Kazak ve Çimen’i uğurladıktan sonra mutfağı toparladı ve yattı Çimen. Yatağa uzandığında ruhunun kuruduğunu hissetti. Çocukluğundan bu yana hissettiği bir şeydi bu. İnsanlarlarla ne kadar vakit geçirirse o kadar yalnız kalıyordu dünyada.
Sohbet etmek, birlikte bir şeyleri paylaşmak bir süre için iyi geliyordu, sonrasında sanki duygularını sel basmış, sular çekilmiş ve bütün çamurunu öylece yüreğinde bırakmış gibi kalakalıyordu.
Gözleri kapanırken tüllerden sızıp odasını aydınlatan sokağın ışığından medet umdu, birazcık hafifleyebilmek için, biraz güç kazanabilmek için.
***
Bütün olumsuz duygularına rağmen derin uyumuştu Elif. Sabah erken kalkmış, işe gitmek için hazırlanmıştı ve tabi her zaman ki gibi kahvaltı yapmadan. Ne öğrenci iken ne çalışırken asla erken saatlerde kahvaltı yapmamıştı. Kahvaltı, Elif için günün en değerli yemek ritüeliydi, hangi saatte yapılırsa yapılsın saygıyı hak ediyordu.
Kapıyı açtı, ayakkabılarını kapının dışına koydu, giydi, kapıyı çekip kilitledi. Çıkmadan komşusunun kapısına baktı, kapalıydı. Sokak kapısını açıp kaldırımda sağa doğru, otobüs duraklarına yürümeye başladı. Hava serindi, biraz yağmur yağmıştı gece, yerler ıslaktı, ağaçlar temizlenmişti, bir hamaratlık bir umut serpiştirilmişti etrafa.
- Merhaba
Elif sese doğru başını çevirince az ötesinde komşusunu gördü. Her zamankinden daha solgun, her zamankinden daha karamsardı sanki. Elinde market poşetiyle, Elif’e yanaştı,
- Günaydın, işe galiba dedi.
Elif,
- Evet, dedi, siz çalışmıyor musunuz.
Elif soruyu sorduğu anda pişman olmuştu, bu kadar ürktüğü birine ne diye özel bir soru soruyordu ki, kızdı kendine.
- Çalışıyorum, evden yürütüyorum işlerimi, arada bir, bir kaç saat uğruyorum ofise, yetiyor.
- Öyle mi, o halde kolay gelsin, iyi günler,
- Aslan,
Elif,
- Efendim,
- Aslan benim adım diye yineledi adam, tanışamadık tabi, sizin isminiz Elif değil mi. Bir kezinde kapıcı seslenirken duymuştum.
Elif,
- Memnun oldum, hoşça kalın.
Elif hızla yoluna devam etti. Ne güzel hava, biraz ferahlatmıştı içini, nereden rastlamıştı komşuya, sinir oldu. Ama suç kendisinindi, saçma sapan kurgularından dolayı kendisine inanılmaz kızgındı şu an. Ne diye tanımadığı birinin paspasının altına masal kitabı koyuyordu ki.
- Sana mı kalmış milleti hayata döndürmek, diye kendi kendini azarlamakla meşgulken, otobüs geldi, bindi.
Elif bütün yaşamının, bir sahnenin üzerinde, oynamak zorunda olduğu bir oyun olduğunu biliyordu. Senaryoda değişiklik yapılabiliyor muydu emin değildi. Değişiklikler, savaşlar, çabalar da senaryoya dahil miydi. İnsanlar oyalansın, sanki ellerinden bir şey geliyormuş zannedip, oyunu sürdürsün diye uydurulmuş bir şey miydi yoksa, tercih yapabiliriz algısı.
İşyerinin olduğu binaya girmeden önce, komşusunun kendi ismini, kapıcıdan öğrenmiş olmasının imkansız olduğunu anlamış olması, yüreğinde ciddi bir korku yarattı. Evet, çünkü kapıcı on gün önce değişmişti ve hiç yüz yüze konuşmamışlardı, sadece bir kez yerleri silerken rastlamış, kolay gelsin demişti.
- Hadi bakalım, Elif dedi kendi kendine, Alis Harikalar Diyarında’ki kovuktan düştün içeri, bakalım tavşanın peşinden nereye gideceksin. Bir büyüyüp, bir küçülebilecek misin, hayatın bütün saçmalıklarına kafa tutmak için uydurduğun kurguların yardım edecekler mi sana.
Donkişot, yel değirmenlerine karşı mı savaşıyordu, ne hazin ne kasıtlı bir söylemdir bu. Deli midir gerçekte Donkişot, hayatı bu kadar doğru karikatürize eden bir roman kahramanına acımak, ona gülmek, zalimleri aklamak, bütün umutları güçlülerin ellerine terk etmek kimin haddine, nasıl bir kibirdir bu. İnsan, işte dünyanın, evrenin baş belası canlılar.
Zerrin Timuroğlu
5 Haziran 2025
İstanbul
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder