7 Nisan 2021 Çarşamba

İzler

        Kendi ayak seslerimizden bıkabiliriz, kaldırımlara, caddelere iz bırakabiliriz, ne zaman peki. Kar yağdığında ses çıkmaz, iz vardır. Kar yağmadıysa sesler dans eder, izler saklanır mı. Saklanmaz çünkü hiç var olmamışlardır.

        Kıyıya vurup dağılan dalgaların sesinde kumda hiç bir iz kalmaz. Tabi ulaşabildiyse sular. Denize, dalgalara uzak topraklarda her iz kalıcı gibidir. Süresiz mi, zamanla kol kola mı, geçmişte, gelecekte hala dostlar mı. Değillerdir. Zaman aklın ürünüdür, yani fark edilendir. Her şey onu farkettiğimizde yaşamda var olur bizim için. Her şeyin var olma miladı herkesin farketme miladıdır. O halde bazı şeyler bazı insanlar için varken de var olmazlar, algılamayınca kayıtları tutulmaz, söz edilmez, merak edilmez, keşfedilmez.


        O yüzden insanlar birbirleriyle konuştuklarını, birbirlerine bir şeyler anlattıklarını zannederler, oysa ki aynı dili konuşuyor olsalar da aynı şekilde algılayamazlar, anlaşılamazlar. Basit cümleler kurarak daha çok insanla bağlantı kurabilirsiniz belki ancak iletişim kuramazsınız.


        Yani yaşamın karmaşık denklemlerini yalnızca dört işlemle çözemezsiniz. Olduğunuz, durduğunuz yerde de kalsanız çözümlerin ustalarının hükümdarlığından kaçmak mümkün değildir. Kazanan oyun kurandır, oyun yaratandır, oynayanlar her zaman oyun dışıdır, kaybedendir.


        Koyu mavi, biraz yeşil de vardı galiba gözlerinde. Orta boylu, yapılı, halk arasında iri kemikli deniyor böyle kızlara. Antakyalıydı. Sözünün eri, güvenilir, bir kitap sevdalısı. Yalnızca satın almayan, okuyan, okuduğunu düşünen, üzerine konuşan biri. Gözlerinde havai fişekler patlardı sevdiği bir konudan söz ederken. Sıkıntınız yaz yağmuru gibi biterdi gözlerinde. Çok iyi bir arkadaştı. Üniversitede o arkadaşı olmasaydı kesinlikle mezun olamazdı. Hem çok zor bir bölümdü hem sorunları kaç kez sınavları kaçırmasına neden olmuştu. İmdadına yetişir, hocalarla konuşur başka mühendislik bölümleriyle kaçırdığı sınavlara girmesini sağlardı. Hem de minnet duymanıza asla meydan vermeden.

 

        Bir gün kısa bir tatil dönüşü Antakya dan döndüğün de güzel bir haber verdi bize, nişanlanmıştı. Nişanlısı da Antakyalıydı ama Ankara da çalışıyordu. Hiç söz etmemişti böyle birinden daha önce o yüzden şaşırdık biraz. Öyle evlenmeyi yaşamının en önemli eylemi olarak bilmiyorduk. Ama mutlu görünüyordu, sevindik. Garip bir tesadüf nişanlısı ablamla aynı yerde çalışıyordu. Ablam ertesi gün tanışacağını söyledi artık o bizim kardeşimiz sayılır dedi.


        Tanışmış, keşke aynı yerde çalışmasaymış, saçma çok saçma bir durum olmuştu. Akşam ablam eve geldiğin de sana bir şey söyleyeceğim ne yapacağına kendin karar verirsin, tamam mı. Tamam dedim, anlattı, arkadaşımın Antakya'da görkemli bir nişanla geleceğini kurmaya çalıştığı kişi ablama öyle birini tanımadığını, burda başka biriyle evlenmek üzere olduğunu söylemiş. Çok şaşırmış, üzülmüştük.  O kadar coşkulu, mutluydu ki nasıl anlatacaktım. Ama erteleyemezdim. Zaman ellerini göğsünde birleştirip dikildi karşıma ertesi gün. Dersler bitti, sınıftan çıkıyoruz, döndüm arkadaşıma, bir şey söylemem gerek dedim. Ablam tanışmış nişanlınla ama, mavi, yeşil gözleriyle su içinde baktı bana, sustum, biliyordu anladım. Nasıl, bir gecede nasıl öğrenmişti bilmiyordum.


        O gün hepimizin gözlerinde yaş vardı, siyasete karışmış, ceza almış bir öğrenci getirilmişti bölüme, duvarlar utançtan, duvarlar kederden çökmüştü. Arkadaşım önemi yok önemi yok duvarsız kaldık, uğultuyu duymuyor musun dedi. Ben geçerim bu sınavdan, ya hepimiz.


        İzler duruyor silinmiyor, denizden, yağmurdan çok uzaktayız. Anlaşılmak sonraya bırakıldı.




    ZERRİN TİMUROĞLU


    İSTANBUL


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...