Trenin sesi zaman zaman geceye bıraktığı çığlıkları, gittiğiniz yerden ne kadar emin olursanız olun, içinizde bir merak,bir yalnızlık hissi bırakır. Hele de karanlık çökmeye başlamışsa ve siz, pencerede kendinize bakıyorsanız artık.
Dünya var olduğundan beri yaşayıp yok olan tüm canlıların mutlaka bir şeyleri takılı kalmıştır bir yerlerde diye düşünüyordu öğretmen. Öylece, tamamen, sanki hiç yaşamamış gibi silinip gitmiş olamazlar diye düşünüyordu.
Bulut’la hastanede, ölmeden önce bir kaç dakika göz göze gelmişlerdi. Zar zor dudaklarını oynatmış, ona yaklaştırdığı yüzüne, hayatın terk etmekte acele ettiği nefesinin son kırıntılarını kullanarak seni sevdim, asla pişman değilim, demişti.
Kompartmanın ışığını söndürdü, böylece buyur etti dışarıdaki karanlığı içeriye. Gözlerini yıldız sularında gezdirdi yanağındaki ıslaklığı sildi elinin tersiyle.
Nereye gidiyordu, sert adamı bulmalı, bunun öcünü almalıydı aslında. Ama hiç gücü yoktu. Onun gibi bir caniye, yalancıya, merhametsize nasıl bulaşmıştı, nasıl,az da olsa onunla vakit geçirebilmişti. Her zaman övündüğü altıncı hissine ne olmuştu. Bu kadar mı açtı sevgiye, bu kadar mı açtı, birinin ilgisine.
Trenin gökyüzüne bıraktığı çığlığı, karanlığın derinliğinde büyürken, kalbinde, yaşadığı haksızlığın kavgası vardı.
Karar verdi, memleketinde biraz dinlenip, kendine gelecek, sonra, kasabaya tekrar dönüp, intikamını alacaktı. Böyle hiç bir şey yapmadan yaşayamazdı, içindeki bu meydan savaşlarından kurtulmalıydı. Buna karar verince, biraz sakinleşti.Gözlerini yumdu, trenin biteviye sesinde, uykuya teslim oldu.
***
Masallarda niye hep bir prenses, bir prens vardır. Neden sanki dünyada başka kimse yokmuş gibi, o prenses ve prens, neden birbirini bulur, birbirini sever ve sonsuza kadar mutlu yaşarlar, niye.
Öğretmen o kadar derin uyuyordu ki,sanki bir daha hiç uyanmak istemiyormuş gibi. Rüyasında yolculuğu boyunca okuduğu anı kitabından bir şeyler görüyordu. Kitabın kahramanları ana oğul, oğlunun yaşadığı yabancı şehirde, bir gün alışveriş yaparlarken; oğlu annesini yalnız bırakıp, kitap almak için büyük bir kitapçı dükkanına girer. Anne de çok seviyordur kitapları ama burada Türkçe kitap yoktur, o yüzden kapının önünde bekler.
Geniş, güzel bir alandadır kitapçı, etraf kalabalıktır. Öyle kalabalığı seyreder anne. Kitapçının hemen yakınındaki bir kafenin vitrinine bakar, oğlu alışverişini bitirince, bir şeyler içeriz diye düşünür..
Zaman ilerleyince, sıkılır, kitapçıya girip, oğluna bakmak ister. O arada bir şey aramak için omzunda asılı çantasını, önüne alır ve o anda beyninden vurulmuşa döner. Çantası açıktır, cüzdanı çalınmıştır. Kredi kartları, parası, hepsi, yoktur artık. Telaşla oğluna telefon etmeye çalışır, şarjı bitmiştir. Bir kaç katlı olan kitapçıda aşağı, yukarı koşmaya başlar.
***
Öğretmen, yalnız olduğu kompartımanda yykusunda,elini kolunu havaya uzatıyor, sanki bir şeyleri yakalamak ister gibi bir şeyi karıştırıyormuş gibi hareketler yapıyordu. Korkunç sıkıntılı görünüyordu ve bağırıyordu.
Kendi sesine uyandı, bir süre karanlıkta cama baktı, etrafı dinledi. Doğruldu biraz oturduğu yerde. Rüyasını hatırladı.
O kalın anı kitabından,bugün burada, bu anıyı rüyasında görmesine şaşırdı. Onlar çantanın çalınmasına üzülmüşlerdi, kendisi ise, korkunç kaybına.Tabi ki kıyaslanamazdı, yerine yenisini koyabileceğiniz şeylere de üzülürdü insan. Ama Bulut, ama Bulut, artık yoktu, onu şimdiden çok özlemişti.
Hemen yanında duran telefonu çaldı birden .Başını çevirip baktı arayan kim diye, okuyunca ismi, midesine kramp girdi..Yüreğinin en karanlık, nefret dolu muhafızları fırladılar dışarı. Arayan sert adamdı.T anrım, nasıl bu kadar utanmaz olabiliyordu, bu kadar rezil. Kapattı telefonu.
***
Dışarıda kar yağmaya başlamıştı, sevindi öğretmen, karı seyrederken oyalanabilrdi belki. Beyaz pamuklar, trenin camına vurup kayboluyorlardı.İncecik ama dayanıklılardı.Birbiri ardına yapışıyorlardı cama.Biri düşse, diğeri kapıyordu yerini hemen. Sızlanmadan, şikayet etmeden, görevlerini yapıyorlardı, işçi kar taneleri.
Her şeyin bir düzeni var gibiydi dünyada, her şeyin bir görevi.Bir biz insanlar aklımızın kurbanıyız. Bir biz arıyoruz her zaman aramızdan kaybolup gidenleri sonsuza kadar. Rüyalar peki, sıradan olamazlar.
ZERRİN TİMUROĞLU
2023
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder