Orda öylece duruyordu sandık. Kendi halindeydi, iddiasız, belki gizemli belki değil. Tahtaydı, cevizdendi galiba. Gözü yükseklerdeydi ama şimdi değilse bile bir zamanlar çok önemsenmişti belli. Üstünde eski saltanatların inatçı gururu, yaşanmışlıkların vakur duruşu vardı. Sandık gizli, kapalı, merak uyandıran bir nesnedir her zaman. İçinden hem sevilecek hem çok işe yarayacak bir şey çıkma ihtimali kesindir. Komidin öyle değildir örneğin, büfe, şifonyer öyle değildir. Hiçbiri sandığın asaletini yansıtamaz.
Evin en güzel odasında ki bu genellikle evin en yaşlı olanının odasıdır, orada bulunur. Önemli günlerde büyük bir gizlilikle açılır içinden alınması gereken alınır ve titizlikle kapatılarak üzerine güzel bir örtü serilir. Yalnızlığına geri döner sandık. Hiç ses çıkarmaz ya da çıkardığı ses duyulmaz. Kapağı açıldığında sandığın kokusu bütün unutmak üzere olduğunuz anılarınıza pansuman yapar gibi, elinize kolonya döker gibi, içi meyveli çikolatalardan verir gibi sarar etrafınızı. Yetmez ama bu kadarı insan daha çok şey ister. İster ki sandık açıldığında üzüntüleri geçsin, ister ki her şey istediği gibi olsun, yüzü gülsün.
Yatağında sağdan sola döndü, sağ kolunu kıvırdı, yumruk yaptı, çenesine dayadı. Erkendi kalkmak için. Oda kalın perdelerden kurtulup odaya dalmayı başarmış ışın demetiyle biraz aydınlanmıştı. Tam karşısında üzerine mavi, işlemeli bir örtü serili sandığa baktı. Başucundaki komodinin üzerindeki saat alarmı çalmaya başladı. Uzattı sol elini susturdu. Nedense bu gürültünün sandığı huzursuz edebileceğini düşündü. Kıpırdamadan ona bakmayı sürdürdü. Sabah kalktığında bunu yapmayı seviyordu, güne başlamadan her şeyin yolunda gitmesi için söz alıyordu sandıktan sanki. İşi kolay olsun, kimse zarar görmesin, kazançlı bir gün olsun hem para konusunda hem huzur konusunda.
Bazen akşam yattığında sandık hareket ediyormuş gibi gelirdi ona. karanlık odada sırtı ona dönük, uykuya dalmak üzereyken, bir elin usulca yorganını düzelttiğini, yastığını çektiğini hissederdi. Hiç korkmazdı ama bundan, neden hiç korkmazdı neden. Korkular kodlanmış mıydı yaşamlarımıza, bilmediklerimiz korkutmuyor muydu bizi aslında.
Gözleri derin bir uykunun emrini dinledi, kapandılar. Odada abisi ve kendisi vardı sadece, tek kişilik bir yatak, küçük bir sehpa, sandık ve üzerinde kitaplar. Abisiyle yatağın üzerine oturmuşlardı. Zaman zaman abisi okuması için ona kitaplar verir sonra da kontrol ederdi okumuş mu, anlamış mı diye. O günkü kitap Kapital'di, yani on gün olmuştu abisi vereli kitabı. Okumuştu, daha doğrusu bir kitap kurdu olmasına rağmen okumaya çalışmıştı ancak hiç anlamamıştı ve bu yüzden de hiç sevmemişti. Ama abisini o kadar çok seviyordu ki kalbi kırılacak diye korkuyordu anlamadığı için. Ama biraz konuşup, kitabın karanlık dehlizlerinde kaybolduğu anlaşılınca abisi katıla katıla gülmeye başlamış, ne korkuyorsun kardeşim, anladım hata bende daha fazla ön bilgi vermeliydim sana demişti. Sonra Pablo Neruda'nın şiir kitabını uzatmıştı, bak bunu çok seveceksin ufaklık demişti. Gerçekten yıllarca elinden bırakmadığı bir dost olmuştu bu kitap.
Birden gözlerini açtı odada bir tıkırtı vardı sanki. Arkaya döndü sandıktan mı gelmişti acaba, dinledi, yok derin bir sessizlikti odada.Gözlerini tekrar kapadı, kulağında Brahms, dört nala giden atlılar, ormandalar. Kuşlar zaman zaman cıvıltılarıyla eşlik ediyorlar. Odasında ders çalışıyor, yarına önemli bir sınavı var, radyosu açık. Ablası her zamanki fedakarlığı, sevgisi, iyiliği ile onun işlerini de yapıyor. Onu üniversitede okutması yetmiyor evde de akşama kadar çalıştığı yetmiyormuş gibi koşturuyor. Yıllarca hem çalışıp hem okuyan bir kimya mühendisi ablası. O olmasaydı fedakarlığı ve sevgiyi öğrenemezdi asla. İsmi Simin, gümüşten demek, o yüzden gümüşü çok severim.
Gene ne oldu birden açtı gözlerini, yine karanlık, yine güzel örtüsüyle sandık, yine başucundaki komidin ve çalar saat. Her şey sessiz yani olması gereken gibi. Yine arkasına döndü, huzursuz değildi, sık uyanmıştı bu gece ya da öyle sanmıştı. Yorganı boğazına kadar çekti arkadan şefkatli bir elin dikkatli vuruşlarına gülümserken uykuya teslim oldu.
O sabah kalktığında perdeyi açmadan neden bilinmez göz kırptı sandığa, içine bakmak istiyorum diye geçirdi ,içinden, sana çikolatalar vermeyi, kokulu sabunlar koymayı istiyorum bohçalarına ama korkuyorum değişirsin diye. İçindekileri benim için koru, gizemini bir ben bileyim, bir sen ört üstümü açildığında, bir senin dost elini hissedeyim sırtımda. Sen sandık sen sır saklar mısın sen ben olmayınca da susar mısın.
ZERRİN TİMUROĞLU
İSTANBUL
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder