11 Nisan 2021 Pazar

Cesaret

    -Bilmiyorum.     -Neyi bilmiyorsunuz.     -Bilmemi istediğiniz şeyi.     -O hâlde biliyorsun, bilmediğini biliyorsan bilgin var demektir.     -Çok saçma, araba kullanmayı bilmiyorsam bu konuda bilgim olması neyi değiştirir ki.     -Çok şeyi, tanıklık gördüklerini söylemektir, ders vermiyorsun ya da deney yapmıyorsun bildiğinizi aktarın o kadar.     -Tamam gördüğümü aktarırım ama siz sanki beni olaya dahil edermiş gibi ne bildiğimi soruyorsunuz.       -Yo hayır öyle bir izlenim verdiysem özür dilerim, sizden istediğimiz tanık olduklarınız, buyrun lütfen. 


        Oturduğu yerde sağa sola kaykıldı, bacaklarını dizlerinden kırıp sandalyesinin altında ayaklarını bileklerinden kenetledi. Ellerinin parmaklarını birbirinin içinden geçirip ters çevirdi. Beyaz, kırmızı, siyah kareli eteğinin düzgün çizgilerinin üzerinde belinden inen siyah kazağının etekleri yığılmıştı. Siyah koton çorabı kıvırdığı dizlerinde seyrelmiş tenini göstermek için gerildikçe gerilmişti. Sandalyesine otururken astığı büyük siyah, kırmızı şeritli çantasının açıklığından bir dergi görünüyordu, aylık bir edebiyat dergisiydi.


    -Ben evde uyumak üzereydim. Biraz kitap okumuştum her akşam olduğu gibi, başucumdaki lambayı söndürmüş tam yastığımla buluşmuştum ki yatağımın tam sol yanındaki pencerenin önünde ayak sesi duydum. İlk önce bir insan değil de kedi, köpek gibi algıladım. Oturduğumuz ev iki katlı, kocaman, ağaçlarla dolu bir bahçenin içindedir. Biz ikinci katta oturuyoruz. İkinci kata dışarıdan çıkılan bir merdiven var ve benim odam bu merdivene bakan tarafta. Eve gelen biri tıklatsa penceremi hemen görebilirim oturduğum yerden, öyle. Binanın bir yüzünü hafif bir kıvrımla saran bu merdivenin hemen dibinde de odunluk var. Çünkü evimiz sobalı. Aynı zamanda ıvır zıvır ne varsa konulan, üstü teneke kaplı, küçük bir barınak.


    -Peki ayak sesi dediniz , önce kedi, köpek gibi gelmişti size. Fikriniz neden değişti, ne oldu.

    -Annem, babam akşam oturmasına gitmişlerdi. Sık yaparlar bunu, bense hiç sevmem, o yüzden de pek gitmem onlarla. Korkmam da yalnız. Yattığım yerde çıkan sesleri dinleyerek oyalandım biraz, nasılsa giderler diye düşündüm. Yiyecek bulacakları bir şey yoktu merdivenlerde. Ama birden farkettim ki bir kediden ya da bir köpekten çıkamayacak kadar düzenli seslerdi duyduklarım.

    -Nasıl düzenli.

    -Birkaç basamak çıkıyor, tam pencerenin önünde oyalanıyor, sonra tekrar iniyor gibiydi.
    -Yattığınız yerde iniş ve çıkış seslerini nasıl ayırt ettiniz.
    -Çıkarken ayakkabısından çıkan sürtünme sesi oluyordu, inerken yalnızca tok, sert bir ses çıkıyordu.
    -Peki pencereden bakmayı düşündünüz mü.

        Kısa, siyah saçlarının çevrelediği, ince, esmer yüzünü komisere çevirdi, hayretle baktı.


    -Elbette hayır, korkuyordum. Gerçekten biri varsa yüz yüze gelebilirim diye düşündüm. Camda demir de yoktu. Sokak kapısı ve hemen yanındaki dar, küçük cam demirliydi ama o kadar.
    -Devam edin lütfen.

        Yanındaki sehpaya kendisi için konulmuş, küçük su şişesini aldı, kapağını açtı ve birkaç yudum içti.

 
   -Sonra bekledim, ne kadar bilmiyorum, bana uzun geldi. Üstümdeki yorganı açıp, yavaşça yataktan halıya kaydım, sürünerek oda kapısını açıp salona girdim. Odamın hemen önünde, hala sıcak olan sobanın sağından sokak kapısına doğru sürünerek ilerledim. Sokak kapısı içerden sola doğru açılıyordu, sürgüsü vardı ve sürgüyü yatmadan önce çekmeyi unutmuştum. Evin içi karanlıktı, bahçede ışık yoktu ve sokak uzaktı eve. İki büklüm kapının yanındaki camın en alt köşesinden, tülün arkasından korka korka dışarıya baktım.

    

        Komiser, anne ve babası, biri daha vardı kimdi bilmiyordu, nefeslerini tutmuş sözünün devamını merakla bekliyorlardı.Komiser,


    -Peki ne gördünüz,
    -Bir çift göz, başındaki kasketin gizlemeye çalıştığı, anlamsız bakan, şişman, sakallı yüzünde kocaman burnunun iki yanında korkutan bir çift göz.
    -Sizi fark etmiş olabilir mii diye sordu komiser,

        Şaşkınlıkla baktı ona,


    -Farkedilmenin ötesinde bir şey yaptım efendim.


Odadaki herkesin gözü ondayken açıkladı


    -Ben dakikalarca sinip bekledim aynı yerde. O da kapıyı açmaya çalışıyordu elindeki, bir şeyle. Korkmaktan sıkıldığımı hissettim birden, ne olursa olsun, o benden korksun dedim. Ayağa kalktım, önce salonun sonra odaların ışıklarını yakmaya başladım. Bir yandan da sanki evdeki birileri ile konuşuyormuş gibi bağırıyordum, duymuyor musunuz biri kapıyı açmaya çalışıyor, polisi arayın hemen diyordum.
    -Gerçekten cesurca bir davranış, dedi babası,
    -Aynı zamanda tedbirsiz, dedi komiser,
    -Şu an size anlatırken nasıl yaptım bunu şaşırıyorum ama o an başka yapacak bir şey yoktu sanki. Ve iyiki de öyle düşünmüşüm yoksa akibetim diğer zavallı kız gibi olacaktı besbelli.

        Annesi ve babası korkuyla salladılar başlarını, renkleri bembeyaz olmuştu endişeden. 


    -Siz ışıkları yaktınız, bağırarak konuştunuz hemen gitti mi,
    -İlk anda buna hiç dikkat edemedim var gücümle konuşup, odadan odaya girip çıkıyordum, sonra bir an durup dinledim, hiç ses yoktu, beş dakika sonra kapıya takılan anahtarın sesiyle korkudan bayılmışım. Babamlar gelmişler.
    -Biz bahçe duvarından atlayan, kısa boylu, şişman birini gördük, evin bütün ışıklarını da yanar görünce endişeyle koştuk ve sizi aradık efendim dedi babası.


        Çok yorgundu, söyleyecekleri bitmişti, komiser gidebileceklerini söylediğinde minnetle baktı ona, annesi ile odadan çıktılar. Anne ve babası sanki aralarında gizli bir anlaşmayla bakıştılar. Babası, siz biraz bekleyin ben bir şey soracaktım, unuttum dedi ve tekrar odaya girdi.


        On dakika sonra çıktığında rengi çok daha solmuş görünüyordu. Sonra konuşuruz dedi annesine.


        O günün ardından evde yalnız kalmasına asla izin verilmedi. Herkes yanından geçerken diğer kız bu kadar şanslı değilmiş diyordu. Suçluluk hissediyordu bunları duyunca.

        Yolda yürürken atılan bir taşı görüp, kaçmamış, tutmaya çalışmıştı onu ama yakalayamamıştı işte. Taş ona zarar verememişti ancak çarpıp parçalayacak birini, onu görmeden ona yakalanan birini bulmuş, ezmişti. O kıza yardım edemez ki. Varlığını bile bilmiyordu. İnsanlar kurtuldu diye kızmışlardı sanki, başarı alerjisi nasıl bir duyguydu bu.


        Kurtulmuştu hem de cesurca, ölseydi acıma duygularını boca edeceklerdi anısına. Zaten bir kayıp vardı, neydi kızgınlıkları, anlamıyordu. 


        Hepimiz, bütün insanlar çok yalnızız, değil mi, büyük olaylarda, yoğun seslerde, bağırtılarda, gürültülerde unutuyoruz belki yalnızlığımızı. Birbirimizi anlamak istemiyoruz, anlasak ne olacak, kim dur diyebilir, kim sırtını dönecek karanlıklara. Ama mumlarımız var yakalım yakalım, karanlığı korkutalım.



ZERRİN TİMUROĞLU


İSTANBUL



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...