22 Ekim 2022 Cumartesi

Sönmüş Yıldızlar

        Eve girdiğinde tuhaf duygular içindeydi. Sanki birine ihanet ediyormuş, kötü bir şey yapıyormuş gibi hissediyordu. Üstünü başını değiştirip, ışıkları kapatıp, yatağına uzandığın da kendine müthiş öfkeliydi.

        Kadınlar nasıl bir eğitimden geçiyoruz ki özellikle benim gibi, güvensiz, sevgisiz bir ortamda büyüyenler, en küçük bir yanılma, en küçük bir özgürlük tanımıyoruz kendimize. Hemen beynimize takılı pillerden alarm sesleri acıtıyor içimizi.


        Üstelik ne kocam sert adam ne nişanlım, verilmiş bir sözüm yok ona, buna rağmen Bulut beyle, konsere gittim diye suçluluk duymama neden oldu, hangi hakla, üstelik bir sürü takıntısı varken.


        Öfkeyle kalktı yataktan, ışığı yaktı, mutfağa gidip su ısıttı, melisa çayı hazırlayıp, televizyonu açtı, sesini tamamen kısmıştı.


        Telefonuna mesaj geldiğini duyunca baktı. Sert adamdı,


    - Biliyorum beni sinirlendirmeye çalışıyorsun, başarıyorsun da ama yapmamalısın, güvenimi zedelememelisin, diye yazıyordu.


        Bir cevap yazmak için telefonu eline aldığında bu yolda, yüreğinde akan bütün nehirlerin sularının çekildiğini hissetti. Kendime saygımı kaybetmek istemiyorsam ona cevap vermemeliyim diye düşündü. Bunu alışkanlığa dönüştürmemeli, beni takip etmek nasıl bir saygısızlıktır.


        Yine de bir şeyler yazmak istedi,


    - Siz beni anlamadınız belki, ben öylesine yazmadım o mektubu, beni uyarmanız, beni izlemeniz hiçbir yarar sağlamayacaktır. Ben bir deniz kıyısındaydım, döndüm yanımda sizi gördüm. O kadar yalnız, o kadar yaralı ve o kadar ilgiye muhtaçtım ki, sizin bütün kusurlarınızı kabul ederim sandım.


        Ama işte ben kendime bile söz geçiremeyen, yüreğimdeki kapıların anahtarlarını kaybetmiş biri olduğumu unuttum. Eski eşinizin kötülükleri, sizin o bağı kesip atmamış olmanız, yaşadığım sıkıntılar, her şey beni kendi yağmur ormanlarımda kaybetti. Sakın aramayın beni, sakın takip etmeyin, hareketlerimi sorgulamayın, ben size bu izni vermiyorum çünkü. Yapacağınız her ihlal bundan sonra sadece size olan öfkemi, kızgınlığımı körükler ki bu iyi kötü yaşadığımız küçük anıları da bataklığa gömer, belki de çoktan gömdü bile.


        Telefonu salonda koltuğun üzerine bıraktı, ışıkları söndürüp yatmaya gitti.


        Mutlu evlerde yetişen çocuklar acaba gerçekten mutluluğu öğrenirler mi. Yani mutluluk öğrenilebilir bir şey midir. Değilse bile en azından nasıl bir şey olduğunu hissetmişlerdir. Kendi ailesinde romantik anlarda babası annesine şiir okurdu sofrada bazen. Ama o kocaman kavgalardan sonra, o kocaman hakaretlerden sonra ona öyle gelirdi ki bir gece karanlığında güneşe kadeh kaldırılıyor. Annesinin buna inanması, babasının onu inandırması, içinde, hayata dair bütün inancı öldürmüştür.


        Şimdi de sert adam, gözünde, şiir okuyan babası kadar sislere gömülmüştü. Eğer doktor kadını, tümüyle bırakmış olsaydı, alacağı intikama aralarındaki duygusallığı kurban etmeseydi bir şansları olabilirdi, gerçi sevginin sınavları bitmezdi.


        Yatağında uzanmış, perdelerini açtığı camdan gökteki yıldızlara bakarken, uykuya dalmadan aklından geçen şuydu,


    - Ben asla annem gibi bir ömür, aslında çoktan ölmüş bir yıldıza, sanki hala varmış gibi bakmayacağım, bunu kendime yapmayacağım.


***

        Zil çaldığında öğretmenler odasına girmek üzereydi. Kendi dersleri bitmişti, hemen çıkıp, güneşli havada yürümek, deniz kıyısında biraz oturmak istiyordu. Önlüğünü çıkardı, notlarını çantasına koydu, ceketini giydi, kapıyı açar açmaz Bulut beyi karşısında buldu,


    - Merhaba hocam, çıkıyordunuz galiba,


    - Merhaba, evet şimdi bitti dersim, hayrola siz neden geldiniz,


    - Yeğenimin matematik hocası görüşmek istemişti, aramış o yüzden geldim, konuştuk, çıkmadan sizi de görmek istedim.


        Birlikte okul çıkışına doğru yürürlerken,


    - Bir sorun mu var matematik hocasıyla diye sordu,


    - Hayır, hayır, bir yarışma varmış, yeğenim matematikte çok iyidir, hocası katılmasını istiyor, onun için konuştuk,


    - Sevindim,dedi.


        Bahçeye çıktıklarında Bulut bey arabayla gideceği yere bırakmayı teklif etti, kabul etmedi, yürümeye, düşünmeye ihtiyacı vardı. Hayattan aldığı her darbe onu, insanlarla olan köprülerin uzağına savuruyordu, tıpkı karşı koyamadığı güçlü fırtınalar gibi, tuttuğu her elden koparıyordu onu.




Zerrin Timuroğlu

2022

16 Ekim 2022 Pazar

Bakıştaki Sopa

        Yıllar geçtikçe hayatla kavga etmekten vazgeçersiniz. Anlarsınız bunun aslında sizin dışınızda garip bir oyun olduğunu, anlarsınız değişimin, sizinle bir ilgisi olmadığını. İnatlaşmanın, her şeye bütün samimiyetinizle sarılmanın, hatta bazı düşünceler için yaşamınızı çekinmeden ortaya koymanın ne kadar boş olduğunu, anlarsınız.

        Aklımıza yüklenmiş bilgilerin bir zerre dışına çıkamayız, gözümüzün göremediğini, aklımızla yaptığımız aletlerle görmeye çalışırız ve görürüz de; kulaklarımızla duyamadıklarımızı da öyle, aklımızla yaptığımız icatlarla aşarız, daha fazlasını  duyarız. Daha çok nedir bilmeden, neyi başardığımız hakkında aslında en ufak bir bilgimiz olmadan tam bir kör dövüşü ile zamanımızı tamamlar yok oluruz.


        Onu tanımış olmaktan o kadar şaşkındı ki, bir masalın içindeydi sanki. Yıllar önce bir konserde ağlarken ona yan koltuktan mendil veren mavi gözlü kişi demek bu, öğrencisinin velisiydi. Gülümsedi, ikisi de önlerine döndüler ve konser bitene kadar konuşmadılar.


        Konser bitiminde çıkıp arabalarına yürürken,


    - Amca benim arkadaşlarımla buluşmam lazım, arabalarıyla gelmişler beni almaya, iki saat sonra evde görüşürüz olur mu, hocam lütfen kusura bakmayın dedi öğrencisi.


        Amcası,


    - Olur, telefonun açık olsun, nereye gittiğini hemen yaz ve on ikiden önce evde ol, dedi.


        Öğrencisi gülümsedi,


    - Görüyorsunuz öğretmenim, sıkıyönetim var bizim evde.


        Öğrencisine gülümserken, hoşçakal dedi ve mavi gözlü amcanın açtığı kapıdan arabaya bindi.


        Yola çıktılar, kasabaya kadar, çok da tanımadığı bir insanla yalnız kalmaktan rahatsız olmuştu biraz. Gerçi yıllar öncesinden tanışmış olduklarını öğrenmişti ama o tam bir tanışma sayılmazdı tabi.


    - Neden söylemediniz, yani ilk gördüğünüzde, biliyordunuz sanırım.


    - Evet dedi, bu arada benim adım Bulut, siz özel bir insansınız hocam, dış görünüşünüzle değil ama kafanızın içindekiler gözlerinizle birikiyor. Sıradan bir göz göze gelme bile sizi tanıma isteği oluşturuyor insanda. Bir merak, yeni bir  şey keşfetme heyecanı. Ama aynı zamanda bir korku.


    - Korku mu,


    - Evet muhtemelen siz farkında değilsiniz ama bakışlarınızın sopası var, gülerken bile hatta alarm sistemleri.


    - Çok tuhaf konuşuyorsunuz Bulut bey, keşke dediğiniz gibi olsaydı ama bunu sadece siz keşfettiniz şimdiye kadar.


    - Sanmam, öğrencileriniz de tamamiyle farkında bence, hiç bağırıp çağırmadan, çok zor bir dersi sessizce dinlemelerini  başka nasıl açıklarsınız ki.


     -Bunu nereden biliyorsunuz, şaşkınlıkla baktı adama.


    - Tabi ki yeğenimden. 


        Bir süre konuşmadan yol aldılar. Arada yanlarından geçen arabaların rüzgar sesinden başka bir ses duyulmuyordu, karanlık tarlaların üzerine düşen yıldızlar işinde, gücündeydi, sakindi her şey.


    - Bulut bey size bir şey sorabilir miyim,


    - Elbette, buyrun,


    - Hiç sormadınız,


    - Niye ağladığınızı mı,


        Büyük bir şaşkınlıkla baktı adama, o gayet sakin araba sürerken,


    - Buna hakkım olmadığını düşünüyorum, bir yabancı olarak dertlerini deşmek büyük kabalık olurdu.


    - Teşekkür ederim.


        Her müziği sevmeyiz, sesler uyumlu değildir yüreğimizin notalarıyla, batarlar iğne gibi. Her rüzgar estiğinde neşeyle uçuşmaz saçlarımız, belki bir ev yıkılmıştır diye fırtınada. Her insan huzur vermez bize, dikenli tellerinde yaralar alır vücudumuz belki, görmek istemeyiz bir daha.


     - Hocam yarın bir ara okula geleceğim, size uğrayabilir miyim.


     - Tabi, sevinirim Bulut bey, çay sever misiniz.


        Kasabaya yaklaşmışlardı, on dakika sonra evde olacaktı, o sırada yanlarından geçen arabanın şoför koltuğunda oturan sert adamı gördü, içinin buza kestiğini hissetti, onları mı takip etmişti. Birden bütün güzel ezgilerin darmadağın olduğunu hissetti içinde.




Zerrin Timuroğlu

2022

5 Ekim 2022 Çarşamba

Tesadüf

        Okullar açılmıştı. Sert adama mektubu vermesinin, çay bahçesininde mavi gözlü veliyle güzel sohbetinin ardından on beş gün geçmişti. Her şey gayet sakindi. Dersleri bitince, serinleyen havaya aldırmadan sahil boyunca uzun yürüyüşler yapıyordu. Deniz her zaman çok iyi geliyordu ona. Yine artık çevreleri camekanlarla kapatılan çay bahçelerinde oturuyor, yine yazılarını yazıyor, yine arkadaşlarıyla sohbet ediyordu.  Kendisini ormandaki kulübede ziyaret eden öğretmen arkadaşı, sanki hiçbir şey olmamış gibi yine işine devam ediyordu. Birkaç kez konuşmaya çalışmıştı, sanki her şey aynıymış gibi, büyük bir pişkinlikle arkadaşlığı devam ettireceğini sanmıştı.

        Okuldan çıktığı bir gün, her zaman alışveriş yaptığı markete doğru yürürken, kasabanın panolarından birinde bir ilan dikkatini çekti. Bir Rus senfoni orkestrası konserinin geleceği tarih ve konserin yeri yazıyordu. Gözlerine inanamadı, o kadar sevindi ki konserin verileceği yerin kasabaya biraz uzak olduğunu algılayamadı önce. O afişe dalmışken arkasından bir ses,


    - Hocam, fazla bir biletim var, isterseniz beraber gidebiliriz, yeğenim de çok sever klasik müziği, dedi.


        Kim konuşuyor diye dönünce, arabasının kapısını açıp, yan koltuğa uzanarak kendisine seslenen mavi gözlü veliyi gördü.Önce durakladı, ne diyeceğini bilemedi,


    - Merhaba, dedi, ben rahatsızlık vermeyeyim kendim giderim, dedi.


        Ama ısrarcıydı veli,


    - Hocam, lütfen, uzak orası, kırmayın bizi, dedi. Biz sizi yarın akşam evinizden alırız, şimdi gitmem gerekiyor, iyi günler.


        Arabanın kapısını kapattı, yüzünde dost bir gülüşle uzaklaştı.


        Hayatta en sevmediği şeylerden biri, yapılan emrivakilerdi. Kalabalık bir otobüse kendi çabası olamadan bindirilişi gibi, ya da hiç bilmediği bir yemeği zorla yemek zorunda kalmış gibi tıkanmış, durmuş, eli, kolu bağlanmış, itilip, kakılmış hissederdi kendini. En sevmediği huylarından biriydi bu itiraz hakkını zamanında kullanmamak.


        Neyse dedi sonra, kalakalmıştı panonun önünde, markete doğru yürümeye başladığında, ne var bunda, gidip konserini dinle, gel, öğrencinde gelecekmiş zaten diyordu kendine.


        Niye bu kadar huzursuz olmuştu, aslında biliyordu. Bütün mesele kendimize dürüst  olmamamızda diye düşündü. Korkusu, sert adamın buna kızacağı, ona olan güveninin sarsılacağı idi. On beş gündür onu hiç aramayan, merak etmeyen sert adamı yok varsayamıyordu. Gidip eline tutuşturduğu mektupla her şeyi bitirdiğine inandırmıştı kendisini, öyle olsaydı onun  ne düşündüğünü bu kadar umursar mıydı.


        Topraktan çiçekleri, otları yolarız, yolarız, bir parçaları kalmaz görünürde. Sonra günler geçer bir bakarız yolduğumuz tüm çiçekler yeni fideler vermiş, toprak yeniden yeşillenmiş.

Israrlıysak, kararlıysak yeniden yeniden kopartır, yeniden biçer, temizleriz. Ama yenemeyiz toprağa düşen tohumu, yok etmeyi.başaramayız umudu öldürmeyi.


***


        Alışverişini yapıp evine geldiğinde çantasında telefonu çalmaya başladı. Bir yandan elindeki torbalarla boğuşup, bir yandan çantasından anahtarını çıkarmaya uğraşırken, arayanın sert adam olmasını ne kadar çok istediğini fark etti.


        İçeriye girdi, torbaları hemen kapının eşiğine bıraktı, telefonu aldı çantadan,


    - Evet, dedi.

    - Hocam benim, rahatsız ediyorum, yarın konser açık havada, panoda belirtilmemiş, üstünüze kalın bir şeyler alın mutlaka diye aradım. Yarın benim son dakikaya kadar toplantım var, arayamam diye şimdi söylemek istedim, iyi akşamlar, sizi, saat altı gibi alırız

    - Teşekkürler, sağolun, görüşürüz, dedi kapattı telefonu.


        Alışveriş torbalarını mutfağa götürdü, aldıklarını dolaba yerleştirdi, buzdolabından yemeği çıkardı, ısınması için ocağın üstüne koydu, yaktı ocağın altını, üstünü değiştirmeye gitti.


        Keşkeler sürpriz değildir ya da değiştirebileceğimizi sandığımız şeyler. Varoluşun en keskin kelimesi budur belki de. Sanki insanın herhangi bir konuda seçim şansı varmış gibi hissettirir, oysa ki kesinlikle yoktur. Kartal olsaydık ya da bir fil, serçe olsaydık ya da bir yılan keşkemiz olur muydu.


        Yemeğini yiyip, çayıyla televizyonun karşısına oturduğunda, gözlerinde yaşlar birikti sebepsiz. Onun gözyaşlarıydı ama ondan bağımsız. Yalnızlık, yanıldığı her şeyle başına üşüşmüştü, kalbi acıyordu ama niye, tam olarak bilmediği bir cevaptı bu ama tahmin ettiği.


***


        Ertesi gün dedikleri saatte kapıdan aldılar gerçekten. Öğrencisi olan kız çok iyi bir çocuktu, zeki, meraklı, saygılı ama saygı göstermeyi özel kılan. Güzel bir sohbetle bir saatte konser alanına ulaşmışlardı. Biletleri önlerdeydi. Biliyordu bu açık hava tiyatrosunu aslında, burada Beethoven dinlemek muhteşem olacaktı.


        Oturduklarında veli ona dönerek gülümsedi, mavi gözlerinden yayılan sıcaklık, güç, içtenlik şaşırttı onu. Ve aklında, anılarında kocaman bir soru işareti bıraktı bu mavi gözler daha doğrusu, bırakılan bir güzel anı hatırlattı.


        Yıllar önce, yine bir konserde yine Beethoven Viyola Konçertosu, ağlıyordu sessizce, yanında oturan kişi bir mendil uzatmıştı, dönüp baktığında mavi gözleriyle güç vermişti ona. Ama nasıl olurdu bu kadar tesadüf, tam bir şey söyleyecekken konser başladı, bir daha baktı veliye, gülümsedi,


    - Demek hatırladınız dedi, mavi gözleriyle.


        Notalar, notalar her zaman elimizden tutanlar.



ZERRİN TİMUROĞLU

2022

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...