5 Haziran 2022 Pazar

Güven

        Hayata karşı güvensizliğiniz nerede başlar biliyor musunuz, ailenizde. Eğer yetiştiğiniz evde perdeler kapanırken mutlu oluyorsanız, gözünüz, gönlünüz dışarda kalmıyorsa, sizi alıp uzaklara götürecek bir sihir aramıyorsanız, yüreğiniz sıkışmıyorsa kederden, sevgi denen hayat bağından haberdarsanız, niye güvensiz olasınız ki.


        Hayata karşı önyargılarınız nerede başlar biliyor musunuz, sürekli yalan söyleyen ve bunu kabul etmeyip, her daim dürüstlükten söz eden anne, baba tarafından yetiştirildiğinizde. Çok okuyan, çok bilgili, çok tanınan, önemli insanlarla dolup taşarken eviniz, konuşulanların buharlaştığını görüp sustuğunuzda, güven geminiz su almaya başlamıştır artık, hayata karşı önyargınızın balonu da ha patladı ha patlayacaktır.


        Haykırmak istediğiniz  gerçekler, çevrenizdekilerin sahteliklerinin, yaldızlı kağıtlarıyla paketlenir, sizin sesinizi kısmışlardır çoktan, gözler paketlerdedir.


        Çadırına girip, yattığında vakit geç olmuştu. İyi gelmişti yıldızlarla baş başa kalmak. Daha uzun oturmak isterdi ama erken kalkacaklardı. Uzaktan derenin sesini duyuyordu, ormanın sesini dinliyordu. Çadırının fermuarını kapattı, uyku tulumuna kıvrıldı. İyi ki gelmişlerdi, minnettardı arkadaşlarına onu da dahil ettikleri için bu geziye. Gözlerini kapattı, çadırının rüzgarla daldığı konuşmayı dinleyerek, uykuya daldı.


        Ne kadar uyumuştu, bilmiyordu. Çadırın dışından sesler duydu, hava aydınlanmamıştı, merak etti. Arkadaşları niye kalkmıştı ki. Uzandı, fermuarı açmaya çalışırken, dışardan yardım geldi, hemen açıldı,


    - Arkadaşlar ne oldu, niye kalktınız karanlıkta, dedi. Ve birdenbire yüreği korkuyla sıkıştı.


        Çadırın önünde, doktor kadın ve yanında bir adam kendisine bakıyorlardı. 


    - Sen burada ne arıyorsun, burayı nasıl buldun, diyebildi, sesi titreyerek, sen hastaneden nasıl çıktın.


        Sözünü bitirir bitirmez adamlardan biri, çadıra uzandı, kolundan tuttu, onu dışarı çıkardı. Çırpınıyordu ama gücü yetmiyordu. Burnuna bir şey koklattılar, son gördüğü, üzerine hızla atılan yıldızların telaşıydı, bir omuz üstünde, iki büklüm sallanırken, ağaçların arasında yol alıyordu.

 

        Ben sadece belgesel izliyorum, televizyon seyretmiyorum, deme modası vardı bir zamanlar. Sanki belgesel seyretmek, iyi bir üniversitenin diploması gibi paye veriyordu insana. Sanki güzel bir film izlemek, bir aslanın dişlerini geçirdiği avını izlemekten daha az önemliymiş gibi. Bir köpek balığının, ruhsuz gövdesine bakmak, maymunların anlamlı olma ihtimalinden delice korkarken, gözünü ayırmadan onları izlemek, diğer kanaldaki diziyi izlerken, reklamlarda, belgesel izleyip, ertesi gün arkadaşlarına anlatacağı bilgiyi toplamak.


        Kendine geldiğinde bir arabanın arka koltuğuna uzandırılmış buldu kendisini. Elleri, ayakları bağlanmıştı.Önde oturanlardan biri kumral, iri yarı bir adamdı, şoför ise doktor kadındı. Telefonda biriyle konuşuyordu, her kimse o, doktor kadın kızmıştı, bağırıyordu,


    - Geri götürmeyeceğim, tamam mı, buraya kadar elim boş kalsın diye gelmedim diyordu. Bana bağırma, bu öğretmene katlanamıyorum artık diyordu,


        Araba hızla yol alıyordu, doktorun yanında oturan adam sanki ruhsuz bir et yığınıydı, arada bir kıpırdamasa, insan olduğuna dair bütün izleri silinecekti. Doktor kadın ne dese ikna edemiyordu telefondakini, sonunda ani bir frenle durdurdu arabayı, arka koltuktan öne savruldu. Belki bilerek yapmıştı, gözlerindeki nefret ona yapacağı her kötülüğü onaylıyordu. Tamam diye bağırdı, arabayı geldikleri yöne çevirdi.


    - Bir daha benim dediğim olacak, anlaşıldı mı dedi ve telefonu kapattı. Ne yanındaki adam ne doktor kadın onun arkada ayıldığının farkında değilmiş gibi görünüyorlardı.


        Duyguyu hissetmeyen ama çok iyi taklit eden ve üstelik bunu, bir ömür hiç çaktırmadan yapan insanlar vardır. Fabrikaların dakik döngüleri gibi, onlarda nerede, nasıl duygusal gösteri yapacaklarını bilirler ve çoğu, insanı samimi olduklarına inandırırlar. Bir ara arkaya bakan doktor öğretmenin öne savrulduğunu fark etti, arabayı durdurdu, yanındaki adama beni düzgün bir şekilde tekrar arka koltuklara uzatmasını söyledi.


        Biraz sonra, durdu araba, adam indi, yine omuzlarından birine astı beni, yürüdük, yürüdük. Tekrar derenin sesini duyduğunda çadırının içine taşındığını anladı.


        Ellerini çözdüler, ayaklarını çözdüler, çadırın fermuarını çekip, gittiler. Koklattıkları ilacın etkisinden kurtulamamıştı henüz. Arkadaşlarının hiç uyanmaması garip gelmişti.


        Sert adam olabilir miydi doktorun konuştuğu, kapanmış bir gönül macerasının intikamını alıyor olabilir miydi. Kapandı kabul ediyorsa neden kızmıştı, yok kapamadıysa gönlünün kapılarını neden kaçırma olayına karışmış olacaktı.


    - Hadi ama kalk artık, arkadaşı çadırını açarken bir yandan da sesleniyordu,


    - Uykucu seni, çay hazır, bir şeyler yiyelim, yakındaki şelaleye gideceğiz, hadi, çok güzel diyorlar.


     - Tamam dedi, kalktı, burnunda akşam verdikleri ilacın kokusu vardı hala.Arkadaşlarına anlatmak için sabırsızlanıyordu, toparlandı, çıktı çadırdan.


    - Ya siz ne kadar derin uyuyorsunuz, gece kaçırıldım, neler yaşadım, hiç duymadınız.


        Hem arkadaşı hem eşi  şaşkınlıkla baktılar ona,


    - Ne kaçırılması,


    - Gece işte, önce kaçırdılar, sonra geri getirdiler, doktor kadın ve yanında bir de adam vardı.


        Karı koca tuhaf bir şekilde bakıştılar,


    - Nasıl olur dedi, Barış, ben uykum kaçınca kalktım ve bütün gece burda, ateşin başında uyukladım. Ben hiçbir şey görmedim.


        Öğretmen çok şaşırmıştı,


    - Nasıl olur çok gerçekti,


        Barış,


    - Belli ki travman devam ediyor, hadi gel sıcak bir çay iç,


        Ateşin başına geçip otururken kendini inanılmaz kötü hissediyordu, o kadar gerçekti ki gece yaşadığı, inanamıyordu.


        Çayı için fincanına su aldı, ortadaki kurabiyelerden de bir tane almak için uzandı, alırken yere düşürdü. Eğildi almak için ve kalakaldı, ateşin etrafına dizili taşların az ötesinde siyah, boncuklu, bir bileklik vardı, hatırladı, kendisini kaçıran adamla boğuşurken, onun bileğindeydi.


        İnsanlara güvensizliğiniz nerede başlar biliyor musunuz, yere düşen her şeyde, atılan adımlarda, aniden havalanan kuşların paniğinde.





ZERRİN TİMUROĞLU

2022

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...