Ormanın kıyısında durdu. Geriye döndü, arkasında bıraktığı yeşil, düz, sınırları göz kararıyla çizemediği topraklara baktı. Biraz sonra, çamların, kayınların, sedirlerin gökyüzüne yükseldiği; giz dolu ırmakların çağıldadığı; yaban hayvanlarının barındığı ormana varacaktı.
Şimdiden özledi arkasında bıraktıklarını, en çok da güneşi. Tüm yaşamlarını borçlu oldukları bu yaşam kaynağına hiç de saygılı davranmıyorlardı. İnsanlar kötü ev sahibi olmuşlardı. Hiç konuksever değillerdi. Onu evlerine almıyorlardı, güneş de aldırmıyordu bu duruma. Güneş uzaktayken hayat veriyordu canlılara ama yaklaşması ölümcüldü, bir yerde ham yaşatan hem ölümdü.
Kararlıydı ormanla bütünleşmeye. Olduğu yerde oturdu. Önce, kuru toprakla dost olmalıydı. Dizlerini karnına çekti, kollarıyla bacaklarını sardı, çenesini dizlerine dayadı. İlk kez tanışacağı toprağı, ormanı dinledi. Sırtı ovaya, yüzü onu sabırsızlıkla bekleyen ormana dönüktü.
Yıldızları görmeliyim diye düşündü, ormanın derinliklerinde belkide bir daha hiç göremeyeceği yıldızları. Bir tramplenden denize atlar gibi, uzayda yeryüzüne uçan yıldızların ortasına atlamalı, kayan bir yıldıza elini uzatıp, son dileğini dilemeliydi.
Güneş gitmişti, yıldızlar ışıldamaya başlamışlardı daha doğrusu hep ışıldıyorlardı, sadece biz güneşi uğurlayınca fark ediyorduk. Hala aynı biçimde oturuyordu, kollarını açtı, bacaklarını uzattı. Sırt üstü uzandı toprağa. Bütün gün onu bekleyen ağaçlar sabırsızlıkla uğuldadılar. Bu seslerle şimdiden arkadaş olmalıydı. Üzerine yağan yıldızların ışığında, gülümsedi sabırsız ağaçlara. Sabahleyin bütün bedeninin gümüş pullarla kaplı olacağına emindi.
Hiç uyumadı, sıkılmadı da. Ardında bıraktıklarının eşsiz anılarını özenle yerleştirdi belleğine. Ormanın yoğun gölgelerinde çok ama çok ihtiyacı olacaktı bu anılara.
Gündüzle gecenin adımları karşılaşmış, kapıları çakışmıştı. Yerinden kalktı ve hızla ormana yürüdü. Güneş şefkatle uzanıp elini tutmak istedi, olmadı. Bir çığlıktı yükseklerde kartalın sesi. Ormana girdi. Kaçtığı yatılı okulunda yokluğu fark edilirdi birazdan.
***
Kapı çalıyordu, gidip açtı,
- Günaydın, sert adam elinde simit poşeti kapıdaydı, uzattı poşet,
- Çayın var mı,
- Günaydın, tabi, gel dedi öğretmen.
Sert adam dikkatlice baktı yüzüne,
- Uyumamışsın, neden.
- Uyuyamadım, yazı yazdım biraz biraz düşündüm,
- Neyi demeyeceğim, söylediğim şeyi, doktorun kardeşimi nasıl öldürdüğünü, neden polise gitmediğimi, böyle bir gerçek varken ona nasıl yakın davranabildiğimi,
Yüzüne bakıyordu,
- Haklı mıyım, dedi.
Öğretmen şaşkınlıkla baktı,
- Aynen, tam da bu sorular, peki cevap vermeyi düşünür müsün,
- Elbette dedi sert adam, önce kahvaltı, yapalım. Annenlerin, şehir dışında olması iyi oldu, ev ortamında daha rahat konuşuruz. Balkonda yapalım mı kahvaltıyı,
- Hadi o zaman bana yardım et dedi öğretmen.
Birlikte çaylarını yudumlarken, sert adam,
- Bunun yani olanı, biteni biliyorken ona bakmanın, normal davranmanın ne kadar zor olduğunu bilemezsin. Ama mecburum, çok akıllı ve zengin, her durumda ona yardım edecek insanları satın alabiliyor. En büyük korkum sana bir kötülük yapma ihtimali.
Öğretmen,
- Neredeyse yapıyordu dedi. Doktorun kendisini kaçırması, iple, kollarından asması, hatırladıkça korkudan ölüyordu.
Sert adam,
- Tam da bu yüzden plan yapmadan harekete geçemiyorum, sana kafasını taktı, bu yüzden beraber görünmemiz çok sık olmamalı,
Öğretmen öfkeyle baktı sert adama,
- Ayrılalım istersen,
Sert adam, muzip, hoş bir gülümsemeyle baktı öğretmene,
- Kızdın mı,
- Yok kızmadım, onun bizi dizayn etmesi çok hoşuma gitti, bu mu planın. O zaman neden her baktığım yerde sen varsın,
- Çünkü nefes almam gerekiyor. Beraber görünmeyeceğiz demek, beraber olmayacağız anlamına gelmiyor, çok zekisin ama duygularına boyun eğip böyle bir sonuç çıkarabiliyorsun.
- Özür dilerim dedi öğretmen, çayları doldurmak için kalktı. Masanın diğer ucunda duran, gece yazmaya başladığı öykünün kağıtlarına uzandı, aldı sert adam, okudu.
- Bazen bu karamsarlığın üzüyor beni, içindeki bütün hüznü yok edecek bir güce sahip olmak istiyorum, yüzünü güldürmek, sarıp, sarmalamak istiyorum seni
Elindeki, çay bardaklarını masaya bıraktı öğretmen, sert adamın yanına gitti, eğildi, sımsıkı sarıldı ona,
- Zaten yapıyorsun bunu dedi,
Sert adam omuzlarından tutup, yüzüne baktı, sanki bildiği bütün çiçekler henüz açmıştı, bildiği bütün denizlerde yunuslar havaya sıçramıştı, kuşlar hiç susmuyorlardı, yağmur hava güneşliyken de yağıyordu, gök gürlüyordu sanki havai fişek patlatıyordu yıldızlar bir kutlama yapıyor gibi.
ZERRİN TİMUROĞLU
2022
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder