Gözünü açtığında güneş camın ardından görünen uzak tepelere parıltısı ile yerleşmeye başlamıştı. Otobüs hızla giderken şoförün hemen arkasındaki koltuktan, bir yanda geriye doğru durmaksızın kaybolan yolu, bir yandan solunda güneşin ışıltısını kucaklamış denizi.bir yandan yemyeşil tarlaların bolluğunu, bereketini izliyordu. Bu yolculuğu çok seviyordu. Her defasında dörtnala giden muhteşem bir atın sırtında, saçlarını dağıtan rüzgarla didişerek, ayakları üzenginin üstünde, ara ara onlara basarak daha yukarıya kalkarak koşturuyordu, önünde hiçbir engel yoktu, ardından kovalayan yoktu, derdi yoktu, tasası yoktu, güzeldi her şey çok güzeldi.
Aslında bu şahane yolculuğun tamamını gün ışığında yapmak isterdi ancak onaltı saatlik uzun bir yolculuktu. Mutlaka bir bölümünü karanlığa rehin bırakmak gerekiyordu. Dönerken bir parçayı kurtarırken diğerini teslim ediyordunuz emanete. Zaman kıs kıs gülüyordu. Yolculuğun bir bölümünde uyuyordu, bu zorunlu bir dinlenme oluyordu tabi yoksa gözleri dışarıyı görmeyene dek, karanlığa yenilene kadar asla yummuyordu gözlerini. Yabancı bir memlekette, yabancı bir şehre gidiyordu. Otobüsün radyosunda neşeli şarkılar çalıyordu, gitar, keman ve tanıyamadığı enstrümanlar. Sevdayı anlatıyordu sözleri, tek kelimesini anlamıyordu ama emindi. Şoföre bakarken ensesinden ki arada sağa sola çeviriyordu başını, şarkıya mırıl mırıl eşlik ettiğini görüyordu. Gözlerinin kıyısında tuhaf, özlem dolu, güzel yaşanmışlıkları dudaklarının ucuna kaçamak bir gülümsemeyle sabitleyen her an akmaya hazır mutluluk nehirleri vardı.O şarkıda ne söyleniyorsa onu yüreğinden ışığa boğmuştu. Ona bakan herkes o anlarda mutlaka kendi sevdasına gülümserdi, emindi. Öylesine doğal öylesine sunumdan uzak öylesine yalnızca iki kişiye özeldi.
Biraz önce kahve ikramı yapılmıştı otobüste. Önümde hızla tüketilen maviler, yeşiller, geçmişi çınlatan bir ezgi, elinizde sıcak, güzel bir kahve. Aslında onaltı saat otobüse binince başlayan zamandı, otobüse ulaşana kadar beş altı saatte şehrin içinde geçiyordu zaman. Her şey nereye gittiğiniz, kime gittiğiniz, kime kavuşacağınızla tanımlı. Şoförün sevdası yolun belleğine yerleşiyor benim sevgim tepelere, denize, yeşile işleniyor. O sevdasına ben yavruma seriyorum özlem notalarını.İkiside yaşamı kucaklıyor, biri başlamak için öteki yaşamın ta kendisi.
Ara ara yeşilliklerin ortalarında, uzaklarda küçük evler görünüyor, insan yok çevrelerinde. Sabah çok erken olduğundan belki, ya da daha erken çıkılmış yolculuklardan. Zor olmalı bu güzelliklerden ayrılmak, bakarken kendini çok yalnız hissediyor birden. Böyle bir yerde yaşasaydı tek başına anılarıyla baş başa, en fenası. Bu duygu hem çok sevdiğiniz hem dokunduğu için asla yiyemeyeceğiniz bir yemek açmazında. Hem gerçek olduğunu bildiğiniz hem inkar etmeye mecbur olduğunuz iki perdelik bir oyun sınavında.
Birazdan otobüsün kısa bir mola vereceğini öğreniyoruz. Uzun yolculuğumuz bitmek üzere. Her zaman aynı yerde duruyorlar, yoldan fazla bir şey almamak için binmeden önce yiyeceklerimi hazır ediyorum. Cimrilikten değil bilmediğim bir şey yerim korkusuyla. İdare edebiliyorum kendimi ama çok iyi değil İngilizcem. Özellikle anlamakta zorlanıyorum. Bir keresinde çay istemiştim yokmuş, başka bir şey önerdiler ben onu da bir çeşit çay sanıp almış, üstelik içine süt de koydurmuştum. Meğer ıhlamurmuş, korkunçtu bu ikili gerçekten hiç uyumlu değillerdi.
İndim güzeldi hava, mis gibi. Bu mola yerinin güzel bir bahçesi vardı. Bahçenin bir bölümü de kümesti, yüksek tel örgüyle çevrilmiş küçük bir alandı. Biraz ilerisinde yuvarlak bir kameriye vardı, oraya gidip oturdum. Yürüseydim iyiydi ama yorulmuştum. Bir yanda kafaları durmadan inip kalkan tavuklar bir yanda küçük bir havuz. Su, sesiyle o kadar özenli o kadar dikkatli ki. Sanki durmaksızın döküldüğü havuza pamuktan yapılmış bir mindere düşer gibi ama serinliğinden, şırıltısından vazgeçmeden düşüyor. Güneş yol boyunca denizden, tarlalardan, tepelerden topladığı bütün huzuru kucağıma bıraktı, güzeldi, çok güzeldi. Otobüsün tamamı dolu değildi ve yol boyunca inenler olmuştu. Bu yüzden kameriyeye gelen olmadı kalan yolcuların çoğu yürüyordu çevrede, ayaklarını açmaya çalışıyorlardı. Yerde çimenler çok büyümemişler, toprağın üstünde siz gelip geçensiniz biz hep burdayız diyorlar. Onlara, beton saksılarda rengarenk salınan çiçeklere baktıkça sanki bir şeyleri kaçırıyormuş, onlara sorması, öğrenmesi gereken şeyler varmış gibi hissediyordu. Daha uzun orada kalmak için bir bahaneydi mutlaka.
Süre dolmuştu, tekrar otobüse binmeleri gerekiyordu, bacağı ağrıyordu, zaman zaman çekiyordu bu ağrıyı. Herkesin binmesini bekledi insanları bekletmemek için. Yaşlılık tabi doğaldı. Şoför kapıda bekliyordu, basamağa adımını atmışken ona gülümsedi, başıyla selam verdi. Şoför de gülümsedi, oldukça gençti. Bana bakıp,
-Gözleriniz inanılmaz güzel dedi.
O yorgunluğun, o ağrının içinde bir çoçuk benim gözlerimi güzel bulmuştu, Türkçe biliyordu. Yabancı bir ülkede, mutlu bir kavuşmaya giderken bir çocuk mutlu etmişti beni.
-Çok teşekkür ederim dedim çok teşekkür ederim. Ayrıca bu kadar güzel bir yolculuk için de sağolun.
Ve bindim. Hareket ettik, radyoda yine yabancı şarkılar, yine neşeli yine hayatı umuda boğan, güzeldi çok güzeldi.
ZERRİN TİMUROĞLU 2021