3 Mart 2023 Cuma

Kötülük

        Küçük bir kasabaydı. Denize yakın sayılırdı ama denize kıyısı yoktu. Göksu ırmağı geçerdi kenarından.Yazın o kadar sıcak olurdu ki nefes almakta zorlanırdı insan. Daha henüz yüksek katlı apartmanlar, alışveriş merkezleri filan bilinmiyordu yani bu kasabada bilinmiyordu. Evler en fazla üç katlıydı, önlerinde geniş taştan terasları olurdu.

        Sıcakla baş etmenin bir yolu da bu terasları, akşama doğru, hortumlarla, bol suyla yıkamaktı. Taşların suyla buluşmasından keskin bir koku yükselirdi, sıcağa inat bir haykırış gibi, bir anlık kazanılmış bir zaferi kutlar gibi. Oysa ki yarım saat sonra, taşlar yine ısınmaya başlardı.


        Üç kardeştiler, babaları öğretmendi, o yüzden gelmişlerdi bu kasabaya. Babası neredeyse her yıl başka bir yere atanırdı, bu yüzden çok yerler görmüşlerdi. Kardeşlerden en küçüğüydü. 


        Bu kasabayı, belki de gittiğimiz her yerden daha çok sevmiştim. Her zaman evin önündeki sokakta, komşu bahçelerinde oynardık kardeşlerimle. Yenidünya, iğde, hurma ağaçları doluydu komşu bahçeleri. Duvarlara tırmanıp, dallardan koparıp yerdik. Saklambaç oynadığımız zamanlarda, gizlendiğimiz yerlerde ayaklarımızın dibinde kaplumbağalarla selamlaşırdık.


        Sokağa çıktık mı hava kararana kadar unuturduk kendimizi,özellikle ablam ve ben. Abimin kendi arkadaşları olurdu, kendi oyunları. Annem aramazdı bizi akşama kadar, merak etmezdi yani fazla, ta ki babamın eve geliş saati yaklaşana kadar. Zaten biz de çok korkardık babamdan, o gelmeden eve girmiş olurduk mutlaka.


        Büyüklerin konuşmalarından öğrenmiştik ki o günlerde yakındaki bir şehirden bir küçük kız çocuğu kaçırılmış ve günlerdir bulunamıyormuş, adı Ayla’ymış. Öyle hikayeler anlatılıyordu ki bu küçük kız hakkında, başına gelenlerle ilgili, korkudan donup kalırdık.


        Artık sokakta eskisi gibi rahat olamıyorduk, yanımızdan bir yabancı geçse, korkuyla irkiliyorduk.


        Su damlar bir toprağa, kaybolur mu hemen. Su damlar bir toprağa akıp gider mi, bakar mıyız arkasından. Su damlar bir toprağa, bir daha damlar, bir daha damlar, bir daha; birikir mi, göl mü olur deniz mi. Boğulur muyuz, bir damlayan sularda bir gün, tuhaf olmaz mı.


        Yine bir gün ablamla birlikte sokakta, evin uzağında, çizgi oynuyorduk. Güneş tepemizde cayır cayır yakıyordu tenimizi. Ama hiç umurumuzda değildi, taşı atıp, seke seke çizgilerin üzerinden atlıyorduk.


        Sıra bendeydi, birden kolumu sıkıca tutan biri beni çekiştirmeye başladı. Ne olduğunu anlamadan ablamın çığlıkları sardı her yeri. Hem beni sürükleyip götürmeye çalışan adamın arkasından koşuyor hem deli gibi bağırıyordu.


        Üç tekerlekli, kasası olan bisikletler vardı o zamanlar, beni sürükleyen adam böyle bir bisiklete bindirmeye çalışıyordu beni. O kadar korkmuştum ki ne bağırıyordum ne çırpınıyordum, aklımda kaçırılmış küçük kız Ayla’nın öyküleri, mahvolmuştum.


        Masmavi gökyüzündeki parlak güneşe bakıyorum, sonra ayırıyorum gözlerimi, yere bakıyorum, çimenler yok olmuş gibi ışıktan. Işık kalıcı sanki, ama karanlık değil. Gece karanlığa bakıyorum, sonra yere çeviriyorum bakışlarımı, aydınlık yer, lamba yanıyor. Kötülük hangisi, bilmece gibi.


        Ablam yetişiyor, adamın gömleğine yapışıyor arkadan çekiştiriyor, hiç vazgeçmiyordu, bir yandan da deli gibi bağırmayı sürdürüyordu. Artık çevredeki evlerden de insanlar yardıma koşmaya başlamışlardı. Adam gelenleri görünce beni bırakıp atladı bisikletine hızla gözden kayboldu.


        Ablam sıkı sıkı boynuma sarılmış ağlıyordu, yardıma gelen bir kaç insan onu teselli etmeye çalıştılar ama ikimiz de çok korkmuştuk.


        Biraz kendimize gelince eve doğru yürümeye başladık, korkuyla arkamıza bakıp duruyorduk ikimizde. Ablası olmasaydı tıpkı Küçük kız Ayla gibi kaybolacaktı, kim bilir neler gelecekti başına. O adam, çocukları kaçıran adamlar kötülüğün ete, kemiğe bürünmüş halleriydi. Böyle bir kötülükten daha fazla ne olabilirdi ki.


        Bağırmadan ölenler var, sesleri çıkmadan, çünkü kötüler hep bir arada, çünkü kötüler sulara düşman. Sulara mı, sularla yeşerecek yaşamlara mı, gülmeye mi, ağlamamaya mı. İyilerde bir tuhaf, ille de bir gülümseme. Seher vakti bir çiçeğin üstünde bir damla su gibiler.


        Eve gelince, ablası heyecanla anlattı olanları annesine. Fazla ilgi göstermedi anneleri, uydurmayın böyle hikayeler dedi, size öyle gelmiştir dedi.


        Ablasıyla bakıştılar, şaşırmadılar annenin ilgisizliğine, her zaman böyle değil miydi zaten. Acıların dilinden anlamak, sevdikleri için korkmak başka bir şeydi, hissetmek başka bir şeydi. Bağırmadan ölenler, bağırmadan duran annelerin çocukları mıydı acaba.




ZERRİN TİMUROĞLU

2023


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...