Hayata dair gerçekleri anlamak çok zordur aslında. Bilmek yetmez bazı şeyleri. Mesela dört işlemi biliyoruz diye, bütün hesapları doğru yapmamızın mümkün olmadığı gibi.
İnsanların büyük çoğunluğu gözlerinizin içine bakarlar ve sizi samimiyetlerine inandırırlar, iyi olduklarına, dürüst olduklarına inandırırlar. Gerçi biz de hazır oluruz inanmaya, özellikle yaralarımız çoksa.
Öğretmenliğe ilk başladığında aldığı maaş o kadar azdı ki, büyük ve pahalı bir şehirde ne doğru dürüst bir ev kiralayabildi ne üstüne, başına iyi bir şeyler alabildi. Küçücük bir oda, önünde daracık bir koridor, bir küçük mutfak tezgahı olan bir yer tutabildi. Görevli olduğu okula minibüsle on dakika uzaklıktaydı.
Annesi ve ablası yardım edebilirlerdi ama annesi ablasının bütün maaşını, ablası çalışmaya başladığı günden itibaren kendisi alırdı, harçlık verirdi ona, ve asla çocukları rahat etsin diye fazla harcamazdı, çok sert ve acımasız biriydi ve inanılmaz olan bunu yabancılara hiç belli etmeden öldü.
Ailenizde eğer insanlara güveninizi kaybettiyseniz, kocaman, kocaman insanların, entelektüel, okumuş, başarılı insanların bütün yanlışlarının üstünün örtüldüğünü gördüyseniz, birbirine hiç saygısı, sevgisi kalmamış anne, babanın sadece misafirlerin yanında oynadığı rollere şahit olduysanız, okul çantasını kaybetmiş bir öğrenci gibi şaşkın, sersem, güvensiz, sevinçsiz kalırsınız bir ömür boyu.
Sonra herkes niye yalnızlığı seviyorsun, niye insanlardan kaçıyorsun, niye hep, her davranışın ardında bir komplo arıyorsun diye sorar. Hiç sahip olamadığınız bir evin içinde görürler sizi, oysa ki siz bilirsiniz derme çatma bir barakada olduğunuzu, her an başınıza yıkılacağını, bilirsiniz o evin.
Okulu yeni bitirmişti, iş arıyordu. Bir bankanın sınavlarına girdi, yazılıyı kazandı, mülakata çağırdılar, gitti. Ama yaşadığı cehennemde yüzündeki sivilcelerden hiç kurtulamamıştı. Sanki lanetli gibi yüzü gözü en güzel yaşlarında kıpkırmızı gezmişti. Mülakatın yapıldığı odaya girmeden önce diğer başvuranlardan ikisini görmüştü, konuşmuşlardı, kendisinin çok iyi bir üniversiteden mezun olduğunu öğrenince, seni alırlar demişlerdi, moralleri bozulmuştu biraz.
Ama öyle olmadı, daha sınav odasından içeri girer girmez yetkili iki kişinin birbirine bakarak yüzünü işaret ettiğini görmüştü. Bankaya çirkin birini almayacaklardı belli olmuştu.
***
Telefonu çalıyordu. Çay bahçesinin en ıssız köşesinde, bir masada, limonlu çayını içip yazıyordu yazısını. Öyle dalmıştı ki önce ne bu ses diye şaşkın baktı etrafa, sonra telefonu gördü masanın üstünde, aldı, açtı. Bulut beydi,
- Merhaba hocam, nasılsınız,
- Sağolun, siz,
- Ben de iyiyim, sizinle görüşmem gereken bir konu var, nasıl yapalım,
- Konu nedir,
- Karşılıklı konuşsak daha iyi olur, buluşabilir miyiz,
- Ben dışardayım, konum atayım, uygunsanız şimdi gelin konuşalım, ben de merak ettim Bulut bey dedi,
- Tamam, teşekkürler, görüşmek üzere.
Aslında hiç sohbet modunda değildi ama düşündü ki zaten kendisi ne zaman bu modda oluyordu ki, elinden gelse ıssız adada yaşardı.
***
Yirmi dakika sonra Bulut beyin çay bahçesinin kapısında girdiğini gördü. Ayağa kalktı karşılamak için, tokalaştılar, oturdular.
- Bulut bey bir şey içer misiniz,
- Siz zahmet etmeyin lütfen dedi, elini kaldırıp garsonu çağırdı,
- Hocam siz çay içiyorsunuz galiba, yenilensin mi,ben de bir kahve alacağım,
- Teşekkürler, ben çok içtim, siz buyrun lütfen,
- Tamam o zaman dedi Bulut bey.
- Konu nedir, merak ettim,
Yeğenimin matematik yarışmasından söz etmiştim, yurt dışı ayağı da olacakmış, iki öğretmenin yanında gitmesi gerekiyor, onlardan birinin, kabul ederseniz sizin olmanızı istiyoruz hocam.
Çok şaşırmıştı,
- Ne diyeceğimi bilemiyorum bu hiç beklemediğim bir şeydi, siz emin misiniz,
- Biz çok eminiz, kabul ederseniz yeğenim çok sevinecek.
- Peki ne zaman,
- On gün sonra,
- Okuldan izin alabilecek miyim peki,
- Elbette bu resmi bir yarışma, izinler hazırlanıyor bile.
Hayretle baktı Bulut beyin yüzüne, mavi gözleriyle sımsıcak heyecanla bakıyordu, bayram sevinci yaşayan bir çocuk gibi hesapsız, içten,
- Peki o zaman, inşallah çok başarılı olur dedi,
- Çok teşekkürler hocam, hemen yeğenime haber vereyim, ret edersiniz diye endişeliydi, dedi Bulut bey.
Ne her çocuk masumdur sandığımız gibi ne yağmur rahmettir her zaman. Bazı çocuklar zalimdir hatta, bazı yağmurlar tufan. Biz sadece adını koymak istemeyiz her şeyin, kandırılmak mıdır bu aslında kanmak mıdır.Kimimiz anlamak isteriz olanı biteni, kimimiz kör olmaki sağır olmak, peki seçim bizim mi.
ZERRİN TİMUROĞLU
2022
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder