20 Temmuz 2025 Pazar

Her Yer

        Doğru kararlar alabilmek. Ne görkemli bir cümledir değil mi. Nasıl sıkıştırır insanı köşeye, nasıl uzun bir savunma metni gönderir belleğinize. Sert, dediğim dedik bir öğretmen tavrıyla, hemen bu konuda nasıl da bir ödev hazırlama telaşı doğurur içinizde.

        Beylik sözlerdendir, mesela, ‘hayatımızı yaptığımız seçimler belirler’. Duyduğum en saçma cümlelerden biridir. Sanki bir kocaman ummandaki balıkla, lağımdan başka bir yer olduğunu bilmeyen farenin aynı seçim gücü olabilirmiş gibi. Tabi insan aklıyla düşünüyorum bunu ve tabi doğal olarak.


        Lağımdaki fare ne seçim yaparsa yapsın, gün ışığına çıktığında gözleri,gün ışığından kör olacaktır ve horlanan ve kovalanan, istenmeyen olacaktır. Oysa ki ummandaki yunus, hem havaya sıçrar neşeyle, hem serin sulara dalar, yaşadığı yerden memnuniyeti gülümsemeyle sabitlenir o tatlı yüzüne. İşte seçim dedikleri budur, koca bir kandırmaca.


        İnsanlar içinse seçim bir mücadeledir. Ama mücadele etmek için düşünmek, düşünmek için de akıllı olmak gerekir. Çoğu kez, bir neslin savaşarak, ölerek, türlü zorluklarla değiştirdikleri şıkları, bir sonra gelen nesil kabullenmez, kıymetini bilmez, en başa döndürür her şeyi, tüm şıkları silerek, yok eder umudun seçimlerini.


        Tek tek insanlar için seçim arenası doğduğunuz evdir, anneniz, babanız, akrabalar, onların tanıdıklarıdır. Ve gittiğiniz okullar, bu okullardaki berbat ailelerin yetiştirdiği, berbat çocuklardır. Çalıştığınız yerdeki insanlar, iyi görünüp, her türlü kötülüğü, en ufak üzüntü ve pişmanlık duymadan yapanlardır.


        Kısacası, tercihlerimiz, seçimlerimiz denilen şey, yola devam edip herkesi isyana, kedere sürüklemeden devam etmeniz için uydurulmuş bir yalandır, tamamen illüzyondur.


***


        Elif, geniş caddede ağır, ağır yürürken düşünüyordu. Sağ yanında yüksek ağaçlarla kaplı geniş bir park uzanıyordu. Vakit bulduğunda bu parkta vakit geçirmeyi çok seviyordu. İçinde büyükçe bir göl vardı parkın, hafta içi günlerde tenha olurdu ve derinlerine yürüdükçe Elif korkardı biraz büyük bir ormanda, bir şey olursa ne yaparım korkusu. Ama bugün tiyatroya, Hamlet izlemeye gidiyordu. Kazak biletini gişeye bıraktığını söylemişti. Zaten öyle olmasa da, güneşin kızıl renklerinin, gökyüzüne dayatılan karanlığa hiç çare olamadığı bu saatlerde asla parka girmezdi.


        Evden çıkarken, komşusunu kapısını çalmış, kapıdan nasıl olduğunu sormuştu. Biraz daha iyi görünüyordu adam. İyiyim derken, akşam fısıldadığı cümleyi gözleriyle Elif’e dikte ettirmişti. Kararlıydı anlaşılan uyarısında. Elif, başka bir şey söylemesine fırsat vermeden, iyi akşamlar deyip uzaklaşmıştı.


        Ne demek istemişti. Elif, akşamın telaşında hatırlayamamıştı hemen ama, aslında adam bir şey daha söylemişti, onu diğer komşusuyla birlikte kanepeye yatırırken,


    - Bütün gösteriler sadece bir sahnede yapılmaz. Her yer sahne olabilir, dikkatli olun.


        Hafif serin bir rüzgar, ensesindeki saçlarını ileri, geri oynatırken, bir sonuca varmayı reddediyordu Elif. Sahne kelimesi hemen, Kazak’la buluşuyordu. Ve komşusuyla ilgili her konuşmada, Kazak'ın gözlerindeki med cezirler, ihmal sınırlarını aşıyordu.


        Elif kızdı kendine,


    - Ne meraklısın hemen hikaye uydurmaya, ne ilgisi olabilir Kazağın komşuyla. Sahne deyince niye bir tek Kazağı düşünüyorsun ki. Hadi Elif, hadi, yürü ve güzel bir oyun izle, arkadaşınla güzel bir akşam geçir, saçmalama.


        Kendisini ikna çabaları başarılı oldu ve hızlandı. Tiyatroya vardığında, oyunun başlamasına yirmi dakika vardı. Gişeden biletini aldı, salona girip yerini buldu ki ön sıradaydı, oturdu.


***


        Tiyatro, Elif için izlemesi bazen çok zorlandığı, bazen, hiç bitmesin istediği ama ne olursa olsun, keskin duygu değişimleri yaşadığı bir yer olmuştu her zaman. Tiyatronun en sevdiği yanı, oyunu izlemeye gelmiş insanların sadece bir kaç saatte olsa, birbirlerine saygı duymalarıydı, öyle hissettirmeleriydi.


        Kim olursa olsunlar, belki dışarıda çok tepki duyacağı birileri de olsa, o sahnenin önünde, o koltuklarda oturmak, özel ve saygın bir şeydi. Sinemada olmazdı bu, sinemada seyirciler birbirlerini saygın görmezlerdi. Zaten patlamış mısır yiyerek seyredilen bir gösteride insanlar niye özel olsunlar ki.


***


        Oyunun başlayacağını belirten zil çaldığında Elif, kibirli, bencil, ön yargılı, cahil tüm insanlardan ne kadar uzakta olmak istediğini düşündü. Kazağın dediği gibi, Hamlet kendi kendine konuşan bir karakter, başka ne yapabilirdi ki. Kötülük, ihanet, sinsilik kol gezerken dört bir tarafta, başka ne yapabilirdi ki.


        Elif, Hamlet, sahnede çaresiz aşkıyla deliren Ophelia’ya bakarken, aklından şimşek hızıyla geçen cümlede takılı kaldı,


    - Her yer sahne olabilir, dikkatli olun.



Zerrin Timuroğlu

20 Temmuz 2025

İstanbul

15 Temmuz 2025 Salı

Köşegen

        Göl yeşildi, dalgasız, sessizdi. Arada kurbağaların konuşmaları duyuluyordu, bazen birkaç ördek görülüyordu gölün ortalarına doğru yüzen. Gölün etrafında yüksek, yeşil ağaçlar vardı. Orman sadece yaprakların dalga sesiyle hissediyordu rüzgarı.


        Elif, Kazak'ın eve kadar eşlik etme önerisini reddetmişti. İçinde bir ses, öyle istemişti. Apartmana girdiğinde otomat yanmadı, sokaktaki ışıklar da fena aydınlatmıyordu içeriyi. Kendi dairesine yürürken, bir inilti sesiyle irkildi.Hemen kat komşusunun kapısına baktı, kimse yoktu. Anahtarını çıkardı cebinden, kendi kapısını açmaya davrandı ki iniltiyi yeniden duydu.


    - Kim var orada, kimsiniz diye seslendi karanlığa.


        Ses çıkmadı önce, bir iki dakika sonra, yukarı katlara çıkan merdivenin hareketlendiğini fark etti Elif. O kadar korktu ki donup kaldı, sokak kapısına doğru koşmak istedi ama elinde anahtarı kör kör kilide sokmaya uğraştı.


    - Kimsiniz,


        Cevap gelmeden, otomat yandı, üst katlardan basılmıştı galiba, merdiven başında, bitkin bir halde oturan komşusunu gördü. Yüzü gözü yara bere içindeydi, ayağa kalkamayacak kadar bitkin görünüyordu.


        Elif ne yapacağını bilemez haldeyken, asansörün kapısı açıldı ve bir genç adam çıktı asansörden. Elif, arada rastladığı ama hiç konuşma fırsatı olmadığı genci tanıdı. O da şaşkın şaşkın hem adama, hem Elif’e bakıyordu.


    - Neler oldu, yardım edebileceğim bir şey var mı diye sordu genç.


        Elif, o anda kendine geldi biraz, gence,


    - Ben de şimdi gördüm beyefendiyi, girişte oturuyor, saldırıya uğramış gibi, yaralanmış. Sizinle birlikte evine bıraksak olur mu, yazık bu halde dışarıda kalmasın, dedi.


    - Tabi, dedi genç, elbette. Siz kendisinden anahtarını alın, kapısını açın ben de ayağa kalkmasına yardım edeyim.


        Gençle beraber adamı, evine götürdüler. Kapı açılınca hemen büyük bir salon vardı, beyaz bir koltuk takımı, kapalı beyaz, yatay, uzun bir büfe ve yerde lacivert bir halı seriliydi.


        Adamı kanepeye.yatırdılar. Hiç sesi çıkmıyordu. Elif mutfaktan bir bardak su getirdi, adama,


    - İsterseniz doktor çağıralım dedi.


        Adam cılız bir sesle,


    - Teşekkür ederim, gerek yok, iyiyim, biraz dinlenmem gerekiyor, sabaha bir şeyim kalmaz, dedi.


        Genç,


    - İsterseniz, doktora gidebiliriz, kim yaptı bunu size,


    - Bilmiyorum, apartmana girerken biri arkadan saldırdı, elindeki sopayla bir kaç kere vurdu, o sırada sokaktan geçenlerden korkup kaçtılar. Ben de tanımıyorum.


    - Tekrar geçmiş olsun o zaman dedi, genç, iyi akşamlar.


        Elif de gençle beraber kapıya yöneldi, tam çıkacaklarken, döndü,


    - Bir şeye ihtiyacınız olursa haber verin dedi, adama.


        Kapıda gençle selamlaşıp, ayrıldılar.


***


        Yaşadığımız her ne olursa olsun, en kötüsünden bile pişmanlık duymamalıyız aslında, çünkü yaşadığımız bütün kötülükler başka insanların eseridir. Ya geçmişte yolumuza çıkmıştır bu kötüler ya bugünümüzü hala işgal etmektedirler. Ama yeterince cesur ve kararlı olursak onları yenebileceğimizi düşünüyorum. Tek başına, yalnız ve yaralı zor olsak da denemeye değer bence.


        Yaprak dalgalarının seslerini kıskanırlar mı denizler. Suyun derinlerinde kaybedilen dalgalar, yeryüzünün kralları, ağaçların, her daim kükrediğini duymaktan memnunlar mıdır.


***


    - Elif, dairesine girip, kapıyı kapatıp, ışığı yakınca, yorgunluk hissetti. Ruhunda kuşku vardı artık. Adamı kanepeye yatırırlarken, sessizce kulağına fısıldamıştı adam,


    - Dikkatli olun, kimse göründüğü gibi değil, dikkatli olun.




Zerrin Timuroğlu

16 Temmuz 2025

İstanbul

10 Temmuz 2025 Perşembe

Olmak ya da

        Hamlet, bir hayat boyunca yaşanabilecek, olumlu, olumsuz birçok duygunun geçit törenidir. İhanetin, çaresizliğin, umarsız aşkın, iki yüzlülüğün, vatan sevgisinin, arkadaşlığın.


        Hamlet’in, babasının amcası tarafından öldürüldüğünü öğrenmesi, daha önce amcasının, babasının ölümünden sonra zamansız bir şekilde annesiyle evlenmesine karşı hissettiği nefreti gölgede bırakır.


        Artık düzeltemeyeceğimize inandığımız her olumsuz olay, artık iyileştiremeyeceğimizi anladığımız her yara hayat nehrimizin önüne dikilen yüksek setlerdir. Aşılabilir mi, belki, yaşam enerjinizin gücüne göre, nehrinizin debisine, coşkusuna göre değişir bu.


        Elif artık kat komşusunun iyi niyetinden şüpheye düşmüştü. Gizli gizli kendisini izliyor gibiydi. Bir masal uydurup uygularken, hiç yaklaşmaması gereken bir adamın dikkatini çekmişti. Nerden aklına gelmişti bu adamın paspasının altına kitap koymak. Öyle, kendi halinde, yalnız bir yaşlı olduğunu düşünmüştü adamın, hayatında bir heyecan olsun istemişti.


        Kahvaltı yapmadan, daire kapısını açtı, hızla sokak kapısından dışarıya çıktı. Akşam Kazak’la buluşacaktı.


    - Merhaba, erkencisiniz bugün.


        Elif, boynundan, sırtına inen bir buzla irkildi, korkuyla döndü, adam apartmanın kapısını aralamış, kendisine sesleniyordu. O kadar sinirlendi ki korkusunu unuttu, hafifçe başını salladı, dönüp yürüdü.


        Yok bu böyle olmayacaktı, korkmakla filan savuşturabileceği bir şey değildi bu, adamla konuşup, uyarmalıydı. Böyle rahatsız ederse şikayetçi olacağını söylemeliydi.


***


        Ophelia, Hamlet’e aşıktır. Ama aşk parmak izi gibi her insanda farklıdır. Birinin coşkuyla anlattığı aşkı, bir diğer insan için çocuksu, temelsiz, yapay bulabilir. Hamlet, yaşadığı gerçeklerle duvarların arasına sıkışmıştır. Kimseyi anlayacak durumda değildir. Kimsenin haklılığıyla ilgilenecek durumda değildir, kimsenin nazını çekecek durumda değildir.


        Hamlet, hem amcası tarafından öldürülen babasının intikamını almak için yanıp, tutuşur, hem Danimarka’yı, ülkesini düşmanlardan korumak ister.


***


        Elif serin yaz akşamında güneşin istemeyerek terk ettiği yerlerde bıraktığı kızıllığı hayranlıkla seyrederken, çay içerek Kazağın gelmesini bekliyordu.


    - Merhaba,


    - Merhaba, hoşgeldin.


    - Sağol, dedi Kazak, hoşbuldum, nasılsın.


    - İyiyim, sen.


    - Ben de iyiyim dedi, kazak. acıktım, ne yiyelim, ne içelim.


    - Ben de acıktım, dedi Elif, ben omlet yiyeceğim, mantarlı ve çay.


    - Güzelmiş, ben de aynısından alırım. Kazak eliyle, garsonu çağırdı, yemeklerini söylediler ve bir süre, caddede ışık kilimleri oluşturan arabaları izlediler.


    - Yarın oyuna geliyorsun, yerin hazır, dedi Kazak,


    - Biliyorum, çok da merak ediyorum, Hamlet yorumu çok önemli.


    - E, senin komşu nasıl,


        Elif’in bakışlarına yerleşen öfkeli çekingenlik, Kazak'ın dikkatini çekmişti,


    - Neler oluyor, bir terslik mi var Elif.


    - Bilemiyorum dedi, Elif, henüz netleştiremedim, ama gereksiz bir samimiyet kurma çabası var ve bundan hoşlanmadım.


        Kazak duraklamıştı, biraz sert bir sesle,


    - Yardıma ihtiyacın var mı diye sordu.


    - Yok dedi Elif, umarım olmaz. Neyse Çimen nasıl, bugün yok.


    - Her zaman olması gerekmiyor dedi Kazak.


        Elif, çok hafif gülümsedi,


    - Neyse, biliyor musun, Hamlet, neden annesiyle gerçek bir konuşma yapmıyor, neden hesap sormuyor annesine, amcası kadar annesi de suçlu ve ihanet içine aslında. Öfkesini, kırgınlığını annesine bütün açıklığı ile söylemiyor. Oysa, bana göre bağıra bağıra eleştirebildiğimiz ve sonrasında da normal diyaloglar kurabildiğimiz insanlar yalnızca gerçek dostlarımızdır.


        Kazak, garsonun, getirdiği tabakları ve çay fincanlarını masaya koymasını izlerken, düşünceli bir ifadeyle,


    - Bence Hamlet sadece kendisiyle konuşan bir karakter, en can alıcı sohbetlerini kendisiyle yapıyor, en can alıcı kararları tek başına veriyor, kimseye güveni yok.


    - Haksız değil ki, dedi Elif, hiç haksız değil, yaşadıklarını düşünürsek, canavarlar insanların  arasında ne yapabilirdi ki.



Zerrin Timuroğlu

10 Temmuz 2025

İstanbul


Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...