişinin varlığını her yönüyle geliştirmesini istersiniz ve bunun için onu yüreklendirirsiniz.

        Bir binayı ayakta tutan kolonlar birbirlerinden ayrı noktalarda yapılır yoksa binayı taşımaları risk taşır. Yani sevdiğinizle her konuda aynı görüşe sahip olmak birlikteliğinizi tehlikeye atar, yıkıcı olur.


        Bu dünyada zorda kaldığınızda kaçıp sığınacağınız bir insan, tek bir insan bile varsa şanslısınız. Saklanmadan, yalan söylemeden, olduğunuz gibi sizi kabul edip seven, sarmalayan tek bir insan bile sizi hayata bağlamaya yeter.


        Sert adam, öylece duruyordu istasyonun orta yerinde. Arkadaşı şaşkın, şaşkın baktı kendisine, ne oluyor gibilerden, çünkü duygular gizlenemez haldeydi, öğretmen çok şaşkındı, sert adam çok öfkeli.


    - Biraz yalnız konuşabilir miyiz dedi, sert adam,


        Bu konuşmadan kaçamayacağını anladı öğretmen, arkadaşından izin isteyip biraz uzağa gitti, sert adamı bekledi.


    - Sen , nasıl yaparsın böyle bir şeyi, bu adam kim ve burada ne işin var diye sordu sert adam,


    - Size açıklama yapmayacağım, buna gerek yok, karınız nerede, yoksa o da mı geldi,


    - Biliyorum kızgınsın, bu adam gene yalan söyledi bana diyorsun ama söylemiyorum, sorun senin hiçbir açıklama dinlemeden kaçman, ne bu saçmalık. Sen bu adamla burada ne yapıyorsun.


        Mutsuz insanlar şakadan anlamazlar, her şey yani hayata dair her şey onlar için çok ciddidir. Ciddiyeti tanımlayamazlar da çünkü bu tek şıkka mahkumdur algıları. Güldüklerinde yüzlerindeki değişim bile şaşırtır onları, denizin ortasında, yalnız bir kayık gibi salınır gülüşleri.


        Şakaya, gülmeye bu kadar cahil kalmak, etrafınızdan yabancılaşmak, hep geç kalmak kahkahalara, hayallere bir türlü inanamamak, hep geç kalmak sevince. Denizin ortasında salınan kayıkta kalmak.


        Öğretmen,


    - Siz beni mi takip ediyorsunuz, nasıl geldiniz buraya,


        Sert adam yanına geldi, gözlerinde yanan ateşin kıvılcımları tuzlu su etkisi yarattı gözlerinde, ellerini tuttu,


    - Bak, beni lütfen çileden çıkarma, şu an kendimi o kadar zor tutuyorum ki, bas bas bağırmamak için, yıkıp geçmemek için her şeyi, lütfen,


        Öğretmen hissetti bunu sustu,


    - Tamam sana açıklama yapmak zorunda değilim ama yine de söyleyeyim. İstasyonda karşılaştım arkadaşımla, burada bir imza günü varmış, ona katılmamı önerdi ben de moralime iyi gelir diye kabul ettim. Akşama memlekete döneceğim.


        Sert adam ellerini bıraktı, kendi etrafında döndü, sanki azgın suların üzerindeki, yıkılmak üzere olan bir köprüyü geçmişti, rahatlamıştı.


    - Peki, dedi. Ben de seninle kalacağım, hadi bir şeyler yiyelim, sen de çok yorgun görünüyorsun, rengin bembeyaz oldu, dedi.


        Olanı biteni uzaktan merakla izleyen arkadaşının yanına gittiler, sert adam,


    - Merhaba, dedi. Biraz tuhaf bir karşılaşma oldu, nişanlımı burada sizinle görünce şaşırdım biraz dedi. Biraz tartışmıştık.


        Arkadaşı büyük bir şaşkınlıkla baktı öğretmene,


    - Nişanlınız mı,


 Öğretmen uzun, uzun açıklama yapacak güçte hissetmiyordu kendini, onun  yanlış anlamasına izin verdi,


        Sert adam,


    - Şurada güzel bir kafe var, gidelim mi,


        Hep beraber oraya doğru yürüdüler. Geniş, ferah, temiz bir yerdi. Bir masaya oturdular, kahvaltı ve çay söylediler. Masada çok şiddetli bir sessizlik bağırıyordu, sadece üçünün duyduğu.

        

        Heisenberg Belirsizlik İlkesine göre bir parçacığın konumu ve hızı, aynı anda istenilen doğrulukta ölçülemez. Atom için bunun anlamı şudur, en düşük enerji seviyesinde bir elektron, çekirdekte hareketsiz halde bulunamaz, çünkü o zaman konumu tam olarak belli olur, hızı da elbette çekirdekte sıfırdır. Bu olamaz hem hızın hem konumun bir olasılık dağılımı içinde olması gerekir.


        Bilimin yasaları değişmezdi ama aşkın yasaları tuhaftı. Sert adam doğru mu söylüyordu yoksa yine bir aldatmaca mı vardı ortada. Tartışamıyordu bu konuyu arkadaşının yanında. Zaten niye olduğunu anlayamadığı bir kedere bürünmüştü arkadaşı. Akşamdan beri sevinçle konuşup duran insan gitmiş, sesi çıkmayan, gülmeyen biri gelmişti yerine. 


        Bugün uzun süreceğe benziyordu. Konuşulacak çok şey vardı ama yer ve zaman uygun değildi bunun için. Kahvaltılarını yaparken, sert adam özellikle çok ilgileniyordu onunla, doğru dürüst bir şeyler yemesi için uğraşıyordu, sevgisi hissedilmeyecek gibi değildi.


        Doktor kadın yine bir yıkıma neden oluyordu. Onu da anlamaya çalışıyordu öğretmen. Sert adam gibi sevmeyi çok iyi bilen birini kaybetmek ki kazanmak gerekti tabi önce kaybetmek için, can acıtırdı. Ama dünyada zorla, parayla, pulla sahip olunamayacak tek şeydi sevgi. Bir fidan gibi büyürdü sahibinin yüreğinde, sadece tek bir yürekte yetişirdi, kimse engel olamazdı buna. Hatta o yüreğin sahipleri bile aciz kalırdı bu fidanı yok etmekte.


        Hep beraber, imza gününün yapılacağı etkinlik alanına gitmek için kalktılar, gitmeden sert adam akşam için biletlerini aldı öğretmene ve kendisine. Öğretmen çok ama çok yorgun hissediyordu kendisini, sanki bir güzel kumsalda, yatsa kumların üzerine kimse olmadan sonsuza kadar derin bir uykuya dalacakmış gibi.




ZERRİN TİMUROĞLU

2022 

8 Temmuz 2022 Cuma

Su Perileri

        Bagajdan şoförün indirdiği valizini kavradı. Her zaman olduğu gibi erken gelmişti, kapılardan birine doğru yürüdü.

        İçeriye girer girmez uğultunun içinde kaldı. Kısa sürede olsa, taksiden inişiyle, binaya girmesi arasındaki sürede üşümüştü. Bu yüzden içerinin sıcaklığı hoşuna gitti.


        Saatine baktı trenin kalkmasına bir saat vardı. Oturacak bir yer aradı gözleriyle, ortalarda bir yerde bir bankın yarısı boştu, gidip, yerleşti, valizini dizlerine dayadı.


        Yaşadıklarını düşünmek istemedi bu yüzden etrafı gözlemeye başladı oyalanmak için. Biraz ötesinde, oturma yerlerinin kendine bakan tarafında, yaşlı, tonton bir ihtiyar vardı. Takır, takır öksürürken bir yandan sağ eliyle dizini ovuşturuyor, diğer eliyle kehribar tesbihini çekiyordu dalgın, dalgın. Kim bilir nereden gelip, nereye gidiyordu, sona yaklaşmış olmanın aşılmaz kederini taşıyor muydu yüreğinde yoksa hiç aklına bile getirmiyor muydu bunu.


        Gözleri terk ederken onu, yüreği unutmadı hemen. Yaşlı olmak ve yalnız ve istenmeyen biri olmak çok zordu. Umarım bu amca seviliyordur diye düşündü.


        Yaşlı adamın hemen yanındaki bankta karı, koca olduğunu tahmin ettiği bir çift oturuyordu, bir de beş, altı yaşlarında küçük kızları vardı. Baktığı hiç kimse konuşmuyordu, salonun uğultusu neydi anlamadı.


        Gözleri uzaklardan yorulunca yere indirdi ve hemen sert adamın yüzü düştü garın zeminine. Kapattı gözlerini, karanlıkta kaybetmek istedi bu resmi, olmadı. Tekrar açtı gözlerini


    - A, merhaba,


        Döndü sese doğru, okuldaki, uzun boylu öğretmen arkadaşı karşısında, sevinçle bakıyordu ona.


    - Hocam, hayırdır, yolculuk nereye,


    - Merhaba, memlekete, dedi, siz.


    - Ben Eskişehir’e gidiyorum, bir edebiyat etkinliğimiz var, imza günleri filan, aynı trende olabiliriz.


    - Galiba aynı, benim trenim Eskişehir’den geçiyor.Hangi vagon, kaç numara.


        Arkadaşı neşeyle,


    - Bunun önemi yok hocam, siz verin biletinizi, ben yanyana yolculuk yapabilmemiz için ayarlamaları yaparım. Bulurum o insanı, rica ederim.


        Bileti alıp gözden kayboldu, bir süre sonra, yanına oturmuş, ayarladığını söylüyordu. Ona rastlamak iyi gelmişti öğretmene, oyalanmaya, değişik şarkılar duymaya ihtiyacı vardı. Bir türlü sert adamın ona ikinci kez boşanma konusunda yalan söylemesini kabul edemiyordu. Kendini kandırmak için bu yalana kılıf bulamıyordu ve aslında hiç bulmak istemiyordu. Bu yüzden trene binip, koltuklarına yerleşince, arkadaşının  anlattıklarını can kulağı ile dinlemeye gayret etti, biraz da olsa, onu, derinlerinde kaybetmeye hazır kumsalın girdabından uzaklaştı.


        Telefonunu kapatmıştı, sert adamın ismini bile görmeye tahammülü yoktu. Oysa o evde, o bahçeye bakarken, güllerin, ortancaların su perileri o güne dek hissettiği en güzel duyguları estirmişlerdi yüreğinde, hayatı yeniden sevebileceğine dair umut tohumları bırakmışlardı aklına. Hepsi yok olmuştu.


    - Hocam, bir teklifim olacak size, eğer memlekette önemli bir işiniz yoksa, benimle gelin siz de. Sayısalcı olmanıza rağmen, edebiyata ne kadar tutkun olduğunuzu biliyorum, yazmaktan hiç vazgeçmiyorsunuz.


        Şaşkınlıkla baktı arkadaşının yüzüne,


    - Bunu fark ettiğinizi bilmiyordum, dedi.


    - Ne dersiniz, bir gece kalır, yolunuza devam edersiniz.


        Biraz düşününce iyi bir fikir olduğuna karar verdi, biraz kendisini toparlardı en azından, evdekileri endişelendirmemiş olurdu.


    - Tamam, olur, dedi.


        Çok sevinmişti öğretmen arkadaşı. Cam kenarında oturuyordu, başını kendi silik resmini de gösteren cama çevirdi. Bir sıvı değil de bir gaz olmayı istedi,. Bir sıvı gibi ya bulunduğu kaptan taşan, ya eksik kalan değil de kabın hacmi ne olursa olsun o kaba yayılıp her yanı kaplayan olmak isterdi, aldırmadan.


        Uyuyormuş gibi yaptı galiba sessizliği özlemişti. Kapadı gözlerini, bir iki damla yaş akınca gözlerinden şaşırdı, bu kadar üzgün olmayı kabul edemiyordu. Neler dönüyordu etrafında aylardır bilmiyordu, arkadaşları, sert adam, neler oluyordu, yorgun hissediyordu kendini.


        Tren kendine özgü çığlıklarıyla meydan okuyordu geceye, uykuya direnemedi daha fazla. Arkadaşı da susmuş, bir kitap açmış okumaya başlamıştı.


        Hep bir sınavdan söz ederler yaşam için, hep bir sınav. Niye girmek zorunda olduğumuzu hiç anlayamadığım. Rüyasında bir denizin ortasında yüzerken bir yunusla konuştuğunu gördü, yunusla yüzdüğünü gördü, ama uyanınca ne konuştuğunu unutmuştu.


    - Geldik hocam, iniyoruz.


    - Tamam,


        Toparlandılar, valizlerini alıp indiler, acele ettiler çünkü tren yoluna devam edecekti ve bu istasyonda fazla kalmıyordu. Gece henüz bitmemişti, o yüzden etkinlik saatine kadar, bekleyecekleri, kahvaltı yapabilecekleri bir yer aradılar. Yürüyüp, kafeye yönelmişlerken, öğretmen büyük bir şaşkınlıkla durdu. Sanki bir anda taş kesilmiş gibiydi. 


        Hala uyuduğunu düşünebilirdi eğer yanında arkadaşı olmasaydı. Ama hayır rüya değildi, tam karşısında sert adam duruyor ve öfkeyle ona bakıyordu.




ZERRİN TİMUROĞLU

2022

7 Temmuz 2022 Perşembe

Sırtımda Keder

    - Bir insan kendi gerçeklerini kabul etmeye başladığı andan itibaren normal bir insan olmaya başlar. Evlilikler normal insanlar tarafından kurulmuşsa mutluluk ihtimali vardır yoksa herkesin büründüğü rollerle bir yalan yaşanır. Herkes duygularını saklar, herkes sadece çıkarlarını gözetir ama maddi çıkarlarını. Gerçek mutluluk, yağmur damlalarının toprakta kayboluşu gibi kaybolur gider, dünyaya en zararlı sahteliğini bulaştırarak.

        Sert adamla birlikte bu evde bir gece daha dinlenip kasabaya geri dönmeye karar vermişlerdi. Öğretmen sık, sık telefonla gizemli konuşmalar yapmasından kuşku duymaya başlamıştı sert adamın. Kiminle konuştun dediği hiçbir soruya tatmin edici bir cevap alamamıştı.


    - Evlilik doğru insanla yapılmışsa bir ödüldür insana ama yanlış insana evet demişse yanılıp, kurtulmak için bin takla attığın bir sirkte bulursun kendini, korkunçtur, dedi sert adam.


    - Yalnız sen akşam geçiştirmiştin, unuttum sanma, daha önce aşık oldun mu diye sormuştum.


        Öğretmen, camın önünde, ayakta durmuş, rüzgarla dans eden ağaç dallarına, onlara eşlik etmeye çalışan ortancalara, güllere bakıyordu. Döndü,


    - Bu niye bu kadar önemlidir ki, aşık olsam ne olur, olmasam ne olur. Bu sorunun cevabının hayır olmasını isteyerek soruyorsunuz. Şu an yetmiyor size, tek olmak istiyorsunuz sanki mümkünmüş gibi. Böyle bir soruya, hayır diye cevap veren biri ya yalan söylüyordur ya da ömrünü kimseyi görmeden bir kulede geçirmiştir, öyle değil mi.


        Sert adam kızgın baktı ona,


    - Hep gerçekleri fırlat kafama, hiç hayal kurmama izin verme olur mu.


        Salonun kapısı vuruldu, sert adam,


    - Girin,


        Hizmetçi,


    - Efendim eşiniz geldi, dedi. Bombayı bıraktı çıktı, ardından doktorun sinsi yüzü göründü, salına, salına girdi salona, öğretmene baktı deli gözleriyle,


    - Duydun mu karısı dedi,


        Öğretmen şaşkınlıkla baktı sert adama, doğru mu bu diye. Doktorun burda ne işi vardı, niye hala karısıyım diyordu ve hizmetçi neden aynı söylemi kullanıyordu.


        Sert adamın rengi bembeyaz olmuştu birden, telaşla bakıyordu öğretmene. Bir erik ağacının önünde, ağaç meyve ile doluyken, o ağaca bakarak dallarda hiç meyve olmadığını söylemişti, şimdi de bu yalanı tekrar söylemek istiyordu, ama yakalanmıştı. Sanki bir metrelik bir iple bağlandığı yerin iki metre uzağına yetişmek için çırpınıyor, ileri atılıyor, atılıyor bir türlü varamıyordu.


    - Sizden bir cevap bekliyorum dedi, öğretmen. Bunu söylerken kapıya varmıştı bile. Sert adam uzanıp kolunu tutmuş, bırakmıyordu. Hızla çekti, hizmetçiden ceketini ve çantasını istedi. Getirilenleri aldı, çıktı. Sert adam bir, iki dakika sonra arkasındaydı. Ona döndü,


    - Sonsuza kadar peşimden gelseniz de artık faydası yok, beni biraz tanıdıysanız, bilirsiniz dedi.


        Nereye gideceğini, yolu nasıl bulacağını bilmiyordu. Yanında duran, sert adamın arabasına bindi, çünkü yürüyerek nereye gideceğini bilmiyordu. 


    - Beni kasabaya ulaşabileceğim en yakın otobüs durağına bırakın lütfen, dedi.


        Sessizce yol aldılar, kasabadaki eve geldiklerinde, indi arabadan, bir şey demeden eve yürüdü.


        Evrende her şey müthiş bir yasalar bütünüyle korunmuştur. Örneğin, eğer proton ile nötron arasındaki kütle farkı, elektronun kütlesinin yaklaşık iki katı olmasaydı, elementleri oluşturan ve kimyanın ve biyolojinin temeli olan yüz kadar dengeli nüklit birleşimleri elde edilemeyecekti.


        Bildiğimizi inkar etmek, var olanı görmezden gelmekle hiçbir şeyi düzeltemeyiz, bilimin yasalarını eğip, bükemeyiz. Bunları kabul etmeyip rezil oyunları sürdürenler olabilir, evlilik için, çocuklar için, etraf ne derler için ya da saplantılı duyguları için, kendisi bunlardan hiçbiri değildi ve asla olmayacaktı. 


        Arkasını unuttu, bakmadı. Sert adam hala bakıyor muydu bilmiyordu. Eve girdi, yazı masasına gitti, bilgisayarını açtı ve hemen istifa dilekçesi yazdı, gönderdi. Sonra valizini indirdi dolabın üstünden, eşyalarının bir bölümünü doldurdu içine, memlekete tren bileti aldı, bilgisayarını da yerleştirdi çantasına, taksi çağırdı.


        Eskiyi yaşamış, yeniyi görmüş biri olmak ve gideceği yerden seviyle istenip, oraya hoşnut gitmek güzel olmalıydı. Kendisi için durum böyle miydi, yüreğinde, dağlarda kaybolmuşluğun yalnızlığı, aldatılmış olmanın utancı vardı.


    Rüzgarlı bir güvertede

    deniz suyuyla

        tel fırçayla yıkanmış

           branda bezinden gömlek gibi

                         sırtımda keder.    N.H





ZERRİN TİMUROĞLU

2022

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...