22 Nisan 2021 Perşembe

Yine

        Yıldızlar yanıp söner mi. Hayır, yanıp sönmezler, yanıltmazlar bizi aslında, biz yanılırız. Çünkü gözümüzde kalan izlerini saklama süremiz sınırlıdır, iki sefer arasında onları biz söndürürüz öyle sanarak. Işıklarını bize yolladıktan sonra ölebilirlerde biz bunu da bilmeyiz, ömrümüz yetmez sorgulamaya, çoğumuz ilgilenmeyiz.

        Görmekle belleğimize resimler kaydedilir. Hepsini her zaman hatırlayamayız. İnsafsızdır resimler, çaresiz, yapayalnızlardır. Kendilerinden kurtulamazlar. Herkesin elinde bir cep telefonu, herkesin elinde fotoğraf makineleri belki, çekerler, çekerler. Meydan okur gibi ayrılıklara, gerçeği yenebilirlermiş gibi her yere koyarlar resimlerini. Bir süre bakarlar, resimler donup kalmadan önce, buz olup, parçalanıp un ufak olmadan önce, resimler asıllarıyla beraberken.


        Sonra terk edilmiş bir evin odalarında, yerlerde toz içinde, ıssız kalırlar. Duyuramazlar varlıklarını, olmayan seslerini çıkaramazlar, evin yeni sahiplerine sevinçle, ilgiyle, hasretle bakamazlar. Bütün anılarıyla hiç önemsenmemiş gibi çöp torbasında çöp olurlar.


        Bunun için mi bunca zalimlik egemen olmuştur yaşama, resimlerini kimse görmezlikten gelmesin diye mi. Kötüler de iyiler kadar anımsanır, resimleri hep kalır insanların belleğinde, arşivlerinde. Garip aslında öyle değil mi haksızlık yani.


        Karanlıkta göremiyordu önünü, ikide bir ayağı takılıyordu. Yanından kocaman tırlar büyük homurtularla geçiyordu neredeyse aralıksız. Sırtında, çantasında kitaplar, elinde kitaplar şehrin biraz dışında, üniversite kütüphanesinden çıkıp servise binmişti. Kendi okulu değildi bu yüzden yanlış servise bindiğini anlayınca evine en yakın kavşakta inmiş çok saçma ve ıssız bir yer olduğunu anlayınca da kalakalmıştı. Bir belediye otobüsü, minibüs, taksi geçecek bir yerde değildi. Nasıl kızıyordu kendisine, bu kadar dikkatsiz olmasına inanamıyordu. Yürüyen tek insan kendisiydi orada. Bir de yanından durmaksızın geçip giden tırlar, kamyonlar, şehirlerarası otobüsler, özel arabalar. Bazıları yavaşlar gibi olunca korkudan ölecek gibi oluyordu, elindeki kitapları daha bir yükseğe kaldırıyor, sırt çantasını göstermeye çalışıyordu. Demek istiyordu ki ben öğrenciyim yanlış anlaşılmasın. Şehre doğru hızla yürümeye devam ediyordu karanlıkta, ablasının çok merak ettiğini biliyor, kendine kızgınlığı daha bir artıyordu.


        O da ne gelip geçen arabaların farlarının aydınlattığı yerde, oldukça ilerde sanki bir insan görür gibi olunca irkildi. Çaresiz yaklaşıyordu ona. Duruyordu o kimse, yürümüyordu, ne kendine doğru ne kendinden uzağa. Niye duruyor ki diye düşündü. Korkudan eli ayağı titriyor, nefes almakta zorlanıyordu. Ona doğru yürümekten başka yapacağı hiçbir şey yoktu, ne yana ne geriye gidemezdi. Epeyce ileride bir köprü vardı, tanımıştı o köprüyü, ona varırsa az ilerisinden evine gidecek bir arabaya binebilecekti. Mecburdu ilerlemeye yani.


        Yalnızlık çoğalan insanla bitmez, hatta daha bir hissedilir olur, daha bir çıkar sesi. Yaklaştı, bir adım mesafede onun bir kadın olduğunu gördü. Üstünde beyaz bir pardesü, ayaklarında yüksek ökçeli, siyah ayakkabılar vardı. Kısa saçları özensiz taranmıştı sanki. Dudaklarında saçma bir kırmızılık, omuzunda orada olmaktan utanan bir çanta asılıydı. Öylece duruyordu. Belli ki o da yaklaşanı merak etmişti, garip garip bakıyordu. Bu kadın akşam akşam ne arıyor ki burda diye düşündü, hem de öylece duruyor, telaşı yok, uzaklaşmaya niyeti yok, kararlı bir şekilde bekliyor. Tam yanından geçerken selam verse mi diye düşündü, tam yanından geçerken arabaların ışığında gözlerinde sesi kayboldu. Geçti, arkasına bir daha bakamadı. Hızını artırdı, neredeyse koşar adım gidiyordu artık, kitapların ağırlığından koluna kramp girmişti.

       

        Birden yanında bir otobüs durdu, korkuyla döndü, bir belediye otobüsü, ön kapısını açtı. Orta yaşlı bir şöför, kızım sen ne arıyorsun bu saatte burda dedi. Hadi bin ben garaja gidiyorum, seni de durağa bırakayım.


        O şoföre ömrü boyunca, anımsadıkça minnet duydu. Çok teşekkür ederek bindim, en ön koltuğa yerleşti, otobüs hareket ederken candan arkaya doğru baktı, kadın yoktu, gitmişti.


        Çekilmemiş bir fotoğrafta kalmıştı gördüğü, aslında ölmüş bir yıldızın ışığını görmüş olabilirdi.


        Güçlü biriydi, bir yetmiş boylarında, esmer, bıyıksız, saçlarını neredeyse kazıtmış gibi kısacık, geniş omuzluydu. Elleri ve ayakları boyuna göre büyük sayılırdı. Gözleri açık maviydi, baktığı yerlere ürpertiler serpiyordu, istemediğiniz, kaçmak istediğiniz şeyleri anımsatıyor, insanı düşündürüyordu.


        Güçlü biriydi belki yıllardır merak ettiği sevdası o karanlık, o ıssız yolda beyaz bir pardesünün altında, yüksek ökçeli siyah ayakkabının altında yok olmuştu, belki de ölmüştü.




ZERRİN


TİMUROĞLU


İSTANBUL    2021


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...