Eve girdiğinde tuhaf duygular içindeydi. Sanki birine ihanet ediyormuş, kötü bir şey yapıyormuş gibi hissediyordu. Üstünü başını değiştirip, ışıkları kapatıp, yatağına uzandığın da kendine müthiş öfkeliydi.
Kadınlar nasıl bir eğitimden geçiyoruz ki özellikle benim gibi, güvensiz, sevgisiz bir ortamda büyüyenler, en küçük bir yanılma, en küçük bir özgürlük tanımıyoruz kendimize. Hemen beynimize takılı pillerden alarm sesleri acıtıyor içimizi.
Üstelik ne kocam sert adam ne nişanlım, verilmiş bir sözüm yok ona, buna rağmen Bulut beyle, konsere gittim diye suçluluk duymama neden oldu, hangi hakla, üstelik bir sürü takıntısı varken.
Öfkeyle kalktı yataktan, ışığı yaktı, mutfağa gidip su ısıttı, melisa çayı hazırlayıp, televizyonu açtı, sesini tamamen kısmıştı.
Telefonuna mesaj geldiğini duyunca baktı. Sert adamdı,
- Biliyorum beni sinirlendirmeye çalışıyorsun, başarıyorsun da ama yapmamalısın, güvenimi zedelememelisin, diye yazıyordu.
Bir cevap yazmak için telefonu eline aldığında bu yolda, yüreğinde akan bütün nehirlerin sularının çekildiğini hissetti. Kendime saygımı kaybetmek istemiyorsam ona cevap vermemeliyim diye düşündü. Bunu alışkanlığa dönüştürmemeli, beni takip etmek nasıl bir saygısızlıktır.
Yine de bir şeyler yazmak istedi,
- Siz beni anlamadınız belki, ben öylesine yazmadım o mektubu, beni uyarmanız, beni izlemeniz hiçbir yarar sağlamayacaktır. Ben bir deniz kıyısındaydım, döndüm yanımda sizi gördüm. O kadar yalnız, o kadar yaralı ve o kadar ilgiye muhtaçtım ki, sizin bütün kusurlarınızı kabul ederim sandım.
Ama işte ben kendime bile söz geçiremeyen, yüreğimdeki kapıların anahtarlarını kaybetmiş biri olduğumu unuttum. Eski eşinizin kötülükleri, sizin o bağı kesip atmamış olmanız, yaşadığım sıkıntılar, her şey beni kendi yağmur ormanlarımda kaybetti. Sakın aramayın beni, sakın takip etmeyin, hareketlerimi sorgulamayın, ben size bu izni vermiyorum çünkü. Yapacağınız her ihlal bundan sonra sadece size olan öfkemi, kızgınlığımı körükler ki bu iyi kötü yaşadığımız küçük anıları da bataklığa gömer, belki de çoktan gömdü bile.
Telefonu salonda koltuğun üzerine bıraktı, ışıkları söndürüp yatmaya gitti.
Mutlu evlerde yetişen çocuklar acaba gerçekten mutluluğu öğrenirler mi. Yani mutluluk öğrenilebilir bir şey midir. Değilse bile en azından nasıl bir şey olduğunu hissetmişlerdir. Kendi ailesinde romantik anlarda babası annesine şiir okurdu sofrada bazen. Ama o kocaman kavgalardan sonra, o kocaman hakaretlerden sonra ona öyle gelirdi ki bir gece karanlığında güneşe kadeh kaldırılıyor. Annesinin buna inanması, babasının onu inandırması, içinde, hayata dair bütün inancı öldürmüştür.
Şimdi de sert adam, gözünde, şiir okuyan babası kadar sislere gömülmüştü. Eğer doktor kadını, tümüyle bırakmış olsaydı, alacağı intikama aralarındaki duygusallığı kurban etmeseydi bir şansları olabilirdi, gerçi sevginin sınavları bitmezdi.
Yatağında uzanmış, perdelerini açtığı camdan gökteki yıldızlara bakarken, uykuya dalmadan aklından geçen şuydu,
- Ben asla annem gibi bir ömür, aslında çoktan ölmüş bir yıldıza, sanki hala varmış gibi bakmayacağım, bunu kendime yapmayacağım.
Zil çaldığında öğretmenler odasına girmek üzereydi. Kendi dersleri bitmişti, hemen çıkıp, güneşli havada yürümek, deniz kıyısında biraz oturmak istiyordu. Önlüğünü çıkardı, notlarını çantasına koydu, ceketini giydi, kapıyı açar açmaz Bulut beyi karşısında buldu,
- Merhaba hocam, çıkıyordunuz galiba,
- Merhaba, evet şimdi bitti dersim, hayrola siz neden geldiniz,
- Yeğenimin matematik hocası görüşmek istemişti, aramış o yüzden geldim, konuştuk, çıkmadan sizi de görmek istedim.
Birlikte okul çıkışına doğru yürürlerken,
- Bir sorun mu var matematik hocasıyla diye sordu,
- Hayır, hayır, bir yarışma varmış, yeğenim matematikte çok iyidir, hocası katılmasını istiyor, onun için konuştuk,
- Sevindim,dedi.
Bahçeye çıktıklarında Bulut bey arabayla gideceği yere bırakmayı teklif etti, kabul etmedi, yürümeye, düşünmeye ihtiyacı vardı. Hayattan aldığı her darbe onu, insanlarla olan köprülerin uzağına savuruyordu, tıpkı karşı koyamadığı güçlü fırtınalar gibi, tuttuğu her elden koparıyordu onu.
Zerrin Timuroğlu
2022
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder