16 Temmuz 2022 Cumartesi

Serçe

        Ankara Hacettepe Üniversitesi, Beytepe Kampüsü Fizik Mühendisliği bölümünden çıktığında, bacaklarının dermanı kalmamıştı. Beş yıllık bölümü bir buçuk yıl uzatmıştı. Bütün yüksek kredili dersleri iyi derecelerle vermiş ama bir derste takılmıştı. Ve bugün bu dersin son hakkına girmişti. Hava Şubat soğuğunun tüm hünerlerini sergiliyordu Ankara’da.

        Servislere doğru yürüdü. Bir servise oturduğunda ne hissettiği hakkında hiçbir bilgisi yoktu. İyi geçmemişti sınavı. Bölümün hiç acımayacağını biliyordu, alt sınıflarda okurken, üst sınıflardan pek çok öğrencinin, bir ya da iki ders için atıldıklarına pek çok kez şahit olmuşlardı.


        Evin cehenneminden fırsat bulup bu kadar zor bir bölümü nasıl okumuştu, nasıl buralara kadar gelmişti, deliler gibi ders çalışan biri olmasına rağmen hayret ediyordu.


        Bazen kendisini, yokuş aşağıya, frenleri bozulmuş bir arabada giderken buluyordu. Tamam, artık bu sefer kesin her şey bitti derken, yavaşlıyordu araba kendiliğinden, bir şekilde düz yola çıkıyordu yine.


        Üniversitenin ilk yılında, yıllarca kavga gürültüyle götürdükleri evliliklerini sonlandırmışlardı anne, babası. Ablası da Kimya Mühendisliği'nde okuyordu son sınıfta, hemen bir işe girip, eve bakmaya başladı. Abisi yurt dışındaydı. Ekonomik zorluklar, ablasının sık sık hastalanması, hastaneler. Bir gün bile huzur içinde, sorunsuz geçmiyordu ve bu kargaşada kendisi, bazen on saat masanın başında, habire ders çalıyordu. 


        Arada geçici işler bulduğunda ya da öğrenci bulduğunda çalışıyordu da. Bütün kaygıları taşıyan, bütün sorunları taşıyan önce ablası sonra kendisiydi, abisi de çok üzülüyordu ama uzaktaydı.


        Servisten indi, biraz yürüyüp belediye otobüsüne yetişti, neyseki oturacak yer bulmuştu. İçinde öyle bir umutsuzluk vardı ki nefes almakta zorlanıyordu. En çok da ablasının emeğine acıyordu, onun üzülleceğine telaşlanıyordu. Nasıl diyecekti sınav kötü geçti diye.


        Eve vardığında annesiyle, ablasını merakla kendisini beklerken buldu, renk vermedi, fena geçmedi dedi, yüreğini kaplayan sise yenilmeden, büyük bir çaba ile rahatlattı onları. Ancak yattıktan sonra, yatağında, bir boşlukta yüzmeye başladı. Sanki bir hamakta sallanıyor, ipin her an kopacağını biliyor ama inemiyordu da hamaktan, garip hissediyordu.


        Ertesi gün akşama doğru kapı çalıp, yakın iki arkadaşı gelip, dersten geçtiğini söylediklerinde, sevinmenin bazen ne kadar yetersiz bir gösteri olduğunu anladı, kocaman sevinmişti, bildiği her şeyden daha büyük sevinmişti.


***


    - İyi misin, biri kolunu tutarak sarsıyordu onu, gözlerini açtı, sert adamın endişe ile kendisine baktığını gördü.


    - İyi misin, olmaz, olmaz diye sayıklıyordun. Özür dilerim seni çok üzdüm istemeden, lütfen toparla kendini, dedi.


    - İyiyim, dedi, rüya görüyordum.


    - Ne ile ilgili, çok sıkıntılı görünüyordun.


        Gülümsedi kendi kendine, 


    - Gülmek yok ama dedi sert adama. Üniversitede mezuniyet sınavına girişimi, telaşımı gördüm, inanılmaz bu kadar yıl sonra nerden icap etti anlamadım.


    - Sıkıntılarına, geçmişinden bir görsel aramış beynin, doğal bu dedi sert adam. Elini tuttu, hafifçe sıktı, 


    - Ben her zaman yanındayım, sakın üzülme, sakın dedi.


        Tren dolu sayılırdı. Camdan dışarıya baktı, belli belirsiz bir pembelik belirmişti ufukta, yaklaşmışlardı demek.


    - Varırız birazdan dedi sert adama, senden bir açıklama bekliyorum ama bugün değil, dinlenmeliyim biraz, yarın buluşup konuşuruz olur mu dedi.


    - Tamam, dedi sert adam, sadece şu kesin sakın kuşku duyma, biz doktorla iki yıl önce boşandık, ama o bir türlü kabul etmedi bunu, hastalığı da tetikliyor sanırım bu inkarı, sadece bunu artık tartışmayalım. Ben yarın ararım seni.


    - Anlaştık dedi öğretmen, tekrar başını çevirdi pencereye, nedensiz bir ağlama isteği duyuyordu, sanki ağlasa inanmak istediği her şeyi sulayıp gözyaşlarıyla temizleyecek, pırıl, pırıl yapacaktı.


        O son sınavından çıkıp bindiği servistede aynı böyle yapayalnız, yerçekimsiz, bir yerde, ağırlığını hissetmeden kalakalmıştı. Oysa şimdi sert adam vardı, elini tutan, onu önemseyen, onu seven. Aslında o kadar korkuyordu ki sert adamı kaybetmekten, o kadar bağlanmıştı ki ona bunu fark edecek diye çok korkuyordu. 


        Sevgisi bir ağaç dalındaki bir serçe gibiydi, sert adamın bakışlarında uçup gidecek gibi ürkek, havada kimsesiz, yerde tehlikede. Sevgisi ne sert adama ne başka birine emanet edemeyeceği kıymetteydi bir o kadar isyana hazır.




ZERRİN TİMUROĞLU

2022

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...