10 Şubat 2021 Çarşamba

Sihirli Lamba

        Kızıla çalan deri karanlığın önsözünde nefes nefese. Yeleleri arada bir vuran rüzgara kıpırtılı. Başını ikiye bölen ince, beyaz yolun bitiminde öfkesini soluyor. buru delikleri açılıp kapanıyor açılıp  kapanıyor.

        Gözlerinde engelsiz bir hüzün, buğulu, acılı, direnen bakışları özlemini çiziyor çevreye renksiz, kahredici... Ön ayağı caddeye tok bir ses ulaştırıp geriliyor. Vücudunun her biriminde var olduğunu bildiği yaraları sızım sızım. Yemyeşil bir vadi, dibindeki her şeyin elle tutulurcasına göründüğü bir nehir düşlüyor. Güçlü kaslarının gerdiği ışıl ışıl bedeniyle gururlu dikelişini görür gibi.

           

        Kömür yüklü, tahta arabanın sahibi biraz ilerideki dükkandan çıkıp geldi. Siyah, lastik çizmeleri arabanın tahtalarında ayağı ile birlikte büküldü. Ceketinin bir önünü kaldırdı. Cep çevresi sökülmüş, astarı sarkmış yorgunluktan kendini salmış ceketinin iç taraflarını araştırıp sigara buldu. Kalın parmakları kibriti alevlendirdi, dudaklarının biraz ilerisinde küçük, kırmızı bir ışık kalakaldı.

        

        Kırış kırış yüzü, kederden ufalmış gözlerinin bıraktığı yaşlarla ıslandı.

      -Deh,


        At başını dikti, hırıltılı sesler çıkardı, sırtında kıvrılan kırbacın tiz kahkahasına sustu. Başını

iki yana sallayıp kendi kendine söylendi, yürümeye başladı. Nal sesleri düzenli, saat tıkırtıları gibiydi. Bahar yağmuru toprağı yumuşatmış, gevşetmiş, caddenin üzerinde kaygan, kara birikintiler oluşturmuştu. Kaymamak için yavaş gidiyordu. Sahibi kendi haline bırakmıştı onu.

Çaresizliğinin tembelleştirdiği elleri öylesine tutuyordu dizginleri. Gözlerini atın zayıf, kıvrak boynunda bırakmış, atı unutmuş dalmıştı.


        Gökte ay ak kara bulutların  ardında bir görünüp bir kayboluyordu. 

        

    -Kaç bin yıldır bu sefalete bakıyorsun acaba, diye düşündü sürücü. Bir şeyler yap artık ,yardım et bana; der gibiydi bakışları.

           

At kesik kesik kişnedi, vadiyi gözleyen bir dağın doruklarında durdu. Ay elinde fırçası onu ışığa boyarken tüm vadi hayran hayran seyrediyordu. Pürüzsüz gökte yansıyan yalnız kendisiydi. Dağlar haşmetinden kaygılı önünde ardında yerlere eğiliyorlar, yıldızlar beyaz buketler atıyorlardı başına. Gururla haykırdı haykırdı mutlu aydınlığına.

           

        Sürücü hasetle süzdü atı, dünya umurunda değil değil mi; dedi. Doyması, ısınması, giyinmesi gerekli çocukların yok ki senin. Biraz yiyecek buldun mu başka bir şey isteme.


        İçini çekti, belleğinin derinliklerinden bir masal çıkıp geldi mutsuzluğuna, Alaaddin'in lambası, sahibinin her dileğini gerçekleştiren büyü.


        Ah şimdi bulsam öyle bir şey, elimi lambaya sürer önümde beliren deve bir sürü yiyecek getirmesini söylerdim. Yüzü asılsız mutluluğunun gülümseyişi ile aydınlanmıştı.


        Elindeki lambayı kaba elleriyle okşadı okşadı hafiften beliren sisle durdu bekledi. Çoğaldı duman çoğaldı yoğunlaştı, çıktı ortaya dev. Kolları göğsünde kenetli ,tutsaklığa öfkeli ellerini gizlemeli. Utançtan kızaran yüzünü dikmiş asık suratıyla öylece duruyor. Gülüşlerinin tümünü lambanın içinde bırakmış. Asırlar önce kapatıldığı o yerden çıkış bir dilek gerçekleştirmek için olsa da güzeldir. Yapmak istediği, oturup toprağı ellemek ,rüzgarı dinlemek ve kollarını gökyüzüne uzatmaktır. Ama yapmaz hiçbirini. Çünkü yaşamının tek avuntusudur gizledikleri.

         

        Kocaman ayakları yeri sarsıp, gözyaşları seller oluşturabilir. Oysa kıpırdamaz ne eli ne ayağı. Coşan yüreğidir onu da bir kendi bilir.

         

        Sürücü iyiden iyiye kaptırmıştı kendini önünde yükselen vücuda , bakıp için için sevindi,

             -Dile benden ne dilersen,

             -Şey; yutkundu ,çabuk olmalıydı

             -Zengin biri yap beni.


        Yerinden oynayan, yuvarlanan kayalar gibi çözülen kollar dilekleri gerçekleştirdi. Adamcağız şaşkın, sevinçli, inanmaz izliyordu olup biteni kocaman evini, evin içini görüyordu, eşyaların en güzelleri ile doluydu. Çiçekli bahçesini geziyordu evin. Burnuna kızarmış tavuk, taze meyve kokuları geliyordu. Her taraf sıcacıktı.


        Lambanın devi şaşkın izlemektedir sürücüyü. Bütün bunların gerçek olduğuna inanması aptallık diye düşünmektedir. Birkaç renksiz ışıkla görünür kılınmış caddede, soğukta yaşlı, bakımsız bir atın çektiği arabasında bulunduğunu ve ona kendinden başka kimsenin yardım edemeyeceğini anlaması gerekir.


        Kendini düşündü. Umudu niye tükenmiyordu, ne bekliyordu. Kocaman gövdesi ve düşünen beyni neden kırmıyordu zincirlerini? Bu kolay değildi, kalmak da değildi kolay olan.


        Elleri var ama yok gibiydi , ayakları gözünün önündeydi ama yok gibiydi.Dizleri çenesini taşıyıp , av uçları bacaklarına yapışmıştı. Çok uzun kalmıştı bu durumda. Vücudu her uzvu var ama yok gibiydi.


        Sürücü hala gülümsüyordu. Heyecanı ellerinde kasılmış, at rahatsız olmaya başlamıştı. Sağa sola oynattı başını, kişnedi olmadı, sahibi azıcık rahatlatmadı dizginlerini. Vazgeçti yürümeyi sürdürdü. Olduğu yerde tüm bağlarından kurtulup sürücünün şaşkın bakışları altında yükselmeye başladı. Yükseldi yükseldi bir kuş gibi kanatlı, özgür, mutlu hissetti kendini. Bulutlara az önce gizlenen ay ortaya çıktı. Ata baktı baktı, şaştı. Ak yeleleri sevinçle zıplıyordu. Her bulutun önünden geçerken iyi oluyordu yaraları, tüyleri parlıyor, kuyruğu göğe bakanların gözlerini kamaştırıyordu.


        Binlerce pençe ve kanadı bir şeyler. Çamurda kalan tırnak izleri ve aynı çamurda gizlendi sevinçler. İstenilen yere ulaşılmadan ve düş uzamadan çamur çamur çamur.


        Ta yüksekten iki çift göz iki çift gözyaşını iki bin yıl ırmaklar taşmasın diye akıtmadılar. Gece var ve gece korku dolu ve korku nefes kesercesine uykusuz gecelerle dolu.


        At dayanamıyordu artık. Arka ayaklarına yüklenip durdurdu arabayı. Sürücünün yüzünde eskimiş kederi gevşetti ellerini. Uzanıp atı sırtına hafifçe dokundu,


        - Kusura bakma, devle dolaştım biraz. Sen anlamazsın.


        Yaralarının üzerinde gezinen el gözlerinden yaş gelmesine neden olmuştu atın. Rahatlayan başını ileriye dikip yine yürümeye başladı. Gün tüm durağan düşleri yenilemişti. İkisinin de gözleri kapanıyordu.





                                                                   ZERRİN TİMUROĞLU


                                                                             


            ANKARA                                                                          1986 


3 yorum:

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...