30 Kasım 2022 Çarşamba

Sevda

        İnsan hiç görmediği birine aşık olabilir mi. Gözünün içine bakmadan, sesini bile duymadan  bir kez, birini aşk adına, yaşamınızın baş köşesine oturtabilir misiniz yani herhangi bir iletişim olmadan mümkün olabilir mi böyle bir şey.

        Her cevap, inandırıcı olacaksa bir tecrübeden geçmeli yani yaşanmalı. Eğer biri, bu soruya evet diyorsa, sorulmalı ona; nasıl oldu bu diye. Sevmek için nasıl bir yol uzandı yüreğine diye sormalı; cevap, düşünceleri, hayata bakışı, her şeyi yorumlayışı ile inandırmalı.


        Bence mümkün bu, yani birini görüp sevmekte sorgulanabilir bir şeydir. Yıllarca arkadaşlık yapıp birbirlerini hiç merak etmemiş, gerçek üzüntülerini, sevinçlerini paylaşmamış insanlar düşünülünce.


        Birinin bir çok konuda ne düşündüğünü öğrenmek, o düşünceleri paylaşmak, o kişiye ilgi duymanıza neden olabilir ama aşk bu kadar zayıf bir ihtimale teslim olur mu acaba.


Bulut,


    - Bence hiç görmediğin, yüz yüze gelmediğin birine aşık olmak mümkün. Çünkü aşk, bizim yazdığımız bir hikayedir diye düşünüyorum. Hikayemiz ne kadar inandırıcı ise hem kendimizi hem insanları inandırmak o kadar kolaydır.


        Yan yana sahilde bir bankta oturmuş, denizi seyrediyorlardı, Bulut, öğretmenin omzuna bir kolunu sarmıştı. Roma gezisinden sonra ayrılmamışlardı.Bulut yüzünü çevirdi, mavi gözleriyle, omzunu sardığı kolundan daha çok ısıttı içini. Birdenbire doğru insanı bulmuş olmak hala çok şaşırtıyordu öğretmeni.


        Sert adama duyduğu yakınlık o kadar saçma, o kadar yüzeysel geliyordu ki artık.Yılların yalnızlığının bir aldatmacası olmuştu. Onun o cesur tavırları, kendisini minibüs şoföründen koruması, ilgisi yanıltmıştı onu. İçinden, sert adamın eski eşi doktora minnet duyuyordu. İyi ki vazgeçmemişti, yoksa korkunç bir hata yapacaktı. Bulut’’a daha bir sokuldu, bildiği bütün yanlışlardan, kötülüklerden sığındığı bir limandı o artık. Aklından böyle geçirdi ama içine sinmedi bu liman benzetmesi, yok kimse kimsenin limanı olmasın, sanki bir zavallılık içindeymiş gibi hissetti, hoşlanmadı.


    - Bulut, sen daha önce kaç kez aşık oldun,


        Bulut’tan uzaklaştı oturduğu yerden kafasını çevirdi, Bulut’un gözlerinin içine baktı.


    - Bilmiyorum, dedi Bulut, kaçırmadı gözlerini,


    - İnsan sayamaz ki bunu, bilemez ki, belki onlarca belki bir kaç kez,


        Önüne döndü öğretmen, denizin mavisine, denizin dalgasına gömülmek ister gibiydi, ne oluyordu kendisine, hep kınadığı soruları nasıl soruyordu böyle rahatça, aptal sığınma duygusunu, nasıl hissediyordu. Birden kendinden nefret etmemek için ayağa kalktı, Bulut’a


    - Hadi, gidelim istersen, benim yarın sınavım var hem soru hazırlayacağım, hem test hazırlamam gerek, bu kadar tembellik yeter, dedi.


        Bulut oturduğu yerden elini tuttu, yüzüne baktı, hafifçe gülümsedi,


    - Korkma iki soru sordun, iki sokuldun diye teslim olmadın, kişiliğin hala kaya gibi, ne şu denizin haşin dalgaları ne fırtına, senin kayanı yontamaz.


        İtiraz etmeden baktı ona, düşüncelerini okuyordu, ya çok akıllıydı ya kendisi çok zayıftı artık. Kalktılar, az ötede park edilen arabaya bindiler.


    - Beni yargılıyor musun, yani bu kadar kısa bir sürede, sever göründüğüm birinden bu kadar kolay vazgeçmiş olmam, seni korkutmuyor mu.


        Direksiyonu sıkı sıkı kavramış olan Bulut bir süre cevap vermedi, gözlerini yoldan ayırmadan,


    - Kısa süre, bu senin yorumun, öyle değil mi.Neye göre kısa, yaşadığın şeyleri anlattın, bana göre geç bile kalmışsın.Tanımak, bir problem çözmektir, kimi yıllarca çözemez, kimi saatler içinde sonucu bulur, bu yüzden suçlanabilir mi, saçma olmaz mı.


        Bir süre konuşmadılar, Bulut,


    - Bence sen şimdi yalnız kalma, kafandaki bütün sorulara doğru cevaplar veremezsin ve boşu boşuna yıpratırsın kendini. Senin evden kitaplarını, testlerini alalım bize gidelim. Hem kocaman bir odamız var boş olan, rahat, rahat çalışırsın, hem de ben arada gelip seni ferahlatırım, gözümün önünde ol lütfen. Ne kadar takıldığın soru olursa ben cevaplarım, olur mu.


        Öğretmen içten içe çok sevindi bu teklife, gerçekten hiç yalnız kalmak istemiyordu. Belki de hayatında ilk kez yalnızlığa çelme atacaktı, o bir türlü vazgeçemediği yalnızlıktan gönül rızası ile, ilk kez kaçıyordu. Galiba gerçek sevgi buydu.


        Sanki kapısı olmayan bir odadayım, ama o kadar güzel hayal kurabiliyorum ki, öyle odunlar atıyorum ki hayali sobama, dört duvar çıkış oluyor, dört duvar sevda. Hiç dokunmuyorum duvarlara, korkum, hayallerimden daha güçlü, ağlamıyorum bile, gözyaşım gerçeğe ulaşmasın diye.



ZERRİN TİMUROĞLU

2022

10 Kasım 2022 Perşembe

Dilek Tuttum

        Uçaktan inince pasaport kontrolden geçtiler, valizlerini aldılar ve kendilerini karşılamaya gelmiş olan yarışma organizasyonundan biri tarafından karşılandılar. Kalacakları otele  gitmek üzere arabaya yerleştiklerinde, öğrencilerin her birinin yüzündeki gururu, heyecanı, tanımadıkları bir ülkede bulunmanın şaşkınlığını okuyabiliyordu.

        Roma denince akla ilk gelen her halde imparator Nero’dur. Roma’yı yaktığı söylenen, son Roma İmparatoru. Yakmış mı yakmamış mı kesin değildir ama bu söylence onun tüm dünyanın en tanınan imparatoru olmasını sağlamıştır.


        Tanınmak, öldükten sonra da hatırlanmak, bazı insanlar tarafından çok önemlidir. İyi anılmak mı, kötü anılmak mı, aslında ne farkeder ki, mesele dünya yok olana dek insanlık tarihinin belleğinde asılı kalmak ve bunu çok önemsemektir.


        Tabi bu şekilde suçlayamayız imparator Nero’yu, bu kadar detaylı düşünmüş müdür bilemeyiz, sonuçta sadece otuz bir yıl yaşamış ama kötü de olsa adını tarihe yazdırmış bir tarihi kişiliktir.


    - Hocam otele yerleştikten sonra çocuklar öğretmenleri ile bir kaç saat daha çalışacaklar, isterseniz biz de o sırada şehirde dolaşabiliriz biraz,dedi Bulut bey,


    - Çok iyi olur, çok sevinirim, yarışmadan sonra da çocuklarla gezecek vaktimiz olacak mı yeniden,


    - Tabi ki, organizasyon haricinde bunun için bir gün kalacağız,yeğenim beni affetmez yoksa.


***


        Güneş kızıl ışığıyla geceye, yeniliyorum mesajını vermeye başlamıştı. Çocuklara ve matematik öğretmenine, iyi çalışmalar dileyip çıktılar. Güneş her yerde batıyordu, her yerde doğuyordu, evet ama asla aynı şekilde değil.


        Nasıl ki milyarlarca insanın  her biri birbirinden farklıysa, gün batımları da, doğan güneşte birbirine hiç benzemiyordu. Daha kızıl mıydı, daha parlak mıydı, daha meydan okurcasına mı batıyordu, ya da sesler mi karışıyordu acı, çok derin ve çok eskiden kalan.


        Kaldıkları otele en yakın Trevi Çeşmesi vardı, onsekizinci Yüzyılda yapılmış olan heykelli çeşme. Işıklandırması mükemmeldi, etrafı kalabalıktı. Bulut bey çeşmeye yaklaştı ve cebinden para çıkarıp, bir şeyler mırıldandı ve parayı suya attı.


    - Bulut bey umarım dileğiniz olur dedi, öğretmen,


        Bulut bey ona döndü ve belki de tanıştıklarından bu yana ilk kez çok ciddi ve bu denli derin baktı,


    - Teşekkürler, siz dilemeyecek misiniz,


    - Dilerim ben de dedi çantasını karıştırırken, Bulut bey ona bozuk para uzattı, gülümseyerek aldı, dileğini diledi ve suya attı.

    

        Oturacak bir yer bulup oturdular, 


    - Bunu kim düşündü ilk önce acaba dedi öğretmen,


        Bulut bey artık o kadar ışığa rağmen, gökyüzünde parlayan, kendini gösteren inatçı yıldızlara bakarken cevap verdi,


    - Çok aşık ve çaresiz biri başlatmış olmalı dedi.


        Birbirlerine baktılar, suyun dünyanın bütün şarkılarından daha güzel sesinde birbirlerinin gönüllerini gördüler. Öğretmen çok şaşkındı, daha bir ay öncesine kadar sert adamın onun için önemli olduğunu düşünüyordu, nasıl olmuştu bu.


         Tam bir şeyler söylemek için ağzını açmıştı ki, Bulut bey,


    - Konuşmayalım şimdi, hiçbir şey söylemeyelim. Biz insanlar doğadan daha usta değiliz ki, kelimeler hissettiklerimizi kuma gömüyor bazen, biz birbirimizi öğrendik şimdi, burada susalım mı, dedi.


        Otele dönmek için kalktıklarında, Bulut bey elini tuttu, ama sanki yabancı biri gibi değil, ruhunun bir parçası, yüreğinin diğer yarısı gibiydi dokunuşu, öyle naif, öyle saygılı.


***


        Çocuklar matematik yarışmasında üçüncü oldular, üzüldüler ama aslında çok büyük başarıydı bu, otuz ülke arasında üçüncü olmak müthişti. Onları teselli etmek için Bulut bey şehirde güzel bir tur düzenledi. Romanın görülebilecek güzel yerlerinden bir kaçını gittiler; Trevi Çeşmesi, Panteon, Roma Kilisesi ve Tarihi Mezarlar, Kolezyum, Antik Roma Gladyatörler Arenası.


        İtalya’nın güzel yemeklerinden yediler, şarkılar dinlediler, çok mutlu oldu çocuklar.


        Dönüş yolunda, uçakta, Bulut beyin yanında otururken iki günde nasıl olup da dünyanın bu kadar değiştiğini, içinde kendi kendine kıpırdayan sevincin vurdumduymazlığını anlamıyordu. Birine, bir duyguya inanmaktı bu, asla zorlamayla gerçekleşmeyecek, asla istemekle var olmayacak bir durumdu. Hayatında ilk kez hiç kuşkusu, korkusu yoktu.



ZERRİN TİMUROĞLU

2022

7 Kasım 2022 Pazartesi

Duy ve Dur

        Uçağa bindiklerinde üçlü koltuklara yerleştiler, kendisi pencere kenarında oturmayı rica etmişti. Belki öğrencisi isterdi bunu ama neyseki o hiç önemsemedi. Matematik yarışması Roma’daydı, daha önce gitmediği bir yer olduğu için memnun olmuştu ayrıca görmeyi çok istediği bir şehirdi.

        Bulut beyle yan yana oturmuş oldular. O kadar özenli, saygılı bir insandı ki yüreğindeki bütün kaygıları uçup gittiler, yerlerine güven, huzur, ve belki biraz da neşe bıraktılar.

        

        Uçak havalanıp, kemerlerini açtıklarında henüz yeryüzünde evler, dağlar, yeşil tarlalar, bembeyaz bulut yumağına gömülmeden, aşağıları seyretti. Seviyordu uçmayı,dünyaya tepeden bakmayı. Sanki yaşadığı veya yaşayacağı bütün dertleri küçücük kağıtlara parçalıyor, atıyordu yüksekten, onlarla bir daha karşılaşmayacakmış gibi, bu gerçekten mümkünmüş gibi rahatlıyordu.


        Gün güneşliydi, güneş, kendi içinde öfkesini asla dindiremeyen, durmadan patlayan, etrafında, onun varlığına muhtaç bir sürü gezegenle, sonsuz boşlukta ne aradığını bilmeyen, güneş. Öğrencisi bir test kitabı çıkarmış, soru çözmeye başlamıştı, tabi zor bir yarışmaydı. Matematik öğretmeni diğer iki yarışmacı öğrenci ile hemen arkalarında oturuyorlardı.


        Bayan matematik öğretmeni çok başarılıydı. Bir çok özel okuldan teklif alıyordu her yıl ama o ısrarla bu okulda kalmayı tercih ediyordu, idealist bir kişilikti.


    - Hocam her şey yolunda mı, umarım uçmaktan korkmuyorsunuzdur, dedi Bulut bey.


    - Hayır, asla çok severim aksine, Roma’yı görmeyi de çok istiyordum zaten, teşekkür ederim.


    - Biz teşekkür ederiz, yeğenim siz olunca çok daha kendine güvenli ve rahat oluyor,  


        Gülümsedi, bir insana mavi göz ancak bu kadar yakışabilir diye düşündü, bir insan ancak gözlerinde bu kadar dostluk, bu kadar güven taşıyabilir, bir insan, size bakarken ancak bu kadar korkma hiçbir şeyden diye bağırabilir.


        Erken kalkmıştı, pencereden bembeyaz bulutlara bakarken gözleri kapandı. Evin salonunda bir sürü misafir vardı, babasının yazar çevresinden ve babasından daha ünlü şairler, romancılar. Gerçekten çok önemli misafirlerdi, aralarında çok ünlü bir gazeteci de vardı. Annesi en güzel yemeklerini yapmıştı, ilkokul mezunu olduğu halde en karmaşık konuşmaları bile dikkatle dinler, bu tür toplantıları çok severdi.


        Ablası ve kendisi odalarındaydılar. Ders çalışmaları gerekiyordu. İkisinin de vizeleri vardı ertesi gün. Ama konuşmalar öyle yüksek perdeden yapılıyordu ki okuduklarını anlamakta zorluk çekiyorlardı. Bütün gün annelerine mutfakta yardım etmişlerdi ve misafirler gittiklerinde de bütün bulaşıklar onları bekliyor olacaktı.


        Arada babasının sesini duyuyordu, eğitimden, çocuk yetiştirmekten söz ediyordu. Muhtemelen bir roman kahramanından bahsediliyordu. Çocuklara gösterilmesi gerekli hoşgörüden, onların dertlerini dinlemekten, sakin davranmak gerektiğinden bahsediyordu babası.


        Ablası ile göz göze geldiler bir an, bir gece önce abisi ki üniversitede okuyordu, eve geç geldi diye babası yeri yerinden oynatmıştı, saatlerce bağırmış, kötü sözler söylemişti abisine. Ablası acı acı gülümsedi, notlarını okumaya çalıştılar yeniden.


        Avunmak acınası bir şeydir. Olması gerekenin yerine başka bir şey koymaktır. Hayata yenildiğini kabul etmek aslında hiç kolay değil, bunu en çok sevdiğinizi koruyamadığınızda anlamış oluyorsunuz. Hep bir şeyler kötü gitse de düzeleceğine dair içimde bir derin his olmuştur. Ama artık yok, belki de çağa yenilmeyen bir sevgiyi hiç yaşamadığımdandır.


        Bu görkemli misafir ağırlamalar, dışarıdan bakıldığında, güzel bir ailenin tatlı konukseverliği gibi görünüyordu, oysa ki gerçek parçalanan bir ailenin kırılmış bütün tabaklarının üstüne, geçici olarak örtülmüş bir örtüden öteye bir anlamı yoktu.


***


    - Hocam çay alır mıydınız,


        Gözlerini açtığında mavi gözler bakıyordu ona, arada hosteslerin ikramlıkları gezdirdikleri araba duruyordu. Hemen doğruldu, uzatılan sandviçi aldı, 


    - Çay iyi olur, lütfen dedi.


    - Bir saat var inmemize, dinlenmenize sevindim dedi, Bulut bey.


    - Sağ olun,iyi oldu gerçekten. Hemen otele geçeceğiz değil mi,


    - Evet, yerler ayırtıldı. Çocuklar dinlendikten sonra öğretmenleri ile çalışmaya başlayacaklar yine, akşam yemeğinden sonra herkes serbest yarına kadar.


        Sıcak çay ve sandviç çok iyi gelmişti. İtalya, gladyatörlerin yaşam çığlıklarının havada gizlendiği şehir. Aklına Nazım Hikmet’in Taranta-Babu’ya mektuplar şiiri geldi. Şöyle yazıyordu büyük şair;


İtalyan kuvvetleri Habeşistan’da harekete geçmek için yağmur mevsiminin bitmesi ve baharın gelmesi bekleniyor,


 Ne tuhaf şey Taranta-Babu;


     bizi kendi topraklarımızda öldürmek için


          kendi topraklarımızın

               

                    baharını bekliyorlar.


    - Taranta-Babu nasıl da can evinden vuruyor  insanı değil mi hocam,


        Büyük bir şaşkınlıkla döndü Bulut beye,


    - Nasıl dedi,


        Mavi gözleriyle sıcacık bakarken,


    - Yoksa siz de aynı şeyi mi düşünüyordunuz dedi.




ZERRİN TİMUROĞLU

2022

5 Kasım 2022 Cumartesi

Bilmek Yetmez

        Hayata dair gerçekleri anlamak çok zordur aslında. Bilmek yetmez bazı şeyleri. Mesela dört işlemi biliyoruz diye, bütün hesapları doğru yapmamızın mümkün olmadığı gibi.

        İnsanların büyük çoğunluğu gözlerinizin içine bakarlar ve sizi samimiyetlerine inandırırlar, iyi olduklarına, dürüst olduklarına inandırırlar. Gerçi biz de hazır oluruz inanmaya, özellikle yaralarımız çoksa.


        Öğretmenliğe ilk başladığında aldığı maaş o kadar azdı ki, büyük ve pahalı bir şehirde ne doğru dürüst bir ev kiralayabildi ne üstüne, başına iyi bir şeyler alabildi. Küçücük bir oda, önünde daracık bir koridor, bir küçük mutfak tezgahı olan bir yer tutabildi. Görevli olduğu okula minibüsle on dakika uzaklıktaydı.


        Annesi ve ablası yardım edebilirlerdi ama annesi ablasının bütün maaşını, ablası çalışmaya başladığı günden itibaren kendisi alırdı, harçlık verirdi ona, ve asla çocukları rahat etsin diye fazla harcamazdı, çok sert ve acımasız biriydi ve inanılmaz olan bunu yabancılara hiç belli etmeden öldü.


        Ailenizde eğer insanlara güveninizi kaybettiyseniz, kocaman, kocaman insanların, entelektüel, okumuş, başarılı insanların bütün yanlışlarının üstünün örtüldüğünü gördüyseniz, birbirine hiç saygısı, sevgisi kalmamış anne, babanın sadece misafirlerin yanında oynadığı rollere şahit olduysanız, okul çantasını kaybetmiş bir öğrenci gibi şaşkın, sersem, güvensiz, sevinçsiz kalırsınız  bir ömür boyu.


        Sonra herkes niye yalnızlığı seviyorsun, niye insanlardan kaçıyorsun, niye hep, her davranışın ardında bir komplo arıyorsun diye sorar. Hiç sahip olamadığınız bir evin içinde görürler sizi, oysa ki siz bilirsiniz derme çatma bir barakada olduğunuzu, her an başınıza yıkılacağını, bilirsiniz o evin.


        Okulu yeni bitirmişti, iş arıyordu. Bir bankanın sınavlarına girdi, yazılıyı kazandı, mülakata çağırdılar, gitti. Ama yaşadığı cehennemde yüzündeki sivilcelerden hiç kurtulamamıştı. Sanki lanetli gibi yüzü gözü en güzel yaşlarında kıpkırmızı gezmişti. Mülakatın yapıldığı odaya girmeden önce diğer başvuranlardan ikisini görmüştü, konuşmuşlardı, kendisinin çok iyi bir üniversiteden mezun olduğunu öğrenince, seni alırlar demişlerdi, moralleri bozulmuştu biraz.


        Ama öyle olmadı, daha sınav odasından içeri girer girmez yetkili iki kişinin birbirine bakarak yüzünü işaret ettiğini görmüştü. Bankaya çirkin birini almayacaklardı belli olmuştu.


***


        Telefonu çalıyordu. Çay bahçesinin en ıssız köşesinde, bir masada, limonlu çayını içip yazıyordu yazısını. Öyle dalmıştı ki önce ne bu ses diye şaşkın baktı etrafa, sonra telefonu gördü masanın üstünde, aldı, açtı. Bulut beydi,


    - Merhaba hocam, nasılsınız,

 

    - Sağolun, siz,


    - Ben de iyiyim, sizinle görüşmem gereken bir konu var, nasıl yapalım,


    - Konu nedir,


    - Karşılıklı konuşsak daha iyi olur, buluşabilir miyiz,


    - Ben dışardayım, konum atayım, uygunsanız şimdi gelin konuşalım, ben de merak ettim Bulut bey dedi,


    - Tamam, teşekkürler, görüşmek üzere.


        Aslında hiç sohbet modunda değildi ama düşündü ki zaten kendisi ne zaman bu modda oluyordu ki, elinden gelse ıssız adada yaşardı.


***


        Yirmi dakika sonra Bulut beyin çay bahçesinin kapısında girdiğini gördü. Ayağa kalktı karşılamak için, tokalaştılar, oturdular.


    - Bulut bey bir şey içer misiniz,


    - Siz zahmet etmeyin lütfen dedi, elini kaldırıp garsonu çağırdı,


    - Hocam siz çay içiyorsunuz galiba, yenilensin mi,ben de bir kahve alacağım,


    - Teşekkürler, ben çok içtim, siz buyrun lütfen,


    - Tamam o zaman dedi Bulut bey.


    - Konu nedir, merak ettim,


        Yeğenimin matematik yarışmasından söz etmiştim, yurt dışı ayağı da olacakmış, iki öğretmenin yanında gitmesi gerekiyor, onlardan birinin, kabul ederseniz sizin olmanızı istiyoruz hocam.


        Çok şaşırmıştı,


    - Ne diyeceğimi bilemiyorum bu hiç beklemediğim bir şeydi, siz emin misiniz,


    - Biz çok eminiz, kabul ederseniz yeğenim çok sevinecek.


    - Peki ne zaman,


    - On gün sonra,


    - Okuldan izin alabilecek miyim peki,


    - Elbette bu resmi bir yarışma, izinler hazırlanıyor bile.


        Hayretle baktı Bulut beyin yüzüne, mavi gözleriyle sımsıcak heyecanla bakıyordu, bayram sevinci yaşayan bir çocuk gibi hesapsız, içten,


    - Peki o zaman, inşallah çok başarılı olur dedi,


    - Çok teşekkürler hocam, hemen yeğenime haber vereyim, ret edersiniz diye endişeliydi, dedi Bulut bey.


        Ne her çocuk masumdur sandığımız gibi ne yağmur rahmettir her zaman. Bazı çocuklar zalimdir hatta, bazı yağmurlar tufan. Biz sadece adını koymak istemeyiz her şeyin, kandırılmak mıdır bu aslında kanmak mıdır.Kimimiz anlamak isteriz olanı biteni, kimimiz kör olmaki sağır olmak, peki seçim bizim mi.




ZERRİN TİMUROĞLU

2022

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...