Doğru kararlar alabilmek. Ne görkemli bir cümledir değil mi. Nasıl sıkıştırır insanı köşeye, nasıl uzun bir savunma metni gönderir belleğinize. Sert, dediğim dedik bir öğretmen tavrıyla, hemen bu konuda nasıl da bir ödev hazırlama telaşı doğurur içinizde.
Beylik sözlerdendir, mesela, ‘hayatımızı yaptığımız seçimler belirler’. Duyduğum en saçma cümlelerden biridir. Sanki bir kocaman ummandaki balıkla, lağımdan başka bir yer olduğunu bilmeyen farenin aynı seçim gücü olabilirmiş gibi. Tabi insan aklıyla düşünüyorum bunu ve tabi doğal olarak.
Lağımdaki fare ne seçim yaparsa yapsın, gün ışığına çıktığında gözleri,gün ışığından kör olacaktır ve horlanan ve kovalanan, istenmeyen olacaktır. Oysa ki ummandaki yunus, hem havaya sıçrar neşeyle, hem serin sulara dalar, yaşadığı yerden memnuniyeti gülümsemeyle sabitlenir o tatlı yüzüne. İşte seçim dedikleri budur, koca bir kandırmaca.
İnsanlar içinse seçim bir mücadeledir. Ama mücadele etmek için düşünmek, düşünmek için de akıllı olmak gerekir. Çoğu kez, bir neslin savaşarak, ölerek, türlü zorluklarla değiştirdikleri şıkları, bir sonra gelen nesil kabullenmez, kıymetini bilmez, en başa döndürür her şeyi, tüm şıkları silerek, yok eder umudun seçimlerini.
Tek tek insanlar için seçim arenası doğduğunuz evdir, anneniz, babanız, akrabalar, onların tanıdıklarıdır. Ve gittiğiniz okullar, bu okullardaki berbat ailelerin yetiştirdiği, berbat çocuklardır. Çalıştığınız yerdeki insanlar, iyi görünüp, her türlü kötülüğü, en ufak üzüntü ve pişmanlık duymadan yapanlardır.
Kısacası, tercihlerimiz, seçimlerimiz denilen şey, yola devam edip herkesi isyana, kedere sürüklemeden devam etmeniz için uydurulmuş bir yalandır, tamamen illüzyondur.
***
Elif, geniş caddede ağır, ağır yürürken düşünüyordu. Sağ yanında yüksek ağaçlarla kaplı geniş bir park uzanıyordu. Vakit bulduğunda bu parkta vakit geçirmeyi çok seviyordu. İçinde büyükçe bir göl vardı parkın, hafta içi günlerde tenha olurdu ve derinlerine yürüdükçe Elif korkardı biraz büyük bir ormanda, bir şey olursa ne yaparım korkusu. Ama bugün tiyatroya, Hamlet izlemeye gidiyordu. Kazak biletini gişeye bıraktığını söylemişti. Zaten öyle olmasa da, güneşin kızıl renklerinin, gökyüzüne dayatılan karanlığa hiç çare olamadığı bu saatlerde asla parka girmezdi.
Evden çıkarken, komşusunu kapısını çalmış, kapıdan nasıl olduğunu sormuştu. Biraz daha iyi görünüyordu adam. İyiyim derken, akşam fısıldadığı cümleyi gözleriyle Elif’e dikte ettirmişti. Kararlıydı anlaşılan uyarısında. Elif, başka bir şey söylemesine fırsat vermeden, iyi akşamlar deyip uzaklaşmıştı.
Ne demek istemişti. Elif, akşamın telaşında hatırlayamamıştı hemen ama, aslında adam bir şey daha söylemişti, onu diğer komşusuyla birlikte kanepeye yatırırken,
- Bütün gösteriler sadece bir sahnede yapılmaz. Her yer sahne olabilir, dikkatli olun.
Hafif serin bir rüzgar, ensesindeki saçlarını ileri, geri oynatırken, bir sonuca varmayı reddediyordu Elif. Sahne kelimesi hemen, Kazak’la buluşuyordu. Ve komşusuyla ilgili her konuşmada, Kazak'ın gözlerindeki med cezirler, ihmal sınırlarını aşıyordu.
Elif kızdı kendine,
- Ne meraklısın hemen hikaye uydurmaya, ne ilgisi olabilir Kazağın komşuyla. Sahne deyince niye bir tek Kazağı düşünüyorsun ki. Hadi Elif, hadi, yürü ve güzel bir oyun izle, arkadaşınla güzel bir akşam geçir, saçmalama.
Kendisini ikna çabaları başarılı oldu ve hızlandı. Tiyatroya vardığında, oyunun başlamasına yirmi dakika vardı. Gişeden biletini aldı, salona girip yerini buldu ki ön sıradaydı, oturdu.
***
Tiyatro, Elif için izlemesi bazen çok zorlandığı, bazen, hiç bitmesin istediği ama ne olursa olsun, keskin duygu değişimleri yaşadığı bir yer olmuştu her zaman. Tiyatronun en sevdiği yanı, oyunu izlemeye gelmiş insanların sadece bir kaç saatte olsa, birbirlerine saygı duymalarıydı, öyle hissettirmeleriydi.
Kim olursa olsunlar, belki dışarıda çok tepki duyacağı birileri de olsa, o sahnenin önünde, o koltuklarda oturmak, özel ve saygın bir şeydi. Sinemada olmazdı bu, sinemada seyirciler birbirlerini saygın görmezlerdi. Zaten patlamış mısır yiyerek seyredilen bir gösteride insanlar niye özel olsunlar ki.
***
Oyunun başlayacağını belirten zil çaldığında Elif, kibirli, bencil, ön yargılı, cahil tüm insanlardan ne kadar uzakta olmak istediğini düşündü. Kazağın dediği gibi, Hamlet kendi kendine konuşan bir karakter, başka ne yapabilirdi ki. Kötülük, ihanet, sinsilik kol gezerken dört bir tarafta, başka ne yapabilirdi ki.
Elif, Hamlet, sahnede çaresiz aşkıyla deliren Ophelia’ya bakarken, aklından şimşek hızıyla geçen cümlede takılı kaldı,
- Her yer sahne olabilir, dikkatli olun.
Zerrin Timuroğlu
20 Temmuz 2025
İstanbul