20 Nisan 2025 Pazar

Garip

        Yukarı doğru çıkarken, güneşin sıcaklığını sırtında hissediyordu. Tertemiz bir dağ havası, sesli bir sessizlikte, her adımda heybetli dağların yüksekliğine erişmek ve bununla içten içe gurur duymak, duyguları aklından bağımsızdı.

        Önce sadece yeşilliğin olduğu oldukça dik bir yokuşu çıkmıştı. Sağda solda uzakta tek tük evler görünüyordu. Arada yorulup duruyor ve çevresini hayranlıkla seyrediyordu. Bir ara iki yanı yüksek ağaçlarla çevrili, küçük bir dere boyunca uzanan dar bir yolda yürüdü. Burada yürürken dağları göremedi. Yolun bitiminde, oldukça uzakta, sırtını kayalıklara dayamış, küçük kulübeyi gördüğünde ter içinde kalmıştı ve yüzünde istemsiz, heyecanlı bir gülümseme belirmişti.


        Heidi’nin dedesi ile yaşadığı kulübeydi burası. Kulübeye yaklaştıkça hemen yakındaki doğal çeşmenin sesini duydu. Çeşmenin önünde, ağaçtan oyulmuş uzunca bir havuz vardı, su durmadan akıyor ve tahta havuzdan taşıyordu. Çeşmenin yanında, tüm heybetiyle yükselen çam ağacı, yine çok konuşan, çok şey bilen çam ağacı, sesli sessizliğin en önemli aktörüydü.


        Henüz bir çocukken, Heidi’yi ilk okuduğunda kitabın sayfalarındaki gizli bir sığınağı keşfetmişti. Yaşadığı evin çaresizliğinden, çevredeki insanların kötülüklerinden, sahtelikten, bencilliklerden, istemediği her şeyden kaçıp, zaman zaman soluk alabileceği bu sığınağı hiç kaybetmemişti.


        İsviçre’de, Alplerdeki bu kulübeyi, bu çam ağacını ve bu çeşmeyi görmek muhteşemdi. Neden küçük bir kızın hikayesi her zaman iyi geliyordu kendine, tam olarak açıklayamıyordu bunu. Annesini, babasını bebekken kaybetmiş, huysuz teyzesi tarafından büyütülmüş ve hala küçükken hiç tanımadığı dedesine bırakılmış bir çocuğun hikayesinin, her yaşında onu iyileştiren bir yanının olmasını tanımlayamıyordu.


        Bir kere hikaye yenilgiyi, pes etmeyi kabul etmiyordu. Heidi çıplak ayakları, eski, rahat elbisesi ile keçilerle dağa tırmanırken, ne keder, ne umutsuzluk, ne onu rahatsız eden tek bir şey vardı hikayede. Ve bu, sanırım benim gibi, olmak istemediği yerde bulunmaktan ölesiye bıkmış her okuyucuya sınırsız bir mola imkanı veriyordu.


        Karşılaştığı her durumu olumlamaya yönelik bir kabullenişle, Heidi, her sayfada elimi tutuyordu. Korkma, her şey geçer, zamanı değerlendir, elinden ne geliyorsa, kendini iyi hissetmek için yap, bu senin hakkın, gülmek suç değil, sonsuz yeşillikleri hayal etmek suç değil.


        Heidi her okuduğun da onu kartala teslim ediyordu,göklerin gururlu muhafızına.


***


        Evine gelmişti. Dış kapının hemen yanındaki kitapevinin camekanında duran kitaplara bakarken dalıp gitmişti yine. Kapıyı açtı, asansöre yöneldi. Düğmeye basıp asansörü çağırdı ama kendisi giriş katındaki, sağdaki dairenin, kapısının önündeki paspası kaldırıp altına, ince bir kitap bıraktı. Sonra asansöre bindi dairesine çıktı.


        Yeni bir şey keşfetmişti, alttaki komşu ilginç bir adamdı, kırklı yaşlarda, uzun, sarışın, biraz korkutucu biriydi. Bir gün aniden asansör çıkışında karşılaşmışlardı. Adam kendisini görünce telaşlanmış, hemen arkasını dönüp, dairesine girmişti, ne selam ne merhaba  demişti.


        Elif için artık bu adam bir hikayenin kahramanıydı ve ilk önce bıraktığı kitabın etkisini görmek istiyordu. Hafta sonu aktörün davetini de bu yüzden reddetmişti.



Zerrin Timuroğlu

19 Nisan 2025

İstanbul

Giyotin

        Parkta bir bankta oturmuş aktörü bekliyordu. Yine buluşacaklardı, bir çay içip, bir şeyler atıştırıp sinemaya gitmeyi planlamışlardı. Hava gerçekten serindi, biraz daha gecikirse, kafeye gidip oturacak, oradan mesaj çekecekti.

        Ama kentin ışık istilasının bile söndüremediği bir yıldızlar isyanı vardı gökyüzünde. Hava temiz kokuyordu ve başını hafif arkaya atıp gökyüzüne baktığın da, oralardan bir şeylerin de merakla yeryüzünü incelediğini, hayretle seyrettiğini hissediyordu.


        Gözlerini tekrar parkın orta küçük havuzuna çevirdiğinde aktörün yanında bir kadınla geldiğini gördü. Kalktı,onlara doğru yürüdü.


        Aktör neşeyle elini uzattı,


    - Merhaba Elif, umarım çok bekletmedik seni, hava da serin.


    - Yok, hayır derken Elif, merakla kadına baktı.


        Aktör hemen kadına döndü,


    - Sizi tanıştırayım, Çimen, senarist, dizi senaristi.


        Elif gülümseyerek selam verdi,


    - Ne güzel, yazarsınız yani.


        Orta boylarda, sarışın, yeşil gözlü, ince yapılı, çok güzel bir kadındı. Soğuk bir şekilde,


    - Yok dedi. Kitap yazmıyorum, sadece dizi senaristiyim.


        Aktör ellerini birbirine sürterek ısınmaya çalışıyordu,


    - Hadi bayanlar, çay içmeye dedi.


        Yakındaki kafeye doğru yürüdüler.


        Kafenin caddeyi gören masalarından birine yerleşip, gelen garsona istediklerini söyledikten sonra, bir kaç dakika herkes sessizliğe büründü. Kimyasal bir reaksiyonun başlangıç homurtusu yoktu aslında ama katalizörle bile oluşturulamayacak bir isteksizlik vardı ortamda.


        Aktör,


    - Nasılsın Elif diye sordu, ilginç aktivitelere devam mı.


    - Nasıl ilginç diye, biraz kızarak sordu Elif. Hiç tanımadığı birinin yanında, böyle bir soru Elif’i rahatsız etmişti.


        Aktör,


    - Canım hani var ya sorular, kağıtlar filan, dedi, gülümsüyordu bir yandan.


        Onlar konuşurken senarist, sanki orada değilmiş gibi suskun ve ilgisizdi. Belli ki Elif’in varlığından son anda haberi olmuştu ve bu durumdan hoşlanmamıştı. Elif başını öne eğdi, cevap vermedi. O sırada ısmarladıkları yiyecekler, içecekler geldi. Hepsi çaylarından yudumlayıp, yiyeceklerinden birer lokma alana dek konuşmadılar.


        Aktör sorusunu tekrarlamadı, Elif’in bundan hoşlanmadığını anlamıştı. Çimen’e döndü, son teklifi ne yaptın, kabul edecek misin diye sordu.


        Elif,


    - Yeni bir dizi filan mı dedi. Ortamı ısıtmaya çalışıyordu.


        Çimen, Elif’e hiç bakmadan aktöre,


    - Bunu evde konuşuruz dedi.


        Elif, böylece ikisinin samimiyetini anlamıştı. Sustu, çayını bitirdi, kalktı. Aktör şaşırmıştı.Elif'e,


    - Ne oldu, niye kalktın diye sordu, filmin başlamasına vakit var daha.


    - Yok dedi Elif, ben gelemeyeceğim, yarın çok işim var erken yatmalıyım, size iyi eğlenceler.


        Çıkarken ellerini sıkmadı, başıyla selamladı ve kafenin kapısına yönelmeden, kasaya uğrayıp, kendi hesabını ödedi.


        Aktör oldukça şaşırmıştı, masanın yanında, bir kaç dakika ayakta kaldı, sonra Çimen’in uyarısı ile oturdu.


        Elif tekrar serin havaya çıkınca, otobüs durağına doğru yürümeye başladı. Neden böyle davranmıştı. Tamam Çimen’den hoşlanmamıştı, ama sanki, sinemadaki herkesten hoşlanmak zorunda mıydı. Altı üstü bir film izleyeceklerdi.


        Otobüste yer bulup oturdu, camdan, ışık körlüğünü seyrederken, kendisine şu soruyu soruyordu, ben aktörü kıskandım mı. Cevabı hemen verdi, kesinlikle hayır, hayatı boyunca hiç kimseyi kıskanmamıştı, gerçekten. Bu duyguyu bilmiyordu. Kıskandırma teşebbüslerini kesin ve geri dönülmez bir biçimde yanıtlardı, affetmezdi. Öyle, tüm duygusunu kaybederdi birden bire. Onun için bilmiyordu kıskanmayı, bilecek kadar kimseye zaman tanımamıştı.


        Masadan kalkmıştı, çünkü iki samimi insanı rahatsız etmek istememişti. Ayrıca kendisine saygısından dolayı da ayrık otu gibi kalmayı reddetmişti.


        Otobüsten indi, evine doğru yürürken telefonu çaldı. Hemen açtı, iş yerinden bir arkadaşı, yarın için yapılacak bir şeyi hatırlatıyordu. Konuştular, kapattı. İçinde bir yalnızlık hissi, bir boşluk oluşmuştu. Beklediği telefon bu değildi. Peki ne beklemişti


        Bir şeye, birine bağlanmak ve alışmak bir insanın kendisine yapabileceği en büyük kötülüktür. Elif her zaman böyle düşünmüştü. Eve girmeden, boynunu uzatmakta olduğu bu giyotinden tez zamanda uzaklaşmaya karar vermişti.



Zerrin Timuroğlu

10 Nisan 2025

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...