Bağışlamak çok iddialı aynı zamanda hem her şeyi çözebilecekmiş gibi havalı, hem umutları yer ila yeksan eden hayal kırıklığı hem taşıyamayacağı bir yükün altında hala dik durmaya çalışan tanımlamakta çok zorluk çektiğim bir sözcüktür. Bu kadar önemli görünen, sanki bir kurulumun takılacak en son en değerli son parçası hissini veren bu sözcük, elinizde sıkı sıkıya tuttuğunuz bir buz parçası gibi zaman içinde yok olup gider. Öyle ki elinizde tuttuğunuz neydi unutursunuz. En azından benim için böyledir.
Bağışlamak sözcüğünün gerekli olduğu yerde pişmanlık vardır, acaba vardır, vazgeçememe vardır, geriye dönme arzusu, yeniden aynı şekilde başlama hevesi vardır. Çok tehlikeli bir sözcüktür aslında, bir sonraki zamanda bütün davranışlarınızı yönetir, bunun sözünü almış olur sizden. Bağışlanan bağışlayana acımaz yalnızca geçici bir zaferdir kazandığı farkına varmaz. Sözcüğün hem kendisi hem eylemi işlevsizdir aslında. Hiç kimse bağışlayamaz hiçbir kötülüğü, yaşadıklarını yok sayamaz.
Hayat yıkar ama yapamaz. Ne ölenler geri gelir, ne yok olan duygular onarılabilir, ne nehirler tersine akabilir, ne sözler geri alınabilir. Tuvale sürdüğünüz fırçadaki boya artık o tuvalindir, başka renkler katabilirsiniz ama onu oradan asla çıkaramazsınız.
Kaçırılan fırsatlar vardır hani evleniyorsunuzdur, gelinlik giyip süslenmişsinizdir, özenmişsinizdir, önemli bir günde güzel bir sözdür duymak istediğiniz, hakkınızdır yani, gönüllü bir yeniliğe, değişime başlamak üzeresinizdir. Ama koluna girdiğiniz kişi beğenmez sizi, çirkin bulur ve bunu söyler. Bir tepki gösterin ya da göstermeyin, o söz hep aklınızda, yapılan saygısızlık hep yüreğinizde takılı kalır, bu asla bağışlanamaz, geri alınamaz, telafi edilemez.
Yaşamımızı önemsiz zannedip, geçiştirdiğimiz şeyler yönetir aslında. Onların hepsi bir provadır, büyük olaylara vereceğimiz doğru tepkileri kolaylaştıran deneyimlerdir. Unutulmuş, yerine getirilmemiş sözler nasıl örseler hayata inancımızı. Babasını söz verdiği saatte gelecek diye saatlerce soğuk balkonda bekleyen bir çocuk neyi bağışlayamayacağını bilmez o günlerde ama artık neye güvenemeyeceğini çok iyi anlamıştır, balkon demirlerine sarılan küçük parmaklarından daha soğuk bir şey hep kalbinde olacaktır.
Saçınızı bir kez olsun okşamamış, ne sıkıntınız var diye sormayı hiç akıl etmemiş bir annenin Berlin duvarında ağlamayı bile tanımamış çocukları bağışlamayı bütün duvarların dibine gömmüş olmaz mı.
İnsanlar çoğunlukla haset eder, başarıyı kıskanır, mutluluğu kıskanır, huzuru kıskanır. Zorluklar yaşadığınızda anlarsınız gerçek duygularını, hele bir kadınsanız, hele yalnızsanız, hele zengin değilseniz. Bağışlayamayacağınız bütün yanlışları hiç çekinmeden yaparlar. Arkadaş dedikleriniz yarışır yanlış yapmakta.
Gözleriniz o gözlere baktığınız için kanar, yıllarca beraber yol aldıklarınız kabuklarından soyunmuştur, bağışlamak evrenin hiç bilmediğiniz yerlerinde unutturmuştur kendini çoktan.
Bir çocuk bağırır bir yerlerde, bağırır bağırır kimse duymaz değil, duyulur sadece duyulur. Bir kardeş, bir anne, bir baba yok olur karanlıklarda, görülür görülmez değil sadece bakılır. Birine iftira atılır, yılların emeği çöp olur niteliksiz, basiretsiz biri yüzünden, bilinmez değil bilinir sadece bilinir. İyi ki ben onun yerinde değilim der insanlar, iyi ki bana sadece görmek, duymak, bilmek kaldı. Her şey düzelir birgün o insanlar sanki hiç bir şey olmamış gibi aynı maskeleri aynı sahtelikleri ile karşınızda dururlar. Bağışlamak sözü kaçacak yer arar bulamaz sanki, her yerdedir, her deliktedir bu amansız duyarsızlık. Doğduysan büyüyeceksin, öleceksindir, yaşaman gerekenleri yaşayıp. Peki hiç içinde olmak istemediğiniz durumlar, onları oluşturanlar, bağışlanabilir mi, bağışlanabilir mi bıçağı saplayanlar, bağışlanabilir mi tetiği çekenler, bağışlanabilir mi küçük çocukları kör kuyularda boğanlar, bağışlanabilir mi insanı aç, susuz, yoksul, yoksun bırakanlar.
Böyle bir güç kimsede yok aslında, boş bir avuntudur bağışlıyorum demek. Yaşadıklarınızı inkardır. Yapmayın kendinizi kandırmayın, yapmayın.
ZERRİN TİMUROĞLU
İSTANBUL
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder