Derinden hissettiğiniz, yerin yedi kat dibine gömdüğünüz acılar, bir gün bir suya bakarken, bir kaplumbağanın sırtında, bir balığın yüzgecinde, bir kuşun ötüşünde size ulaşır, kanatır içinizi, yere batırır.
Derinden hissettiğiniz acılarda, bilmediğimiz güçler vardır, sizi istemediğiniz yollara gönderir, istemediğiniz şehirlerde bırakır.
Çadırlarını toplayıp, arkadaşının sözünü ettiği şelaleye doğru yola çıktıklarında öğretmen için her şey değişmişti. Ya sadece arkadaşı, ya sadece eşi, ya da her ikisi birden doktor kadına çalışıyordu. Yerde bulduğu bileziği, kimseye belli etmeden almış, cebine koymuştu.
Ormanın yeşiline dokunmadan, gözlerine güneşi doldurmadan ilerliyorlardı. Sanki arada uzaktaki tepelerden bir kartalın zafer çığlıkları geliyordu, avını yakalamıştı belki, belki öğretmeni uyarıyordu.
En önde arkadaşının eşi, Barış, arkasında bankacı arkadaşı, en arkada da öğretmen yürüyordu. Dar bir patikada, dikkat ederek her şeye yürüyorlardı. Nasıl kurtulacaktı bunların elinden, ne yapacaktı.
İnsanların iki yüzlülüğü artık dayanılmaz geliyordu ona. Daha bir kaç gün önce Barış, biz kardeşiz, tabi yanında olacağız, yardım edeceğiz, demişti. Dinlerken en ufak bir şüpheye, en ufak bir yanılgıya kapılmamıştı.
İnsan bilmediği şeylere karşı tedbir alamaz. Bir şeyleri ancak öğrendikten sonra ne yapacağımıza karar verebiliriz. Bu koca ormanın içinde, medeniyetten uzakta, ıssız yerlerde ne yapabileceğini düşünüyordu. Doktor kadın ne zaman ele geçirmişti arkadaşlarını acaba. Elinde onları tehdit edecek bir şeyler mi vardı.
Kaderde ölmek varsa kaçamazdı tabi, ama yoksa da kimse öldüremezdi, inanıyordu. Yürürken bir çocukluk anısı geldi aklına. Orta birinci sınıfta, Ankara'da Dikmen semtinde bir okulda okuyordu ve okul birincisi idi. Babası geçici olarak başka bir şehirde öğretmenlik yapıyordu, bir yandan da tayin hatasını düzeltmeye çalışıyordu.
Okullarda, eskiden rutin sağlık kontrolleri yapılırdı. Okuduğu okulda da böyle bir uygulamayla, doktorlar geldiler. Sırayla bütün sınıfları ve sırayla bütün öğrencileri kontrole başladılar. Kendi sınıflarına sıra gelince, fen laboratuvarına konuşlanmış sağlık ekibinin karşısına geçti. Upuzun, ortasında da uzun, taş masası olan laboratuvara girer girmez, uzaktan onu gören doktor telaşla yüzüne baktı. Velilerimle görüşmek istediğini, bu kadar renksiz bir öğrenci görmediğini söyledi. Velim aynı okulun müdür baş yardımcısı idi, babamın çok iyi dostuydu.
Sonuçta işinin ustası o doktor sayesinde hayatı kurtulmuştu. Hemen babasına haber vermişlerdi, o bulunduğu şehirden gelmişti ve kalp romatizmasına an kala tedavi ile, vurulan bir sürü iğne ile kurtulmuştu.
Yaklaştıkları şelalenin uçuşan notalarını duyduğun da yorulmuştu. Gece yaşadığı ama arkadaşlarını inandıramadığı olaylardan dolayı da bitkin hissediyordu kendisini. Şelalenin kıyısına bir yere kayaların üzerine oturdular, sırt çantalarını yere bıraktılar ve inanılmaz güzel görünen manzaraya daldılar.
Ne çok ihanet görmüştü hayatta ne çok şaşkınlık yaşamıştı. Hayır olamaz bunu yapamaz dediği kaç insanla tanışmış, bir arada yaşamak zorunda kalmıştı. Hala savunmasız kalabiliyordu, hala arkadaş sözcüğünü kullanabiliyordu çaresizce.
Sert adam bu oyunun neresinde idi acaba, onlara yardım mı ediyordu yoksa bu kalleşlikten haberi yok muydu.
- Arkadaşım, çok solgun görünüyorsun, dedi arkadaşı, eşine dönüp,
- Barış sen iki çadırı da kurar mısın ben de ateş yakacağım,
Barış hemen kalkıp, işe koyuldu. Yarım saat içinde çadırlar kurulmuş, ateş yanmış, yemekler hazırlanmıştı. O sırada Barış’ın telefonu çaldı, açtı, sert adamdı arayan, benimle konuşmak istedi, bu sefer kabul ettim,
- Merhaba,
- Merhaba,
- Sağol konuşmayı kabul ettiğin için. Şimdi dikkatlice beni dinle ve söyleyeceklerimi sakın arkadaşlarına çaktırma, tamam mı.
- İyiyim ben dedi öğretmen,
- Çok iyi dedi sert adam telefonda,
- Ben yoldayım, arkanızdan yetişeceğim size, ben yetişene kadar arkadaşlarına sakın güvenme, kendini onlardan belli etmeden korumaya çalış, tamam mı. Doktor onları tehdit etmiş, yeni öğrendim, geleceğim ben, dikkatli ol.
- Tamam, bu gece şelalenin yanında kamp kurduk, sonra konuşuruz dedi.
- Tamam , çok iyi sakın korkma yetişeceğim ben,
Telefonu kapattığında, Barış'ın merakla yüzüne baktığını, bir şeyler anlamaya çalıştığını fark etti, ama boşverdi, suyun sesi, muhteşem yeşillik, insani bütün sorunları üzerine örtüler sermişlerdi.
Derinden hissettiğimiz acılar yönetir hayatımızı, kimi seveceğimize bile onlar karar verir. Derinden acılar yaşayan herkes artık özgürlüğünü yitirmiştir, hayatının hakimiyetini kaybetmiştir.
Ateşi terk edip, çadırına girip uzandığında, üzerinde ne olursa olsun artık dediği kocaman bir bıkkınlık vardı. Ne planlıyorlardı acaba, suya mı gömeceklerdi yoksa gökyüzündeki yıldız şölenine mi fırlatacaklardı.
ZERRİN TİMUROĞLU
2022
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder