10 Mart 2021 Çarşamba

Aç Kapıyı

        Hep büyük olaylar, heyecanlı entrikalar, kavgalar, mücadeleler, sayfalar dolusu yazılmış aşklar, aklımızda kalır mı hepsi, yoksa anlar mıdır ürperten içimizi?

        Okuduğumuz kalın kitaplardan, bir an karşılaşan, birbirini kalabalıkların içinde farkeden, aklına bir anda takılan, aslında o bir anda belkide farkında olmadan dikenli tellerle çevrilen sevdalar kalmaz mı aklımızda. Sayfalar dolusu yazılmış bir kitapta yıllarca, kemerli bir yapının ardında fısıltıyla kaybolan bir kahraman yakmaz mı içimizi. Şamdanları çalan bir kürek mahkumunun ayak bileklerindeki zincirlerin sesi kesmez mi nefesimizi. Atının üzerinde hiç düşmeyecek, hiç vurulmayacak, hiç yenilmeyecek gibi duranın kalbinden vurulduğu an değil midir aklımızdan çıkmayan. Bir aynada ikizini yaşatan iyiyi, kötüyü karıştırdığını, kendini o aynada bitirdiğini öğrendiğimiz tüyler ürpertici an değil midir roman kahramanından yıllarca aklımızda kalan.


        Kapının koluna uzandı eli, açmalı mıydı, o kadar merak ediyordu ki ardındakini. Açtı, eşikte durdu, güneşli bir günü yaşayan, yemyeşil çimenlerle kaplı bir bahçeden gelen çiçek kokularını içine çekti. Oldukça büyük bir bahçeydi. Etrafı beyaz boyalı tahta çitlerle çevrilmişti. Sağ tarafta biraz ilerde beyaz boyalı iki katlı bir ev vardı. Sol tarafta küçük bir koru görünüyordu. Adımını attı, eşikten geçti, kendini bahçede buluverdi. Güneş öyle sıcaktı, öyle güzel ısıtıyordu ki kemiklerini, başını arkaya attı, gözlerini yumdu yüzü güneşle şenlendi, güzeldi. Evin içinden sesler geliyordu, bu güzel manzaraya, huzura yakışmayan sesler. Kavga ediyordu birileri, kadın, erkek ,çocuk sesleri birbirine karışıyordu. Yavaş yavaş eve yaklaşmaya başladı. Evin verandasına birkaç basamakla çıkılıyordu, verandaya bakan kapının iki yanında geniş iki pencere vardı. Perdeleri yar açıktı. Pencerelerden birine yaklaştı, içerisi güzel döşenmiş geniş bir salondu. Baktığı pencerenin tam karşısında geniş bir beyaz kanepede iki küçük çocuk birbirlerine sokulmuş, ağlıyorlardı. Salonun ortasında orta boylarda, sarışın, uzun saçlı bir kadın karşısında, uzun boylu esmer bir adamla tartışıyordu. Daha doğrusu avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Adamın da ondan aşağı kalır yanı yoktu. Konu kıskançlıktı galiba. Kadın adama neden o kadınla gezdiğini soruyordu, kimse o kadın. İkisi de çocuklara bakmıyorlardı. Güzel bir evde, güzel bir bahçede iki güzel çocuk yalnız bile değillerdi, yalnız bile. Kendi dertlerine dalmış, sevmeyi sevilmeyi eskitmiş anne babalarının bağırtılarında boğuluyorlar, geleceklerine kuşku, korku, mutsuzluk, güvensizlik boca ediyorlardı. Susacaklar mıydı anne, baba. Kim bilir kaç kez, kaç kere ağlamıştı bu çocuklar onlara bakıp. Umutlarında kaç lamba sönmüştü haykırışlarla, o anlarda nasıl alınmıştı mutlu gelecekleri ellerinden bilinmez.


        Daha fazla bakmak istemedi. Bahçeye döndü sessiz adımlarla. Özensiz bir bakışla göz attı bahçeye, geldiği kapıdan geçti, kapattı ardından kapıyı. Bir andı tanık olduğu, ne çok şey anlatmıştı.


        Bir başka kapının önünde buldu kendini hemen. Gidemedi, illaki açmalıydı. Elini uzattı, kolu çevirdi. 

        

        Bulutlu, hafif yağmurlu bir hava vardı kapının ardında. Alaca karanlık çökmüştü etrafa. Görüş mesafesi çok değildi. Kapıya çok uzak olmayan bir evden puslu bir aydınlık ulaşıyordu gözlerinize. Tereddüt etti, kapıdan girmek istemedi önce. Ama buna karar verecek durumda değildi sanki, içeri adımını atmış, ışığa doğru yürümeye başlamıştı bile. Evin önüne geldiğinde sessizlik şaşırttı onu. Küçük, bakımsız bir evdi. Perdeleri sıkı sıkı kapanmıştı, içeriyi görmesi mümkün değildi.Perdeye içerden yansıyan gölgelerden en az iki kişinin evde olduğu anlaşılıyordu. Ne yapacağım ki diye düşündü içeriyi göremiyorum, hava puslu dışarda da kalmak istemiyorum. Ne özelliği var ki bu kapının, niye bir seçenek olmuş ki diye düşündü. Belli ki yoksul insanlar, kederleri havayla tam bir uyum içinde, kayda değer ne anları olabilir ki. Tam dönecekken evin kapısının açıldığını gördü. Hemen saklandı bir duvarın ardına. Genç, yapılı, üzerinde eski bir kaban, başında kasketiyle genç görünen bir adam çıktı dışarı.Çekindiği bir şeyler var gibiydi. Korkuyla bakındı çevreye. Kapıyı kapatmamıştı, eliyle içerdekine gel işareti yaptı. Durmadan etrafı kolaçan ediyordu. Evin ışığı söndü, adamın kapıya uzanan elini bir el tuttu. Başında kırmızı beresi, beresinin altından dışarı fırlamış siyah saçlarıyla, siyah, kısa montlu, pantolonlu, genç bir kız çıktı dışarıya. Aynı korku, aynı heyecanlı bakışlar vardı onda da. Çıktıkları kapıyı sessizce kapattılar arkalarından. Bulutlar bir an dağıldı, bir an daha bir aydınlık oldu etraf. Sanki bütün camlar kırıldı, sanki ağaçlarda tek bir kuş kalmadı, sanki utançtan kahroldu bulutlar, sanki sanki, bir an evin önüne yığılıp kaldılar adamla, kadın. 


        Koşarak geri döndüm, koşar adım içeri girip kapattım, kitledim ardımdan kapıyı. Merak etmedim niyesini, nasılını, fark eder miydi, haklı kılabilir miydi hayatların bitirilişini herhangi bir açıklama. Ne özrü ne affı olurdu böyle bir şeyin.


        Artık tek bir kapı kalmıştı ardına bakmadığı. Yaklaştı, çekinerek açtı. Açar açmaz Carmen'in eşsiz notları kucaklayıp, aldı onu içeriye. Muhteşem bir yapıda, muhteşem bir gösterinin kalbine bağdaş kurup oturdu en sevdiği ile. Bitmesin isterdi o an, hiç bitmesin. En sevdiği, en kıymetlisi ve Carmen, o an bir ömürdü belki de. Bu kapıdan ayrılmak istemedi .


        Kavak ağaçları en sevdiklerim. Sesleri uçan halı misali kaldırır beni, götürür istediğim her yere. Korkmam, kıvrılır yatarım üstünde. Altımda dağlar, ovalar geçip dururlar, hiç yorulmam. Nasıl sarıp sarmalarlar yapraklarıyla sizi, soru sormazlar, merak etmezler, üzmezler. Kapatın gözlerinizi işlerini kolaylaştırın kavakların, konuşmayın, insan sesinizle huzuru bozmayın.



  ZERRİN TİMUROĞLU


   2019   İSTANBUL


      


        


    


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...