25 Ocak 2023 Çarşamba

Rüya Mı

        Trenin sesi zaman zaman geceye bıraktığı çığlıkları, gittiğiniz yerden ne kadar emin olursanız olun, içinizde bir merak,bir yalnızlık hissi bırakır. Hele de karanlık çökmeye başlamışsa ve siz, pencerede kendinize bakıyorsanız artık.

        Dünya var olduğundan beri yaşayıp yok olan tüm canlıların mutlaka bir şeyleri takılı kalmıştır bir yerlerde diye düşünüyordu öğretmen. Öylece, tamamen, sanki hiç yaşamamış gibi silinip gitmiş olamazlar diye düşünüyordu.


        Bulut’la hastanede, ölmeden önce bir kaç dakika göz göze gelmişlerdi. Zar zor dudaklarını oynatmış, ona yaklaştırdığı yüzüne, hayatın terk etmekte acele ettiği nefesinin son kırıntılarını kullanarak seni sevdim, asla pişman değilim, demişti.


        Kompartmanın ışığını söndürdü, böylece buyur etti dışarıdaki karanlığı içeriye. Gözlerini yıldız sularında gezdirdi yanağındaki ıslaklığı sildi elinin tersiyle.


        Nereye gidiyordu, sert adamı bulmalı, bunun öcünü almalıydı aslında. Ama hiç gücü yoktu. Onun gibi bir caniye, yalancıya, merhametsize nasıl bulaşmıştı, nasıl,az da olsa onunla vakit geçirebilmişti. Her zaman övündüğü altıncı hissine ne olmuştu. Bu kadar mı açtı sevgiye, bu kadar mı açtı, birinin ilgisine.


        Trenin gökyüzüne bıraktığı çığlığı, karanlığın derinliğinde büyürken, kalbinde, yaşadığı haksızlığın kavgası vardı.


        Karar verdi, memleketinde biraz dinlenip, kendine gelecek, sonra, kasabaya tekrar dönüp, intikamını alacaktı. Böyle hiç bir şey yapmadan yaşayamazdı, içindeki bu meydan savaşlarından kurtulmalıydı. Buna karar verince, biraz sakinleşti.Gözlerini yumdu, trenin biteviye sesinde, uykuya teslim oldu.


***

        Masallarda niye hep bir prenses, bir prens vardır. Neden sanki dünyada başka kimse yokmuş gibi, o prenses ve prens, neden birbirini bulur, birbirini sever ve sonsuza kadar mutlu yaşarlar, niye.


        Öğretmen o kadar derin uyuyordu ki,sanki bir daha hiç uyanmak istemiyormuş gibi. Rüyasında yolculuğu boyunca okuduğu anı kitabından bir şeyler görüyordu. Kitabın kahramanları ana oğul, oğlunun yaşadığı yabancı şehirde, bir gün alışveriş yaparlarken; oğlu annesini yalnız bırakıp, kitap almak için büyük bir kitapçı dükkanına girer. Anne de çok seviyordur kitapları ama burada Türkçe kitap yoktur, o yüzden kapının önünde bekler.


        Geniş, güzel bir alandadır kitapçı, etraf kalabalıktır. Öyle kalabalığı seyreder anne. Kitapçının hemen yakınındaki bir kafenin vitrinine bakar, oğlu alışverişini bitirince, bir şeyler içeriz diye düşünür..


        Zaman ilerleyince, sıkılır, kitapçıya girip, oğluna bakmak ister. O arada bir şey aramak için omzunda asılı çantasını, önüne alır ve o anda beyninden vurulmuşa döner. Çantası açıktır, cüzdanı çalınmıştır. Kredi kartları, parası, hepsi, yoktur artık. Telaşla oğluna telefon etmeye çalışır, şarjı bitmiştir. Bir kaç katlı olan kitapçıda aşağı, yukarı koşmaya başlar.


***

 

        Öğretmen, yalnız olduğu kompartımanda yykusunda,elini kolunu havaya uzatıyor, sanki bir şeyleri yakalamak ister gibi bir şeyi karıştırıyormuş gibi hareketler yapıyordu. Korkunç sıkıntılı görünüyordu ve bağırıyordu.


        Kendi sesine uyandı, bir süre karanlıkta cama baktı, etrafı dinledi. Doğruldu biraz oturduğu yerde. Rüyasını hatırladı.


        O kalın anı kitabından,bugün burada, bu anıyı rüyasında görmesine şaşırdı. Onlar çantanın çalınmasına üzülmüşlerdi, kendisi ise, korkunç kaybına.Tabi ki kıyaslanamazdı, yerine yenisini koyabileceğiniz şeylere de üzülürdü insan. Ama Bulut, ama Bulut, artık yoktu, onu şimdiden çok özlemişti.


        Hemen yanında duran telefonu çaldı birden .Başını çevirip baktı arayan kim diye, okuyunca ismi, midesine kramp girdi..Yüreğinin en karanlık, nefret dolu muhafızları fırladılar dışarı. Arayan sert adamdı.T anrım, nasıl bu kadar utanmaz olabiliyordu, bu kadar rezil. Kapattı telefonu.



***



        Dışarıda kar yağmaya başlamıştı, sevindi öğretmen, karı seyrederken oyalanabilrdi belki. Beyaz pamuklar, trenin camına vurup kayboluyorlardı.İncecik ama dayanıklılardı.Birbiri ardına yapışıyorlardı cama.Biri düşse, diğeri kapıyordu yerini hemen. Sızlanmadan, şikayet etmeden, görevlerini yapıyorlardı, işçi kar taneleri.


        Her şeyin bir düzeni var gibiydi dünyada, her şeyin bir görevi.Bir biz insanlar aklımızın kurbanıyız. Bir biz arıyoruz her zaman aramızdan kaybolup gidenleri sonsuza kadar. Rüyalar peki, sıradan olamazlar.




ZERRİN TİMUROĞLU

2023


15 Ocak 2023 Pazar

Gezi

        Bazı duygular hiç unutulmaz, niye bilmiyorum ama öyledir. Düşündüğünüzde belki o kadar da önemli bir günde, önemli bir olayda hissettiğiniz değildir ama yapışır belleğinize. Tek başına da gelmez hatırınıza, her zaman yanında yöresinde bir sürü istemediğiniz anıları da sürükler. 

        Bir sene oğlumla ikimiz Fethiye’ye yaz tatiline gitmiştik. Bir hafta katıldığımız turla Fethiye’nin görülmesi gereken yerlerini gezip, bol bol denize girecektik. Daha önce görmemiştik, seviniyorduk ana oğul. Çünkü çok çalışmıştık bütün sene ve çok yorulmuştuk.


        Müthiş sıcaktı Fethiye. Ama çok güzel bir gezi oldu, Ölüdeniz, tekneyle gezi, Kelebekler Vadisi, Saklıkent, Arkeoloji müzesi ve şu anda unuttuğum bir kaç yer daha gördük.


        Kaldığımız otelde, odamızda deniz kenarındaydı, balkonumuz hem otelin havuzuna hem denize bakıyordu. Dalgaların sesini duyarak uyumak güzeldi, özellikle geç saatlerde, sahildeki kalabalık biraz azalınca. Bazen sahildeki şezlonglara uzanıp, gökyüzünü seyretmek, yıldızların insanlara ışıyan öfkesini görmek, küçümsedikleri yapay ışıklar için onlara bir an olsa da hak vermek, bir şey yapmak zorunda olmadan denizi seyretmek güzeldi ve yanımda her şeyden çok sevdiğim oğlumla birlikte olmak.


        Ama yalnızdık tabi, ben her zaman olduğu gibi çoğalmak istiyordum, oğlum için, o kocaman kaybolmuşluk hissini yaşamasın, kendini güvende hissetsin istiyordum. Mucizelere hem inanıyor hem emrimdelermiş gibi çabalayıp duruyordum.


        Burada evi olanları ya da her zaman burada tatil yapma imkanı bulanları kıskanmıştım içinden. O müthiş sıcağa rağmen kıskanmıştım. Böyle bir sıcağı sadece Mersin’de ve Silifke’de hissetmişti. Ama Mersin’in sahillerinden batan güneşi izlemek her akşam olağanüstü bir şeydi. Sanki bir merasime katılır gibi her akşam üstü inilirdi sahile, banklara ya da kumlara serilmiş örtülerin üstüne oturulur, sessizce uğurlanırdı güneş.Her yer kızıl olurdu, her yer ateş.


        Oğlu çok sonraları görmüştü Mersin’i, o zamanlar henüz doğmamıştı. Aslında kendi hayatından daha çok şey anlatmak isterdi oğluna, güzel anıları paylaşmak isterdi ama her seferinde kendini, kocaman, çok sıcak bir tencerenin başındaymış gibi hissediyordu, eli yanmadan alabileceği anılar bulmaya çalışıyordu ve bu çok zordu.


***


        Gezi bitip dönme zamanı geldiğinde, tur otobüsü gecenin ikisinde, İstanbul'un güzel bir semtinde, bıraktı bizi. Bir baktım çantamda taksi parası yok, var ama oturduğumuz yer çok uzak, yeter mi emin değilim. Semtin içerlerine doğru yürümeye başladık, bir yandan valizi taşıyordum, bir yandan oğlumun elini sıkı, sıkı tutmuştum. Gündüzleri kalabalık olan yer, gece tamamen boştu. Otobüs duraklarına geldik, kocaman bir alandı. Bir durağın oturma yerlerine oturduk. Oğlum başını dizime koydu, uzandı, korkmasın diye elimden geleni yapıyordum ama bomboş alana, bir kaç tekinsiz çocuk gelmişti, bize bakıyorlardı.


        Bu çocukların gecenin bir vaktinde ne işleri var dışarıda diye düşünürken onlar aralarında sessizce konuşup git gide yaklaşıyorlardı.Birden kalktım, oğlumu da kaldırmıştım, ilerideki taksi duraklarına doğru kararlılıkla yürüdüm. Çevredeki çocuklar bunu görünce durdular, izlemeye devam ettiler uzaktan.


        Taksi şoförleri gündüz ne kadar güvenilir ise, gece o kadar tekinsiz göründüler gözüme. Artık para yetermiş yetmezmiş aldırmadan bindim oğlumla, tabi taksiciler kimin gideceğine dair uzun tartışmalarını bitirince. Uzaktı gideceğimiz yer o yüzden gönüllü değillerdi pek. Param yetmezse, evi öğrenir, gelir alır fazlasıyla şoför diye düşündüm.


        Eve vardığımızda taksiciden gerçekten korkmuştum, tuhaf bir adamdı, param ucu ucuna yetti, anahtarı açıp, evimize girdiğimizde, oğlum da ben de güzel evimiz dedik. Gezi çok güzeldi ama dönüşteki bu aksilik anılarımızı gölgelemişti.


***


Öğretmen elinde okuduğu anı kitabını bıraktı yanına. Gece, acılarını parçalayıp atacağı martılar da olmayınca, hüzün tamamen ele geçirmişti onu. Camdan dışarı bakıyordu, kendi görüntüsünün etrafından dolanarak. Kendini görmeye dayanamıyordu. Gözlerinden,karanlık geceye damlayan mavi damlalara katlanamıyordu çünkü.


        Ne yapmalıydı, acı duymamak için anıları silmeli miydi ki başarabileceği şüpheliydi; yoksa onlara sıkı sıkı sarılıp onlarla güç mü bulmalıydı, hangisini yapmalıydı.



ZERRİN TİMUROĞLU

2023

6 Ocak 2023 Cuma

Unut

    - Biliyor musun, yaşadığımız travmalar, bir hortum gibi bizi içine alıyor ve nerede, nasıl bırakıyor belli olmuyor.

        Bulut,


    - Evet, sanki, geçti, yaşandı, bitti diye düşünüyoruz ama öyle değil.


    - Değil dedi, öğretmen, hiç değil.Travmaların ardından yapacaklarımız, asla yapmam dediğimiz şeyler, hepsini kolayca yapabiliyoruz, hem de hiç duraksamadan, hiç beklemeden, sanki frenleri patlamış bir araba gibi ve yokuş aşağı.


        Bulut’la tiyatroya gelmişlerdi. Güzel bir Aziz Nesin oyunu izleyeceklerdi,’Yaşar ne Yaşar ne Yaşamaz’. Kapıların açılmasını beklerken çay içmek için tiyatronun kafesinde bir masaya oturmuşlar, sohbet ediyorlardı. Bulut, ona bakarak,


    - Artık kendini suçlamaktan vazgeçmelisin.Sert adamla tanışman, ona geçici olsa bile bir şeyler hissetmiş olman ayıp değil, suç değil. İlk bakışta nasıl, karmaşık ve tehlikeli biri olduğunu anlayabilirdin. Sonrasında belki şüphe duymalıydın ama ilgi insanda bağımlılık yapan bir şey. Kolayca bırakmak zor olsa gerek.


        Öğretmen çayını yudumlarken önüne bakarak,


    - Aslında neler olduğunu öğrenmek isterdim, sert adamın ve eski karısı doktorun neler çevirdiğini, amaçlarının ne olduğunu öğrenmek isterdim ama korkuyorum.


        Durdu, başını kaldırıp Bulut’a baktı,


    - Şimdi daha çok korkuyorum, sana bir kötülüğü olmasın.


        Bulut, mavi gözlerindeki bütün fırtınaları dindirip, bütün gemileri güvenle limanlara ulaştırmış gibi baktı.


    - Umarım kötü bir şey olmaz ama olursa bunun suçlusu sen olmazsın, tamam mı.Kötü olan onlar ve hayat onların bahçesi, iyilerin değil. Hadi bakalım, açıldı kapılar, girelim.


***

,

        Bu konuşmayı, Bulut okulun önünde vurulmadan iki gün önce yapmışlardı.Yani hayat henüz devam ediyordu, yani hala umutları vardı, planları vardı, yani hala gelecekleri var sanıyorlardı.


        Silah seslerini duyanlar okulun önüne doğru koşmuşlardı, öğretmen bir süre kıpırdayamadı, Bulut’un yere düştüğünü görmüştü ama kabul etmiyordu beyni, o anı yok sayıyordu inatla. Ölesiye korkuyordu gidip bakmaya, Bulut kıpırdamıyordu.


        Ona ulaşanlar yardım etmeye çalışıyordu, birileri ambulansa telefon ediyor, birileri, yaralarına bir şeyler bastırmaya, kanı durdurmaya çalışıyordu. Öğretmen, tutunduğu kapıyı bıraktı, koştu, Bulut’un yanına diz çöktü, kucağına aldı başını, kucağı kan içinde kalmıştı.


***


        Her şey olması gerektiği gibi yapıldı, on gün sonra artık Bulut yoktu. Vuran kaçmıştı, oysa öğretmen görmüştü sert adamı, polislere de söylemişti, defalarca anlatmıştı her şeyi. Ama kanıt bulunamadı, sert adamı kendisinden başka gören olmamıştı. Zaten bütün şehir onundu, gören varsa da korkup susmuştu.


        Öğretmen Bulut’un yeğeni ile vedalaştı, evini boşaltmıştı, istifa dilekçesini vermişti, kalan bir kaç eşyasını almak için evine doğru yürüyordu. Hava çok soğuktu, sevdiğiniz birini kaybettiğinizde hava hep soğuk olurdu nedense. Dışarıdaki hava yarışmak ister gibi, yüreğinizdeki buzlarla, hep kar, hep fırtına olurdu.


***


        Notalar mı çarpıyordu yüzüne, keskindiler, kanatıyorlardı yüzünü. Kanayan kalbinin acısından, çok da fark etmiyordu onları.Merak ediyordu, notalar kalbine nasıl girmişti, bu tipide, bu karda. Hem neden duruyordu dışarıda, neden çıkmıştı konserden, o sıcak, o emin yerden.


        Bir konserde çok sevdiğiniz bir konçertoyu dinlerken, belki ağladığınızın bile farkında değilken; bir mendil uzatılır size, sessizce, hafifçe dönüp bakarsınız kim diye, bildiğiniz bütün denizler dökülür önünüze. Ama artık o mavi gözler yoktur, sadece kar yağıyordur, hava soğuktur.


***


        O günden sonra sert adamı hiç görmemişti, yine etrafta olduğunu hissediyordu ama yaşadığı ağır kederi anlamış olmalıydı ki fazla yaklaşmıyordu ya da hesabı bitmişti artık kendisiyle.


        Nasılsa bütün yeşillikleri kurutmuştu, güneşi karartmış, denizleri boşaltmıştı. O kötü kalbinin yaşayacağı bir ortamdaydı artık, görünse ne olurdu.


        Öğretmen, şehirden ayrılan trenin, gözünün önüne serdiği manzaralarda bir hikaye arıyordu, değiştikçe görüntüler, acısını parçalayıp, tıpkı martılara simit atar gibi atıyordu onlara.


        Öğretmen, yaşadığı bu ağır travmayla, gelecekte yükleneceği inanılmaz olaylara doğru yol alıyordu, artık daha cesur muydu yoksa daha korkak mı.



ZERRİN TİMUROĞLU

2023

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...