17 Haziran 2025 Salı

Tehlike

    - Hayatlarımız kuşatma altında hem de her daim. Aklın vazgeçemediği tek soru, değiştirebilir miyiz, hayatlarımızı biz yönetebilir miyiz.

        Kader denilen şey, moleküler bir dizilim midir ki ben öyle düşünüyorum, o zaman hem değişemez hem değiştirebilir. Bilim bunu karmaşa olarak, bir çelişki olarak, bir çatışma olarak görmez, göremez. Her şeyin değişmeye mahkum olduğu bir evrende, kaderlerin asla değişmeyeceğini kabul etmek saçmalık olacaktır.


        Değişmez, alın yazısını yaşamak zorundayız dediğimiz kısım bence ömürlerimizle kısıtlı olan kısımdır. Sinüs dalgası gibi, ikinci atmayı görecek zamanımız yok diye devam eden dalgayı sabitlemek, neler olacağını sabitlemek zeki bir insana yakışmaz.


        Elif katıldığı bir dinletinden yeni çıkmıştı. Bir gazeteci, bir şair, bir yazar, bir ressam ve bir felsefecinin katıldığı, herkese açık bir dinletiydi. Güzel geçmişti. Kafasında konuşma balonlarıyla eve dönüyordu. Yazarın savunduğu bu kader fikri ilgisini çekmişti. Elif’te hayatın, iki cümleyle anlatılabilecek, kader gibi bir kavrama teslim edilecek bir şey olmadığına inanıyordu.


        Telefonu çaldı, Kazak arıyordu,


    - Merhaba, ara verdik, ikinci perdeye girmeden aramak istedim, nasılsın.


        Elif,


    - İyiyim, teşekkürler, salon nasıl, dolu mu, seyirci nasıl.


    - Evet tabi ki dolu, Hamlet, boş yer bulunabilir mi. Dışardasın galiba,


    - A, evet bir söyleşiden çıktım şimdi, sonra anlatırım, eve yaklaştım, keyifli oyunlar, hoşça kal,


    - Hoşça kal dedi Kazak.


        Dış kapıyı açmak üzereyken, arkasından gelen sese döndü, komşusu, hemen yanındaydı,


    - İyi akşamlar, dedi.


        Elif buz gibi oldu birden, kapıyı açıp, içeri girdi, hızla uzaklaşıp, kendi kapısına ulaştı.


    - İyi akşamlar dedi, anahtarı çevirdi. Tam içeriye girerken, komşusunun boğuk sesiyle,


    - Kader hakkında ne düşündüğünüzü merak ediyorum, dediğini duydu. Büyük bir şaşkınlıkla kafasını çevirip baktı adama,


    - Neden sordunuz, anlamadım,dedi.


        Adam, sise gömülmüş, canlı taklidi yapan yüzündeki anlamsız bakan gözleriyle, 


    - Hamlet okuyorum bir kaç gündür, bence edebiyatın, kaderi yücelten en önemli eseridir, oradan aklıma geldi.


        Elif bir şey söylemeden ve bir daha adama bakmadan evine girdi, arkadan ne kadar kilit varsa kilitledi. Bir süre bacakları titreyerek olduğu yerde durdu, sonra ceketini çıkarıp, askıya astı, ellerini yıkamaya gitti, bir dakika sonra evin bütün ışıklarını yakmıştı.


        Elif gerçekten korkmuştu. Belki de ömründe ilk kez korku, başka bir insandan gelecek bir kötülük bu kadar net, bu kadar yakınındaydı. Adam, iki cümlede hem Hamlet’ten, hem kaderden söz etmişti. Bu tesadüf olamazdı. Kazak’la konuşurken kendisi Hamlet dememişti hiç. Kazak söylemişti. Kader demesi ise bu adamın kendisini takip ettiğini, söyleşiye katıldığını gösteriyordu. İyi de neden orada kendini belli etmemişti. Neydi bu saçma hareketler.


Elif yorgundu, yattı hemen. Ama ertesi gün Hamlet’i yeniden, yeniden okumaya, incelemeye karar verdi. Kaderden kast ettiği neydi bu adamın. Hamlet’in aldığı intikam mı, hazin sonu mu, yaşayamadığı aşkı mı, yönetemediği ülkesi mi. Bu komşunun derdi neydi, anlamalıydı.



Zerrin Timuroğlu

17 Haziran 2025

İstanbul

11 Haziran 2025 Çarşamba

Karmaşık

        Hamlet, Shakespeare’in en bilinen oyunlarından biridir. Belki de en çok duyulanı. Hazin bir hikayeyi anlatır. İhaneti, zalimliği, bencilliği, sahteliği, yani insanın yüzde doksan sahip olduğu ve yüzde doksan insanı anlatan duyguları.

        Kazak, provaya kısa bir ara vermişken telefonla Elif’i aradı.


    - Merhaba nasılsın.


    - İyiyim dedi Elif, sen nasılsın,


    - Ben Hamlet’in acılarına boğulmuşken bir ara vermiştim, seni arayıp komşunla durum nedir diye sormak istedim. Bak Elif herhangi bir şeyden korkarsan hemen beni ara, oyunda değilsem hemen yetişirim. Olmadı Çimen’i ararsın, onun eli kolu uzundur, hemen yardım ayarlar.


    - Tamam, çok sağolun, şimdi kapatmalıyım, dedi Elif, iyi çalışmalar,


    - Hoşça kal, dedi Kazak, telefonu kapattı.


        Sıcak kahvesini yudumlarken, sessiz, ıssız, loş tiyatro salonunda, bir başına düşüncelere daldı Kazak. Hamlet, bir yüksek eşikti bu rol, bir büyük sınav. Çok çalışmalıydı, çok okumalıydı, çok iyi anlamalıydı.


        Shakespeare, insanın ipliğini pazara çıkaran büyük şair. Hiçbir eseri sıradan değil.Eserlerinde anlattığı duygular o kadar doğru tanımlanmış ki, her çağda kitapları okuyanlar, oyunları izleyenler, tamam, işte bu, benim de hissettiğim der.


        Kazak, iki eliyle kahve fincanını kavrarken, gözlerini kapadı, öne doğru kaykıldı, başını arkaya dayadı. Seyirci yokken, hatta kimse yokken bu salon her türlü hayale, her türlü kurguya rahatça izin veriyordu. Düşündü, Hamlet, hayatını iyi yönetebilmiş miydi.


        Babası ölünce, Hamlet’in annesi Hamlet’in amcası ile evlenir ve amca bunu fırsat bilip kral da olur. Yani Hamlet, öz amcası tarafından yaşamın dışına itilir.


        Ama Hamlet’i umutlarının, gelecek kaygılarının dışına iten en önemli gerçek amcasının, annesi ile evlenebilmek için öz kardeşini yani Hamlet’in kral babasını öldürmüş olmasıdır.


        Amcası, Claudius, bir sahnede şöyle seslenir,


Biri sevinçli, biri yaşlı gözlerle

Cenazede neşe, düğünde ağıtla,

Sevinçle üzüntüyü, aynı terazide tartarak,

Onu kendimize eş ettik.


        Bu küstahlık, cezasızlıktan ne kadar da emindir, ne kadar da pervasızdır, ne kadar kışkırtıcıdır.


        Kazak, provalara devam etmek için toparlanırken, küstahlık, kötülüğün su katılmış halidir diye düşündü. Her çağın zalimi aynı galiba.


        Yönetmen girişten seslendiğinde Kazak, sahnede, Hamlet’in, babasının hayaletini gördüğü surlara, çıkmıştı bile.


***

        Elif iş çıkışı markete uğradı, alışverişini yaptıktan sonra, ışıklarla, karanlığın çekişmelerine tanıklık ederek eve geldi. Bakışları komşusunun ışıksız pencerelerine takıldı. Evde değil galiba diye düşündü. Nedense bundan memnun olmuştu, daire kapısını açıp, koridorun ışığını yaktı ve arkasından kapıyı hemen kapadı. Nasıl cesaret etmişti, tanımadığı birinin kapısına kitap koymayı. Şimdi bu düşünce onu korkutuyordu. Banyoya yönelirken, Kazak’la konuşmasını hatırladı, Hamlet, o kadar karmaşık ama bir o kadar anlaşılır, şiirsel anlatılan acılar, çaresizlik, zalim bir amcanın karanlığa gömdüğü bir hayat, yıllara meydan okuyan edebi değer.


        Elif, sakin geçirdiği akşamın sonunda, yatağa uzanırken, komşunun ışıksız penceresinin perdelerinden birinin, kıpırdadığını hatırladı, yanlış görmüş olabilir miyim dedi, kendi kendine, kalktı tekrar, sokak kapısını kilitlediğinden emin olmalıydı.


        Uyumadan önce, Hamlet ilk modern insandır, cümlesini nerede okuduğunu bulmaya çalışıyordu.


Zerrin Timuroğlu

11 Haziran 2025

İstanbul


5 Haziran 2025 Perşembe

Donkişot

        Kazak ve Çimen’i uğurladıktan sonra mutfağı toparladı ve yattı Çimen. Yatağa uzandığında ruhunun kuruduğunu hissetti. Çocukluğundan bu yana hissettiği bir şeydi bu. İnsanlarlarla ne kadar vakit geçirirse o kadar yalnız kalıyordu dünyada.

        Sohbet etmek, birlikte bir şeyleri paylaşmak bir süre için iyi geliyordu, sonrasında sanki duygularını sel basmış, sular çekilmiş ve bütün çamurunu öylece yüreğinde bırakmış gibi kalakalıyordu.


        Gözleri kapanırken tüllerden sızıp odasını aydınlatan sokağın ışığından medet umdu, birazcık hafifleyebilmek için, biraz güç kazanabilmek için.


***


        Bütün olumsuz duygularına rağmen derin uyumuştu Elif. Sabah erken kalkmış, işe gitmek için hazırlanmıştı ve tabi her zaman ki gibi kahvaltı yapmadan. Ne öğrenci iken ne çalışırken asla erken saatlerde kahvaltı yapmamıştı. Kahvaltı, Elif için günün en değerli yemek ritüeliydi, hangi saatte yapılırsa yapılsın saygıyı hak ediyordu.


        Kapıyı açtı, ayakkabılarını kapının dışına koydu, giydi, kapıyı çekip kilitledi. Çıkmadan komşusunun kapısına baktı, kapalıydı. Sokak kapısını açıp kaldırımda sağa doğru, otobüs duraklarına yürümeye başladı. Hava serindi, biraz yağmur yağmıştı gece, yerler ıslaktı, ağaçlar temizlenmişti, bir hamaratlık bir umut serpiştirilmişti etrafa.


    - Merhaba


        Elif sese doğru başını çevirince az ötesinde komşusunu gördü. Her zamankinden daha solgun, her zamankinden daha karamsardı sanki. Elinde market poşetiyle, Elif’e yanaştı,


    - Günaydın, işe galiba dedi.


        Elif,


    - Evet, dedi, siz çalışmıyor musunuz.


        Elif soruyu sorduğu anda pişman olmuştu, bu kadar ürktüğü birine ne diye özel bir soru soruyordu ki, kızdı kendine.


    - Çalışıyorum, evden yürütüyorum işlerimi, arada bir, bir kaç saat uğruyorum ofise, yetiyor.


    - Öyle mi, o halde kolay gelsin, iyi günler,


    - Aslan,


        Elif,


    - Efendim,


    - Aslan benim adım diye yineledi adam, tanışamadık tabi, sizin isminiz Elif değil mi. Bir kezinde kapıcı seslenirken duymuştum.


        Elif,


    - Memnun oldum, hoşça kalın.


        Elif hızla yoluna devam etti. Ne güzel hava, biraz ferahlatmıştı içini, nereden rastlamıştı komşuya, sinir oldu. Ama suç kendisinindi, saçma sapan kurgularından dolayı kendisine inanılmaz kızgındı şu an. Ne diye tanımadığı birinin paspasının altına masal kitabı koyuyordu ki.


    - Sana mı kalmış milleti hayata döndürmek, diye kendi kendini azarlamakla meşgulken, otobüs geldi, bindi.


        Elif bütün yaşamının, bir sahnenin üzerinde, oynamak zorunda olduğu bir oyun olduğunu biliyordu. Senaryoda değişiklik yapılabiliyor muydu emin değildi. Değişiklikler, savaşlar, çabalar da senaryoya dahil miydi. İnsanlar oyalansın, sanki ellerinden bir şey geliyormuş zannedip, oyunu sürdürsün diye uydurulmuş bir şey miydi yoksa, tercih yapabiliriz algısı.


        İşyerinin olduğu binaya girmeden önce, komşusunun kendi ismini, kapıcıdan öğrenmiş olmasının imkansız olduğunu anlamış olması, yüreğinde ciddi bir korku yarattı. Evet, çünkü kapıcı on gün önce değişmişti ve hiç yüz yüze konuşmamışlardı, sadece bir kez yerleri silerken rastlamış, kolay gelsin demişti.


    - Hadi bakalım, Elif dedi kendi kendine, Alis Harikalar Diyarında’ki kovuktan düştün içeri, bakalım tavşanın peşinden nereye gideceksin. Bir büyüyüp, bir küçülebilecek misin, hayatın bütün saçmalıklarına kafa tutmak için uydurduğun kurguların yardım edecekler mi sana.


        Donkişot, yel değirmenlerine karşı mı savaşıyordu, ne hazin ne kasıtlı bir söylemdir bu. Deli midir gerçekte Donkişot, hayatı bu kadar doğru karikatürize eden bir roman kahramanına acımak, ona gülmek, zalimleri aklamak, bütün umutları güçlülerin ellerine terk etmek kimin haddine, nasıl bir kibirdir bu. İnsan, işte dünyanın, evrenin baş belası canlılar.



Zerrin Timuroğlu

5 Haziran 2025

İstanbul

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...