Gözlerimi kapattım, dikkatim sende,
Konuş susmak tanımsızdır, haindir,
Susma,
Bıraktıklarımı al, özlemle bakıyor olsam da arkalarından,
Cümleleri yakala, kitap olsunlar keşke,
Ben yazmış olsam,
Kahramanları biz olsak.
Gençlik, üniversite,
O zamanlarda, daha sonra da sevgi adına en gerçek şeydi.
Bir umuttu, sevinçti,
Senfoniydi, bir kitap, yağmurun ardından toprak kokusuydu,
Güzeldi.
Hayaller de iz bırakıyor yaşamlarımızda, garip değil mi. Sanki yaşanmışlıklar yalnızca eylemde değil, duygularda da şekilleniyor. Korkularımızda, sevgilerimizde, aşklarımızda, zamanı tıka basa dolduruyoruz tüm duygularımızla.
İleriye bakmadan, sandalyesinin defterini koyduğu yan çıkıntısına eğildi, kağıtlarını düzeltti. Düşlerinin sınırlarını genişleten kül renkli göğün ardından onunla göz göze gelmek bütün duygularını açığa vurmak olacaktı. Başka yöne baktığını hissedince tahtaya yazılanları defterine çekmeye başladı, epeyce geride kalmıştı.
Dar alnının bir kısmını örten kestane rengindeki düz saçı, aynı renk gözleri, beyaz camlı gözlüklerinin gerisinde kederle bakıyordu. Bir bilim adamıydı, araştırmacı, akademisyen. antika bir eşyanın geçmişe dayalı tüm gücünü, bugüne ait her şeyin cevabını biliyor gibiydi. Ders anlatırken çıt çıkmazdı sınıfta. Yüksek kredili bir ders değildi, ama o bölüm için aşılması gurur verecek, anlaşılması bölüm derslerini tümünün üstündeki buğuyu silecek önemdeydi.
Yüzünde öyle bir ifade olurdu ki çoğu zaman, yeni sürülmüş bir tarlanın merakla beklenen ürünü, hafif hafif esen rüzgarın sanki birdenbire fırtınaya dönüşebileceği korkusu, kapalı kapıların ardında, sandıkların en derininde eskimiş umutların, yitirilmiş her şeyin, çaresizliğin kokusu gibiydi. Sanki denize ulaşamamış, yollarda kuruyup kalmış bir nehir gibi bakardı gözleri.
Dar koridora çıktı, akşam saatleriydi, danışman hocaya ders seçimini teslim etmiş, şehre çok uzak kampüsün son servisine yetişme telaşındaydı.Kimse yoktu koridorda, üstünde kalın mantosu, ayaklarında botları hızla yürüdü. Birden biraz ilerisinde camlı kapının açılma sesini duyup baktı, hocalardan biri miydi yoksa öğrenci miydi. Baktı, onu gördü.
Durduğunu camlı kapının bir kanadını tutarak beklediğini fark edince içindeki domino taşlarından biri yıkıldı, vücudu buza kesti, hareket etmeyi unuttu sanki. Neden bekliyordu ki o güne kadar yaşadığı, hissettiği her şey kendine aitti, şimdi ansızın onun çizdiği resme renk katma, yazdığı kitaba cümle ekleme ihtimali çok karmaşıktı.Ve aslında bu davranış ondan hiç beklenmeyen bir şeydi. Dersle ilgili bir şey sormak için bile çekinirdi öğrenciler, soğuk bakışlarıyla, neyini anlamadın der gibi bakardı.
Ama mecburdu o kapıdan geçmeye, servisi kaçıramazdı. Tüm gücünü toplayıp yürüdü, başını öne eğdi, onun açık tuttuğu kapıdan hızla geçip merdivenlere yöneldi, sessizce teşekkür etmişti. Tam merdivenin başındayken sesini duydu,
-Korkuyorsun, neden
Bir an durdu, bir şey söylemeliydi,
-Yok, korkmuyorum
-Döner misin lütfen,
Kapıyı hala bırakmamıştı, o da heyecanlıydı sanki,
Çok şaşkındı. Aylarca bir define arıyordu, hiç umudu kalmamıştı, birden vazgeçmişken aramaktan, küreği demirle çarpışmış, define burdayım demişti sanki.
Tuttuğu kapı kanadını bıraktı, sert bir ses çıktı kapıdan. Elindeki kağıtları sıkıyordu, belli ki o da çok alışık olmadığı bir konuşma yapıyordu,
-Daha ne kadar sürecek bu,
-Ne sürecek hocam, özür dilerim servise yetişmeliyim, iyi akşamlar,
-Sen tüm bilim kurallarını yok sayarak, olanı yok sayarak ne yaptığını sanıyorsun,.
-Gitmeliyim,
Merdivenlerden hızla inmeye başladı. Üç katı bitirip akşam soğuğuna çıktı, servislerin olduğu yere doğru koşar adım giderken belirsizlik kuramını yeniden keşfetmiş kadar heyecanlıydı, çok şaşkındı. Onun kendisini fark etmiş olması gerçeği inanılmazdı.
Nefesini kaşkolunun içine hapsetti, kar botlarının altında desenleşti, ellerini ceplerinde yumruk yaptı. Yıldızlı berrak bir gecede, ışıklı, duygulu, sıcacık bir evden duyduğu güzel müzikle ayrılıyordu. Sahip çıkamayacağı bir gerçeğin acısı içinde, ardında bırakmalıydı notalar arkasından koştururken servise bindi, koltuklardan birine oturdu, olabilse hemen geri giderdi, olabilse korktuğunu söylerdi, olabilse, gözlerine bakabilirdi saklanmadan.
Yaşamı karmakarışıktı, hangi birini anlatabilecekti, hangi sorunu paylaşabilecekti, olanaksızdı bu, gerçekten olanaksızdı. O sadece sessizce sevmeyi başarabilirdi,s özünü yalnızca kendine geçirebilirdi. Artık dersleri en arka sıralardan izlemeliyim, hiç yakalanmamalıyım, açık kapılara hiç yaklaşmamalıyım, sınavlarda başımı kaldırıp ona hiç bakmamalıyım, ıssızlıklara ışınlanmalıyım, suskunluklara.
Hala arkasına bakmadan kulaç atıyordu, nefes nefese kalmıştı, o hala orada mıydı bilmiyordu, öğrenmek istemiyordu, sırtında koca bir dert çuvalı vardı çünkü.
ZERRİN TİMUROĞLU
1982 ANKARA
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder