9 Mayıs 2023 Salı

Sim -3-

        Hayat ne kadar karmaşık hale geliyorsa ben o kadar sadeliğe tutunuyorum, basit yaşamlar anlatılan kitaplara, notalarından leylaklar dökülen, gözyaşı gibi senfonilere. Hayat ne kadar elinde zıpkınıyla vursa da beni, okyanusun derinlerine dalıyorum, suyun üstünde kan izlerim.

        Çok canım yanıyor aslında, acıdan dişlerimi sıkıyorum, değiştirmek istediğim bir sürü şey var ama nasıl, ben sadece bir seyirciyim.Hep yaptığım gibi masallar uyduruyorum, uyduruyordum, uydurdum; artık sihirlere de inanmıyorum.


        Öğretmen arkadaşımı uğurladıktan sonra odaya geri dönüp, şömineye bir kaç odun attım, karşısında yere halının üstüne oturdum. Sol dirseğimi yakınımdaki koltuğa dayadım, elimi yanağıma.


        Nasıl olur da öğretmen arkadaşımın ilgisini hiç fark etmediğimi düşünüyordum. Bu yaşamsal dalgınlığım bütün hayatım boyunca kimse tarafından anlaşılmamıştı. İnsanlarla konuşurken kadın, erkek, siyah, beyaz, güzel, çirkin, zengin, fakir düşünmedim hiç. Sadece ne söylüyorlar, nasıl davranıyorlar, nasıl bakıyorlar onu düşünürdüm.


        Bu dalgınlığım yüzünden üniversitede ciddi sınav günleri kaçırdığım, tıpkı bu öğretmen arkadaşımda olduğu gibi, özel ilgileri olan insanları fark etmediğim için onlarla içten konuşmalarımın yanlış anlaşıldığı, dedikoduların içinde kaldığım, haksızlığa uğradığım çok olmuştur. Sonunda herkes ne olduğunu anlamıştır ama o arada benim insanlara zerre güvenim kalmamıştır.


        Tam sıcacık odada, o sessizlikte gözlerim kapanırken kapının yeniden çalındığını duydum. Bir anda gözlerime inanamadım, kalbim hızla çarpmaya başladı. Yıllar önce öldürülen abimdi gelen.

Rüyalarıma bile gelmeyen abim, karşımdaydı. Korkunç yakışıklıydı, uzun boylu, esmer, heybetli, kapkara gözleriyle, hem dünyanın en sert insanı gibi; hem en merhametli, en sevgi dolu, düşünceli insanı gibi bakan abim.


        Nasıl demeden girdi içeriye abim, sessizce sarıldık, gidip ateşin karşısına oturduk. Zaman utandı durdu, yan yana, birbirlerine bakmadan, dağ kadar özlem, okyanuslar kadar birikmiş gözyaşları vardı, ne dile getirdik, ne ağladık.


    - Biliyor musun dedi abim, niye benden sonra devam edemediniz, güçlü olmalıydınız.


    - Ettik dedim, ona bakmadım, yüzüm yoktu bakmaya,


    - Hayır siz devam etmediniz, siz yanınıza gelen zamanı geçiştirdiniz, yüreğinizi benim kederimden hiç kurtaramadınız.


    - Oğulların iyiler, gerçi biliyorsundur,


    - Evet, idare ediyorlar, senin oğlunu da biliyorum, çok seviyorum, kendisi gibi olmak için savaştı ama dünya çok kötü.


    - Sen yoktun, dayısı yoktu, o kadar isterdim ki seni tanımasını.


        Sustular. Soracak çok şey vardı ama savunulacak çok az şey.


    - Biliyorsun abi, seni son görmeye geldiğimizde bana ne kadar ısrar etmiştin yanında kalmam için, ne kadar ısrar etmiştin. Ben de çok istiyordum ama her zamanki gibi korkaktım değişimlerden. Bir de ablamı tümüyle annemin bencilliğine bırakmak istemedim,


    - Yararı olmadı ama dedi abim, koruyamadın, çünkü evlendin.


    - Evet seçtiğim kişi yanlıştı, çünkü sağlıklı düşünemeyecek kadar kaçıyordum geldiğim evin karanlığından. Ama oğlum bütün pişmanlıkların ötesindeydi, acaba mutlu yetiştirebildim mi bilmiyorum. Benim tek derdim oğlumun mutlu ve kendi seçimlerine sahip çıkan biri olmasıydı tabi sağlıkla.


    - Üzülme dedi abim, her şey olacağı gibi oluyor, nereye gidersen git kaderin cebindedir.


        Bu gece hiç bitmesin, abim hiç gitmesin istiyordum, çok sorum vardı, ona anlatacağım çok şey vardı. Birden uyku bastırmıştı, ne yapsam gözlerimi açamıyordum. Abim, aynı oturduğu şekilde duruyor, ateşi seyrediyordu.


        Gözlerimi telaşla açtığımda, gün ışımış, ateş sönmüş, abim gitmişti. Sokak kapısı açıktı ve bahçeden yaşlı adamın, kuşlarla konuşan sesi geliyordu.


        Yaşadıklarım bir düştü ya da hayal. Gerçek dalga mı geçiyordu acaba. Kendisi çok anlaşılmasın diye masallara mı saklanıp geliyordu bazen.


        Uzandığım halıdan kalkıp bahçeye çıktım, yaşlı adam bahçedeki masaya yiyecekler koymuştu, çaydanlıktan buhar çıkıyordu. Elindeki ekmek parçalarını kuşlara atarken,


    - Nasıldı gecen diye sordu adam.


        Her şeyi biliyordu kuşkusuz, sadece kendisini konuşturmak istiyor olmalıydı. Ama içimden konuşmak gelmiyordu, yüreğime çöken keder ve çaresizlik yerlerini terk etmek istemiyordu.


        Masaya yaklaştım, bir bardağa çay koyup, banka oturdum. Niye bu bahçedeydim, niye tanımadığım bu yaşlı insanla konuşuyordum.


        Çayımdan bir yudum aldım, sıcak çay boğazımdan akıp giderken içime direnmenin; neye olursa olsun direnmenin sadece yaşam oyununun bir tuzağı olduğunu düşünüyordum. Dirensek ne olur direnmesek ne olur, ölmek mi yani bütün mesele.


    - Yaşlı adam elindeki bütün ekmekleri yere serpip, döndü, yanlış düşünüyorsun, dedi. Haklısın senin için zor bir gece oldu, hadi bakalım, bir şeyler ye yola devam edeceksin dedi, hepsi bu kadar değil.




Zerrin Timuroğlu

2023


Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...