Okullar açılmıştı. Sert adama mektubu vermesinin, çay bahçesininde mavi gözlü veliyle güzel sohbetinin ardından on beş gün geçmişti. Her şey gayet sakindi. Dersleri bitince, serinleyen havaya aldırmadan sahil boyunca uzun yürüyüşler yapıyordu. Deniz her zaman çok iyi geliyordu ona. Yine artık çevreleri camekanlarla kapatılan çay bahçelerinde oturuyor, yine yazılarını yazıyor, yine arkadaşlarıyla sohbet ediyordu. Kendisini ormandaki kulübede ziyaret eden öğretmen arkadaşı, sanki hiçbir şey olmamış gibi yine işine devam ediyordu. Birkaç kez konuşmaya çalışmıştı, sanki her şey aynıymış gibi, büyük bir pişkinlikle arkadaşlığı devam ettireceğini sanmıştı.
Okuldan çıktığı bir gün, her zaman alışveriş yaptığı markete doğru yürürken, kasabanın panolarından birinde bir ilan dikkatini çekti. Bir Rus senfoni orkestrası konserinin geleceği tarih ve konserin yeri yazıyordu. Gözlerine inanamadı, o kadar sevindi ki konserin verileceği yerin kasabaya biraz uzak olduğunu algılayamadı önce. O afişe dalmışken arkasından bir ses,
- Hocam, fazla bir biletim var, isterseniz beraber gidebiliriz, yeğenim de çok sever klasik müziği, dedi.
Kim konuşuyor diye dönünce, arabasının kapısını açıp, yan koltuğa uzanarak kendisine seslenen mavi gözlü veliyi gördü.Önce durakladı, ne diyeceğini bilemedi,
- Merhaba, dedi, ben rahatsızlık vermeyeyim kendim giderim, dedi.
Ama ısrarcıydı veli,
- Hocam, lütfen, uzak orası, kırmayın bizi, dedi. Biz sizi yarın akşam evinizden alırız, şimdi gitmem gerekiyor, iyi günler.
Arabanın kapısını kapattı, yüzünde dost bir gülüşle uzaklaştı.
Hayatta en sevmediği şeylerden biri, yapılan emrivakilerdi. Kalabalık bir otobüse kendi çabası olamadan bindirilişi gibi, ya da hiç bilmediği bir yemeği zorla yemek zorunda kalmış gibi tıkanmış, durmuş, eli, kolu bağlanmış, itilip, kakılmış hissederdi kendini. En sevmediği huylarından biriydi bu itiraz hakkını zamanında kullanmamak.
Neyse dedi sonra, kalakalmıştı panonun önünde, markete doğru yürümeye başladığında, ne var bunda, gidip konserini dinle, gel, öğrencinde gelecekmiş zaten diyordu kendine.
Niye bu kadar huzursuz olmuştu, aslında biliyordu. Bütün mesele kendimize dürüst olmamamızda diye düşündü. Korkusu, sert adamın buna kızacağı, ona olan güveninin sarsılacağı idi. On beş gündür onu hiç aramayan, merak etmeyen sert adamı yok varsayamıyordu. Gidip eline tutuşturduğu mektupla her şeyi bitirdiğine inandırmıştı kendisini, öyle olsaydı onun ne düşündüğünü bu kadar umursar mıydı.
Topraktan çiçekleri, otları yolarız, yolarız, bir parçaları kalmaz görünürde. Sonra günler geçer bir bakarız yolduğumuz tüm çiçekler yeni fideler vermiş, toprak yeniden yeşillenmiş.
Israrlıysak, kararlıysak yeniden yeniden kopartır, yeniden biçer, temizleriz. Ama yenemeyiz toprağa düşen tohumu, yok etmeyi.başaramayız umudu öldürmeyi.
***
Alışverişini yapıp evine geldiğinde çantasında telefonu çalmaya başladı. Bir yandan elindeki torbalarla boğuşup, bir yandan çantasından anahtarını çıkarmaya uğraşırken, arayanın sert adam olmasını ne kadar çok istediğini fark etti.
İçeriye girdi, torbaları hemen kapının eşiğine bıraktı, telefonu aldı çantadan,
- Evet, dedi.
- Hocam benim, rahatsız ediyorum, yarın konser açık havada, panoda belirtilmemiş, üstünüze kalın bir şeyler alın mutlaka diye aradım. Yarın benim son dakikaya kadar toplantım var, arayamam diye şimdi söylemek istedim, iyi akşamlar, sizi, saat altı gibi alırız
- Teşekkürler, sağolun, görüşürüz, dedi kapattı telefonu.
Alışveriş torbalarını mutfağa götürdü, aldıklarını dolaba yerleştirdi, buzdolabından yemeği çıkardı, ısınması için ocağın üstüne koydu, yaktı ocağın altını, üstünü değiştirmeye gitti.
Keşkeler sürpriz değildir ya da değiştirebileceğimizi sandığımız şeyler. Varoluşun en keskin kelimesi budur belki de. Sanki insanın herhangi bir konuda seçim şansı varmış gibi hissettirir, oysa ki kesinlikle yoktur. Kartal olsaydık ya da bir fil, serçe olsaydık ya da bir yılan keşkemiz olur muydu.
Yemeğini yiyip, çayıyla televizyonun karşısına oturduğunda, gözlerinde yaşlar birikti sebepsiz. Onun gözyaşlarıydı ama ondan bağımsız. Yalnızlık, yanıldığı her şeyle başına üşüşmüştü, kalbi acıyordu ama niye, tam olarak bilmediği bir cevaptı bu ama tahmin ettiği.
***
Ertesi gün dedikleri saatte kapıdan aldılar gerçekten. Öğrencisi olan kız çok iyi bir çocuktu, zeki, meraklı, saygılı ama saygı göstermeyi özel kılan. Güzel bir sohbetle bir saatte konser alanına ulaşmışlardı. Biletleri önlerdeydi. Biliyordu bu açık hava tiyatrosunu aslında, burada Beethoven dinlemek muhteşem olacaktı.
Oturduklarında veli ona dönerek gülümsedi, mavi gözlerinden yayılan sıcaklık, güç, içtenlik şaşırttı onu. Ve aklında, anılarında kocaman bir soru işareti bıraktı bu mavi gözler daha doğrusu, bırakılan bir güzel anı hatırlattı.
Yıllar önce, yine bir konserde yine Beethoven Viyola Konçertosu, ağlıyordu sessizce, yanında oturan kişi bir mendil uzatmıştı, dönüp baktığında mavi gözleriyle güç vermişti ona. Ama nasıl olurdu bu kadar tesadüf, tam bir şey söyleyecekken konser başladı, bir daha baktı veliye, gülümsedi,
- Demek hatırladınız dedi, mavi gözleriyle.
Notalar, notalar her zaman elimizden tutanlar.
ZERRİN TİMUROĞLU
2022
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder