- Hayatlarımız kuşatma altında hem de her daim. Aklın vazgeçemediği tek soru, değiştirebilir miyiz, hayatlarımızı biz yönetebilir miyiz.
Kader denilen şey, moleküler bir dizilim midir ki ben öyle düşünüyorum, o zaman hem değişemez hem değiştirebilir. Bilim bunu karmaşa olarak, bir çelişki olarak, bir çatışma olarak görmez, göremez. Her şeyin değişmeye mahkum olduğu bir evrende, kaderlerin asla değişmeyeceğini kabul etmek saçmalık olacaktır.
Değişmez, alın yazısını yaşamak zorundayız dediğimiz kısım bence ömürlerimizle kısıtlı olan kısımdır. Sinüs dalgası gibi, ikinci atmayı görecek zamanımız yok diye devam eden dalgayı sabitlemek, neler olacağını sabitlemek zeki bir insana yakışmaz.
Elif katıldığı bir dinletinden yeni çıkmıştı. Bir gazeteci, bir şair, bir yazar, bir ressam ve bir felsefecinin katıldığı, herkese açık bir dinletiydi. Güzel geçmişti. Kafasında konuşma balonlarıyla eve dönüyordu. Yazarın savunduğu bu kader fikri ilgisini çekmişti. Elif’te hayatın, iki cümleyle anlatılabilecek, kader gibi bir kavrama teslim edilecek bir şey olmadığına inanıyordu.
Telefonu çaldı, Kazak arıyordu,
- Merhaba, ara verdik, ikinci perdeye girmeden aramak istedim, nasılsın.
Elif,
- İyiyim, teşekkürler, salon nasıl, dolu mu, seyirci nasıl.
- Evet tabi ki dolu, Hamlet, boş yer bulunabilir mi. Dışardasın galiba,
- A, evet bir söyleşiden çıktım şimdi, sonra anlatırım, eve yaklaştım, keyifli oyunlar, hoşça kal,
- Hoşça kal dedi Kazak.
Dış kapıyı açmak üzereyken, arkasından gelen sese döndü, komşusu, hemen yanındaydı,
- İyi akşamlar, dedi.
Elif buz gibi oldu birden, kapıyı açıp, içeri girdi, hızla uzaklaşıp, kendi kapısına ulaştı.
- İyi akşamlar dedi, anahtarı çevirdi. Tam içeriye girerken, komşusunun boğuk sesiyle,
- Kader hakkında ne düşündüğünüzü merak ediyorum, dediğini duydu. Büyük bir şaşkınlıkla kafasını çevirip baktı adama,
- Neden sordunuz, anlamadım,dedi.
Adam, sise gömülmüş, canlı taklidi yapan yüzündeki anlamsız bakan gözleriyle,
- Hamlet okuyorum bir kaç gündür, bence edebiyatın, kaderi yücelten en önemli eseridir, oradan aklıma geldi.
Elif bir şey söylemeden ve bir daha adama bakmadan evine girdi, arkadan ne kadar kilit varsa kilitledi. Bir süre bacakları titreyerek olduğu yerde durdu, sonra ceketini çıkarıp, askıya astı, ellerini yıkamaya gitti, bir dakika sonra evin bütün ışıklarını yakmıştı.
Elif gerçekten korkmuştu. Belki de ömründe ilk kez korku, başka bir insandan gelecek bir kötülük bu kadar net, bu kadar yakınındaydı. Adam, iki cümlede hem Hamlet’ten, hem kaderden söz etmişti. Bu tesadüf olamazdı. Kazak’la konuşurken kendisi Hamlet dememişti hiç. Kazak söylemişti. Kader demesi ise bu adamın kendisini takip ettiğini, söyleşiye katıldığını gösteriyordu. İyi de neden orada kendini belli etmemişti. Neydi bu saçma hareketler.
Elif yorgundu, yattı hemen. Ama ertesi gün Hamlet’i yeniden, yeniden okumaya, incelemeye karar verdi. Kaderden kast ettiği neydi bu adamın. Hamlet’in aldığı intikam mı, hazin sonu mu, yaşayamadığı aşkı mı, yönetemediği ülkesi mi. Bu komşunun derdi neydi, anlamalıydı.
Zerrin Timuroğlu
17 Haziran 2025
İstanbul