Yıllar geçtikçe hayatla kavga etmekten vazgeçersiniz. Anlarsınız bunun aslında sizin dışınızda garip bir oyun olduğunu, anlarsınız değişimin, sizinle bir ilgisi olmadığını. İnatlaşmanın, her şeye bütün samimiyetinizle sarılmanın, hatta bazı düşünceler için yaşamınızı çekinmeden ortaya koymanın ne kadar boş olduğunu, anlarsınız.
Aklımıza yüklenmiş bilgilerin bir zerre dışına çıkamayız, gözümüzün göremediğini, aklımızla yaptığımız aletlerle görmeye çalışırız ve görürüz de; kulaklarımızla duyamadıklarımızı da öyle, aklımızla yaptığımız icatlarla aşarız, daha fazlasını duyarız. Daha çok nedir bilmeden, neyi başardığımız hakkında aslında en ufak bir bilgimiz olmadan tam bir kör dövüşü ile zamanımızı tamamlar yok oluruz.
Onu tanımış olmaktan o kadar şaşkındı ki, bir masalın içindeydi sanki. Yıllar önce bir konserde ağlarken ona yan koltuktan mendil veren mavi gözlü kişi demek bu, öğrencisinin velisiydi. Gülümsedi, ikisi de önlerine döndüler ve konser bitene kadar konuşmadılar.
Konser bitiminde çıkıp arabalarına yürürken,
- Amca benim arkadaşlarımla buluşmam lazım, arabalarıyla gelmişler beni almaya, iki saat sonra evde görüşürüz olur mu, hocam lütfen kusura bakmayın dedi öğrencisi.
Amcası,
- Olur, telefonun açık olsun, nereye gittiğini hemen yaz ve on ikiden önce evde ol, dedi.
Öğrencisi gülümsedi,
- Görüyorsunuz öğretmenim, sıkıyönetim var bizim evde.
Öğrencisine gülümserken, hoşçakal dedi ve mavi gözlü amcanın açtığı kapıdan arabaya bindi.
Yola çıktılar, kasabaya kadar, çok da tanımadığı bir insanla yalnız kalmaktan rahatsız olmuştu biraz. Gerçi yıllar öncesinden tanışmış olduklarını öğrenmişti ama o tam bir tanışma sayılmazdı tabi.
- Neden söylemediniz, yani ilk gördüğünüzde, biliyordunuz sanırım.
- Evet dedi, bu arada benim adım Bulut, siz özel bir insansınız hocam, dış görünüşünüzle değil ama kafanızın içindekiler gözlerinizle birikiyor. Sıradan bir göz göze gelme bile sizi tanıma isteği oluşturuyor insanda. Bir merak, yeni bir şey keşfetme heyecanı. Ama aynı zamanda bir korku.
- Korku mu,
- Evet muhtemelen siz farkında değilsiniz ama bakışlarınızın sopası var, gülerken bile hatta alarm sistemleri.
- Çok tuhaf konuşuyorsunuz Bulut bey, keşke dediğiniz gibi olsaydı ama bunu sadece siz keşfettiniz şimdiye kadar.
- Sanmam, öğrencileriniz de tamamiyle farkında bence, hiç bağırıp çağırmadan, çok zor bir dersi sessizce dinlemelerini başka nasıl açıklarsınız ki.
-Bunu nereden biliyorsunuz, şaşkınlıkla baktı adama.
- Tabi ki yeğenimden.
Bir süre konuşmadan yol aldılar. Arada yanlarından geçen arabaların rüzgar sesinden başka bir ses duyulmuyordu, karanlık tarlaların üzerine düşen yıldızlar işinde, gücündeydi, sakindi her şey.
- Bulut bey size bir şey sorabilir miyim,
- Elbette, buyrun,
- Hiç sormadınız,
- Niye ağladığınızı mı,
Büyük bir şaşkınlıkla baktı adama, o gayet sakin araba sürerken,
- Buna hakkım olmadığını düşünüyorum, bir yabancı olarak dertlerini deşmek büyük kabalık olurdu.
- Teşekkür ederim.
Her müziği sevmeyiz, sesler uyumlu değildir yüreğimizin notalarıyla, batarlar iğne gibi. Her rüzgar estiğinde neşeyle uçuşmaz saçlarımız, belki bir ev yıkılmıştır diye fırtınada. Her insan huzur vermez bize, dikenli tellerinde yaralar alır vücudumuz belki, görmek istemeyiz bir daha.
- Hocam yarın bir ara okula geleceğim, size uğrayabilir miyim.
- Tabi, sevinirim Bulut bey, çay sever misiniz.
Kasabaya yaklaşmışlardı, on dakika sonra evde olacaktı, o sırada yanlarından geçen arabanın şoför koltuğunda oturan sert adamı gördü, içinin buza kestiğini hissetti, onları mı takip etmişti. Birden bütün güzel ezgilerin darmadağın olduğunu hissetti içinde.
Zerrin Timuroğlu
2022
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder