Hamlet, bir hayat boyunca yaşanabilecek, olumlu, olumsuz birçok duygunun geçit törenidir. İhanetin, çaresizliğin, umarsız aşkın, iki yüzlülüğün, vatan sevgisinin, arkadaşlığın.
Hamlet’in, babasının amcası tarafından öldürüldüğünü öğrenmesi, daha önce amcasının, babasının ölümünden sonra zamansız bir şekilde annesiyle evlenmesine karşı hissettiği nefreti gölgede bırakır.
Artık düzeltemeyeceğimize inandığımız her olumsuz olay, artık iyileştiremeyeceğimizi anladığımız her yara hayat nehrimizin önüne dikilen yüksek setlerdir. Aşılabilir mi, belki, yaşam enerjinizin gücüne göre, nehrinizin debisine, coşkusuna göre değişir bu.
Elif artık kat komşusunun iyi niyetinden şüpheye düşmüştü. Gizli gizli kendisini izliyor gibiydi. Bir masal uydurup uygularken, hiç yaklaşmaması gereken bir adamın dikkatini çekmişti. Nerden aklına gelmişti bu adamın paspasının altına kitap koymak. Öyle, kendi halinde, yalnız bir yaşlı olduğunu düşünmüştü adamın, hayatında bir heyecan olsun istemişti.
Kahvaltı yapmadan, daire kapısını açtı, hızla sokak kapısından dışarıya çıktı. Akşam Kazak’la buluşacaktı.
- Merhaba, erkencisiniz bugün.
Elif, boynundan, sırtına inen bir buzla irkildi, korkuyla döndü, adam apartmanın kapısını aralamış, kendisine sesleniyordu. O kadar sinirlendi ki korkusunu unuttu, hafifçe başını salladı, dönüp yürüdü.
Yok bu böyle olmayacaktı, korkmakla filan savuşturabileceği bir şey değildi bu, adamla konuşup, uyarmalıydı. Böyle rahatsız ederse şikayetçi olacağını söylemeliydi.
***
Ophelia, Hamlet’e aşıktır. Ama aşk parmak izi gibi her insanda farklıdır. Birinin coşkuyla anlattığı aşkı, bir diğer insan için çocuksu, temelsiz, yapay bulabilir. Hamlet, yaşadığı gerçeklerle duvarların arasına sıkışmıştır. Kimseyi anlayacak durumda değildir. Kimsenin haklılığıyla ilgilenecek durumda değildir, kimsenin nazını çekecek durumda değildir.
Hamlet, hem amcası tarafından öldürülen babasının intikamını almak için yanıp, tutuşur, hem Danimarka’yı, ülkesini düşmanlardan korumak ister.
***
Elif serin yaz akşamında güneşin istemeyerek terk ettiği yerlerde bıraktığı kızıllığı hayranlıkla seyrederken, çay içerek Kazağın gelmesini bekliyordu.
- Merhaba,
- Merhaba, hoşgeldin.
- Sağol, dedi Kazak, hoşbuldum, nasılsın.
- İyiyim, sen.
- Ben de iyiyim dedi, kazak. acıktım, ne yiyelim, ne içelim.
- Ben de acıktım, dedi Elif, ben omlet yiyeceğim, mantarlı ve çay.
- Güzelmiş, ben de aynısından alırım. Kazak eliyle, garsonu çağırdı, yemeklerini söylediler ve bir süre, caddede ışık kilimleri oluşturan arabaları izlediler.
- Yarın oyuna geliyorsun, yerin hazır, dedi Kazak,
- Biliyorum, çok da merak ediyorum, Hamlet yorumu çok önemli.
- E, senin komşu nasıl,
Elif’in bakışlarına yerleşen öfkeli çekingenlik, Kazak'ın dikkatini çekmişti,
- Neler oluyor, bir terslik mi var Elif.
- Bilemiyorum dedi, Elif, henüz netleştiremedim, ama gereksiz bir samimiyet kurma çabası var ve bundan hoşlanmadım.
Kazak duraklamıştı, biraz sert bir sesle,
- Yardıma ihtiyacın var mı diye sordu.
- Yok dedi Elif, umarım olmaz. Neyse Çimen nasıl, bugün yok.
- Her zaman olması gerekmiyor dedi Kazak.
Elif, çok hafif gülümsedi,
- Neyse, biliyor musun, Hamlet, neden annesiyle gerçek bir konuşma yapmıyor, neden hesap sormuyor annesine, amcası kadar annesi de suçlu ve ihanet içine aslında. Öfkesini, kırgınlığını annesine bütün açıklığı ile söylemiyor. Oysa, bana göre bağıra bağıra eleştirebildiğimiz ve sonrasında da normal diyaloglar kurabildiğimiz insanlar yalnızca gerçek dostlarımızdır.
Kazak, garsonun, getirdiği tabakları ve çay fincanlarını masaya koymasını izlerken, düşünceli bir ifadeyle,
- Bence Hamlet sadece kendisiyle konuşan bir karakter, en can alıcı sohbetlerini kendisiyle yapıyor, en can alıcı kararları tek başına veriyor, kimseye güveni yok.
- Haksız değil ki, dedi Elif, hiç haksız değil, yaşadıklarını düşünürsek, canavarlar insanların arasında ne yapabilirdi ki.
Zerrin Timuroğlu
10 Temmuz 2025
İstanbul
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder