8 Temmuz 2022 Cuma

Su Perileri

        Bagajdan şoförün indirdiği valizini kavradı. Her zaman olduğu gibi erken gelmişti, kapılardan birine doğru yürüdü.

        İçeriye girer girmez uğultunun içinde kaldı. Kısa sürede olsa, taksiden inişiyle, binaya girmesi arasındaki sürede üşümüştü. Bu yüzden içerinin sıcaklığı hoşuna gitti.


        Saatine baktı trenin kalkmasına bir saat vardı. Oturacak bir yer aradı gözleriyle, ortalarda bir yerde bir bankın yarısı boştu, gidip, yerleşti, valizini dizlerine dayadı.


        Yaşadıklarını düşünmek istemedi bu yüzden etrafı gözlemeye başladı oyalanmak için. Biraz ötesinde, oturma yerlerinin kendine bakan tarafında, yaşlı, tonton bir ihtiyar vardı. Takır, takır öksürürken bir yandan sağ eliyle dizini ovuşturuyor, diğer eliyle kehribar tesbihini çekiyordu dalgın, dalgın. Kim bilir nereden gelip, nereye gidiyordu, sona yaklaşmış olmanın aşılmaz kederini taşıyor muydu yüreğinde yoksa hiç aklına bile getirmiyor muydu bunu.


        Gözleri terk ederken onu, yüreği unutmadı hemen. Yaşlı olmak ve yalnız ve istenmeyen biri olmak çok zordu. Umarım bu amca seviliyordur diye düşündü.


        Yaşlı adamın hemen yanındaki bankta karı, koca olduğunu tahmin ettiği bir çift oturuyordu, bir de beş, altı yaşlarında küçük kızları vardı. Baktığı hiç kimse konuşmuyordu, salonun uğultusu neydi anlamadı.


        Gözleri uzaklardan yorulunca yere indirdi ve hemen sert adamın yüzü düştü garın zeminine. Kapattı gözlerini, karanlıkta kaybetmek istedi bu resmi, olmadı. Tekrar açtı gözlerini


    - A, merhaba,


        Döndü sese doğru, okuldaki, uzun boylu öğretmen arkadaşı karşısında, sevinçle bakıyordu ona.


    - Hocam, hayırdır, yolculuk nereye,


    - Merhaba, memlekete, dedi, siz.


    - Ben Eskişehir’e gidiyorum, bir edebiyat etkinliğimiz var, imza günleri filan, aynı trende olabiliriz.


    - Galiba aynı, benim trenim Eskişehir’den geçiyor.Hangi vagon, kaç numara.


        Arkadaşı neşeyle,


    - Bunun önemi yok hocam, siz verin biletinizi, ben yanyana yolculuk yapabilmemiz için ayarlamaları yaparım. Bulurum o insanı, rica ederim.


        Bileti alıp gözden kayboldu, bir süre sonra, yanına oturmuş, ayarladığını söylüyordu. Ona rastlamak iyi gelmişti öğretmene, oyalanmaya, değişik şarkılar duymaya ihtiyacı vardı. Bir türlü sert adamın ona ikinci kez boşanma konusunda yalan söylemesini kabul edemiyordu. Kendini kandırmak için bu yalana kılıf bulamıyordu ve aslında hiç bulmak istemiyordu. Bu yüzden trene binip, koltuklarına yerleşince, arkadaşının  anlattıklarını can kulağı ile dinlemeye gayret etti, biraz da olsa, onu, derinlerinde kaybetmeye hazır kumsalın girdabından uzaklaştı.


        Telefonunu kapatmıştı, sert adamın ismini bile görmeye tahammülü yoktu. Oysa o evde, o bahçeye bakarken, güllerin, ortancaların su perileri o güne dek hissettiği en güzel duyguları estirmişlerdi yüreğinde, hayatı yeniden sevebileceğine dair umut tohumları bırakmışlardı aklına. Hepsi yok olmuştu.


    - Hocam, bir teklifim olacak size, eğer memlekette önemli bir işiniz yoksa, benimle gelin siz de. Sayısalcı olmanıza rağmen, edebiyata ne kadar tutkun olduğunuzu biliyorum, yazmaktan hiç vazgeçmiyorsunuz.


        Şaşkınlıkla baktı arkadaşının yüzüne,


    - Bunu fark ettiğinizi bilmiyordum, dedi.


    - Ne dersiniz, bir gece kalır, yolunuza devam edersiniz.


        Biraz düşününce iyi bir fikir olduğuna karar verdi, biraz kendisini toparlardı en azından, evdekileri endişelendirmemiş olurdu.


    - Tamam, olur, dedi.


        Çok sevinmişti öğretmen arkadaşı. Cam kenarında oturuyordu, başını kendi silik resmini de gösteren cama çevirdi. Bir sıvı değil de bir gaz olmayı istedi,. Bir sıvı gibi ya bulunduğu kaptan taşan, ya eksik kalan değil de kabın hacmi ne olursa olsun o kaba yayılıp her yanı kaplayan olmak isterdi, aldırmadan.


        Uyuyormuş gibi yaptı galiba sessizliği özlemişti. Kapadı gözlerini, bir iki damla yaş akınca gözlerinden şaşırdı, bu kadar üzgün olmayı kabul edemiyordu. Neler dönüyordu etrafında aylardır bilmiyordu, arkadaşları, sert adam, neler oluyordu, yorgun hissediyordu kendini.


        Tren kendine özgü çığlıklarıyla meydan okuyordu geceye, uykuya direnemedi daha fazla. Arkadaşı da susmuş, bir kitap açmış okumaya başlamıştı.


        Hep bir sınavdan söz ederler yaşam için, hep bir sınav. Niye girmek zorunda olduğumuzu hiç anlayamadığım. Rüyasında bir denizin ortasında yüzerken bir yunusla konuştuğunu gördü, yunusla yüzdüğünü gördü, ama uyanınca ne konuştuğunu unutmuştu.


    - Geldik hocam, iniyoruz.


    - Tamam,


        Toparlandılar, valizlerini alıp indiler, acele ettiler çünkü tren yoluna devam edecekti ve bu istasyonda fazla kalmıyordu. Gece henüz bitmemişti, o yüzden etkinlik saatine kadar, bekleyecekleri, kahvaltı yapabilecekleri bir yer aradılar. Yürüyüp, kafeye yönelmişlerken, öğretmen büyük bir şaşkınlıkla durdu. Sanki bir anda taş kesilmiş gibiydi. 


        Hala uyuduğunu düşünebilirdi eğer yanında arkadaşı olmasaydı. Ama hayır rüya değildi, tam karşısında sert adam duruyor ve öfkeyle ona bakıyordu.




ZERRİN TİMUROĞLU

2022

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...