Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde ülkenin birinde diye başlayan yaşamlarımız, seçim yapma şansımızın olmadığı ailelerimiz, ortamlarımız, hayatımız.
Sevgisizlik yaşam ırmağınıza sürekli zehir akıtan, asla önünü alamadığımız, zararlarından yıllarca yıllarca kurtulamayacağınız hüzün dolu bir gerçektir. Hele bu anne, baba sevgisizliği ise suyu çekilmiş, kurumuş bir gölün dibinde büzülüp kalırsınız. Kimseye anlatamazsınız derdinizi, bu kavramlar tartışılamaz. Dayak, eziyet, bakımsızlık tartışılır ama sevgisizlik tartışılamaz. İnsanın içini bomboş bırakan, paylaşmak istediklerini anlamsız kılan, varlığınızı değersiz kılan, her zaman sorular demetini elinizde tutup, sizi şaşkına çeviren sevgisizlik asla konuşulamaz.
Eve gelmişti, kapıyı çaldı bekledi. Annesi açtı.
-Merhaba
-Merhaba
Kabanını çıkardı, astı. Çok zor bir gün geçirmişti, resmen haksızlığa uğramıştı. Arkadaşlarının yaptığı şeylerden sorumlu tutulmuştu, okul müdürü odasına çağırmış, azarlamış, iyi bir öğrenci olarak böyle bir olayın içinde yer almasını kınamıştı. O kadar korkmuş o kadar şaşırmıştı ki olayın ne olduğunu, niye kendisini suçladıklarını bile soramamıştı.
O gün okulda son sınıfları kasabanın sinema salonunda tarihi bir film seyretmeye götürmüşlerdi. Önlerde bir yerden arkadaşları ile seyretmiş ara verildiğinde yiyecek bir şey almak için sinema salonunun büfesine gitmişti. Tekrar yerine dönerken ailecek de görüştükleri bir ailenin kızı ile karşılaşmış, locadan filmi seyrettiklerini öğrenince locaya bakmak için birkaç dakika uğramış tekrar yerine geçmişti. Sonra filmin ikinci yarısı başlamadan az önce arkada locaların olduğu yerde kalabalığın toplandığını, öğretmenlerin bir kısmının da telaşla oraya gittiklerini görmüştü. Film başlayınca da unutmuştu. Müdür beyin sözünü ettiği olay neyse o arkadaşı ile ilgili olmalıydı başka bir şey gelmiyordu aklına.
Yemeğini yiyip kitaplarına gömülmek istiyordu tabi mümkün olursa. Annesi anlatılması, yorumlanması ve hatta tartışılması sessizce kesin bir şekilde yasaklanmış biriydi. Nasıl başarmıştı bunu, kendini nasıl ulaşılmaz kılmıştı tuhaftı. İyi yemek yapar, evi temizletir, güzel misafir ağırlardı, özellikle evden hiç eksik olmayan akrabalarını. Adını uzun yıllar koyamadığı bir tuhaflık vardı annesinde ama kimsenin hatta kendinden başka kimsenin fark etmediği. Yüz ifadesi birkaç kopyadan ibaretti, en acı olaylarda bile bakışlarında hiç dalgalanma görmemişti. Kendini üzecek her olayı tümüyle en kısa sürede yok varsıyordu. Hiçbir yaşanmışlıkta bir kez olsun hatasını kabul ettiğini görmemişti. Ne kardeşlerinin ne kendisinin doğum günlerimizi bir kez hatırladığını görmemişti. Bir gün olsun sevgiyle sarılıp sizi seviyorum dediğini duymamıştı. Bir gün olsun herhangi bir şekilde haksızlığa uğradıklarında onları savunduğunu görmemişti. Ama güzel elbiseler dikip, güzel yemekler yapmıştı.
Çoğu zaman elimi uzatsam annemin vücudundan geçip diğer tarafa geçecek gibi hissederdim, üzüntünüz, sevinciniz, heyecanınız ardını göremediğiniz bir hiçlikte kaybolurken öylece kalakalırdınız ve bunu yalnızca siz bilirdiniz.
Zaten hayatlarımızı tutsak eden sadece bizim bildiklerimizdir değil mi, kendimize sakladıklarımız, paylaşamadıklarımız. Ruh spektrumu olsaydı inanılmaz renkler görülebilirdi mutlaka, her bir insan için bilmediğimiz bir sürü renk. Tabi birde toplumdaki tabular. Bütün anneler iyi, bütün babalar iyi, bütün yaşlılar iyi. Böyle saçmalıklarla dünyanın daha iyi olmasını beklemek aptallığına inanıyoruz çoğumuz, ne denir. Belki de zorunluyuz bu suskunluklara, kabullenişlere, milyarlarca insanı bir arada tutmak, yönetmek, düzeni korumak kolay değil elbette.
Odasına gitti, üstünü değiştirdi, acıkmıştı. Mutfağa gidip tabağına annesinin pişirdiği yemekten koydu, biraz ekmek aldı, tekrar odasına döndü. Sıkıntılı olduğunda belki yüzüncü kez okuduğu çocuk kitabına sığınırdı, Heidi'ye. eline aldığında, ilk sayfayı çevirdiğinde ayağını Alplere basmış olurdu. Muhteşem dağların ardından kaybolan güneşin ona gülümseyişini, kanatlarını hiç oynatmadan gururla süzülen kartalın süzülüşünü hemen görürdü.
-Kızım hadi bakkala gitmen lazım,
Annesinin sesi yakaladığı huzurun ortasına kocaman bir delik açmıştı. Hep aynı şeyi yapıyordu, okuldan geldiği an söylese içeri girmeden kolay olacaktı. Ama kızının geldiğinde sıkıntılı olduğunu anlamıyordu, ya da umursamıyordu. Sesini çıkarmadı, cevap vermezse bakkala gitmekten kurtulurdu belki. Aslında bunun mümkün olmayacağını biliyordu, sürekli sesleniyordu annesi,
-Hadi kızım, hadi kızım.
Bir şeyin kibarca söylenmesi kötü olduğu gerçeğini değiştirmez yalnızca onu olduğu gibi görmenizi geciktirir bana göre.
Birkaç sayfa okusa Heidi'nin Peter le dağlarda keçilerini otlatmasını, yeşilliklerde çıplak ayakla koşturmasını, dağ göllerinin kıyısına oturup seyretmesini hayal etse, azıcık ferahlayabilse iyi olacaktı. İstemeye istemeye kalktı yerinden, salona gidip annesinin uzattığı parayı alıp, mantosunu giydi, dışarı çıktı.
Sevdiği kitapların konularını aklından geçirmesi yetmiyordu kendinden uzaklaşmak için, sessizlikte, yapayalnız uzun süre okuması gerekiyordu, gerçek dünyayla bağları kopmalıydı bir süre.
Akşam olmuştu, babasının gelmesine az kalmıştı. Çok merak ediyordu müdür babasıyla konuşmuş muydu yakın arkadaşı idi çünkü. Çok sert biriydi babası, öyle kimseye söz hakkı filan vermezdi. Olayın ne olduğunu bilse gene de iyi kötü açıklama yapmaya çalışırdı, onu da bilmiyordu.
Korkuyordu korkmasına ama öyle ruhsuz bir evde büyümüştü ki, tüm duyguların yalnızca taklit edildiği yalanların ustaca kıyı köşe yıllarca saklandiğı, iyi bir aile karalamasını o kadar çok yaşamıştı ki ne olacağını biliyordu. Sofraya oturduktan bir süre sonra babası annesine,
-Şu geçen akşam oturmaya gittiğimiz bankacılar vardı ya onların kızı bir çocukla kaçmış dün, okul ayağa kalktı, dedi.
Çok şaşırmıştı, bu locada görüştüğü kızdı, demek o karışıklık bu nedenle idi. İyi de kendisi ile ne ilgisi vardı ki, hiç anlayamamıştı. Babası ona bir şey dememişti müdür bir şey söylememişti demek. Peki kendisini niye azarlamıştı. İşte yine saçma sapan, çözemediği bir durumun ortasında kalmıştı. Bir yer olsaydı, o yerde bir ulu kişi böyle, düğümlendiğinde yüreği yanına gidip her şeyi anlatabileceği, ya da anlatmadan sessizce paylaşabileceği. Bir yer olsaydı ailesini seçebileceği, ne zaman kurtulabilirim diye düşünmeyeceği bir ev olsaydı. Bir yer olsaydı her zaman daha iyisini düşlediği, sevgisizlik dehlizlerinde kaybolmadığı, kitapların sayfalarında her defasında kaybolmak istemediği, bir yer olsaydı.
ZERRİN TİMUROĞLU
2017 İSTANBUL
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder