3 Mayıs 2021 Pazartesi

Çığlık

        Sırtlarını çıktıkları tepenin aşağılarına hakim tarafında, büyükçe bir kayaya dayadılar. Güneşten ısınmıştı kaya, terlemiş sonrada rüzgardan ürpermiş bedenlerini sıcaklığı ile mutlu etmişti. Çantalarından mataralarını çıkardılar, susamışlardı, kana kana içtiler.


        Bir süre hiç konuşmadılar, aşağıda görülen manzara gerçek miydi, kavramaya çalıştılar. Sonuçta bir resim de olabilirdi, dokunamıyorlardı, ayak basamıyorlardı ve o resmin içinden hiçbir şeyle iletişim kuramıyorlardı. Bir çerçevede hapsedilmiş, sonsuz gibi görünen yeşillikleri mavisiyle sulayan gökyüzüne, bir sergide şaşkınlıkla bakıyorlardı. Belki biraz kibirle, üstten, her şeyi avuçlarına alabilirlermiş, her şeye sözlerini dinletebilirlermiş gibi. Sahip olma duygusuyla, gördüklerinden daha güçlü olduklarını göstermek çabasıyla yani insanca.


    yiki çıktık bu geziye dedi genç adam.


        Otuzlu yaşlarda, zayıf, kumral, orta boylardaydı. Yüz hatları keskin çizgilere sahipti. Burnu dudaklarına doğru düz inen, çenesi düz bir tabandan, iki yana doğru yükselen iki çizgiyle, ters dönmüş bir yamuk gibi ifadesini netleştiren, sertleştiren yapıdaydı. Teni açık sayılırdı.


        Yanında oturan kız arkadaşı sarışın, düz, uzun saçlarıyla, ince yüz hatları, yeşil gözleri, kısa boyu, zayıflığı ile sıradan değildi. Açık teni pürüzsüzdü, burnu küçük ve biçimliydi.


    -Evet çok iyi yaptık dedi kız, arkadaşına. İlk önce biraz korkmuştum doğrusu. Tek başımıza bu ıssız yerler güvenli gelmedi bana. Başımıza bir şey gelse yardım isteyeceğimiz bir yer, birileri yok. Bazı yerlerde telefon da çekmiyor. Ürktüm doğrusu. Ama şu ana kadar korkacak bir şey olmadı şükür. Biraz dinlenip çadırı kuralım da hava kararmadan ateş yakıp sıcak bir çay içelim, olur mu.


    -Olur, dedi genç adam. On dakika ver bana, soluklanayım, hepsini hallederiz.


    -Tamam dedi kız..


        Sustular, güneşin elini ayağını yavaş yavaş çekip, karanlığa terk ettiği tepelerde oturdular.

Bir saat içinde çadırlarını kurmuş, ateşlerini yakmış, çaylarını demlemiş, sandviçlerini yiyorlardı.


    -Geceleri mi, gündüzleri mi daha ürkütücü karar veremedim dedi kız.

    -Neden öyle dedin, bizi korkutan birşey olmadı hatta bir yaban hayvanı bile görmedik, sesini duymadık.


        Sıcak fincanındaki çaydan bir yudum içen kız, gökyüzünü tıka basa doldurmuş yıldızlara baktı. Rüzgar usul usul esiyordu, çadırın açık girişinde kumaş ona dansıyla eşlik ediyordu.


    -Ben hayvanlardan değil, insanlardan korkuyorum dedi kız. Her ne kötülük varsa insan icadı, öyle değil mi.
    -O kadar da değil dedi arkadaşı. Doğal felaketler var. Şimdi sen doğanın gidişatına müdahale edip buna biz sebep oluyoruz diyeceksin, ancak öyle değil. İnsanlar dengeleri bozmadan önce de afetler vardı.


        Sustular. Etrafı dinlediler. İkisi de tıp fakültesinde öğrenciydi. Zekaları genelin epeyce üstündeydi tabi. Mezun olmalarına iki yıl vardı. Karşılaştıklarında fark etmişlerdi, merak etmişlerdi birbirlerini. Zamanla ilerlemişti arkadaşlıkları, sevdayı aralarında tanımlamışlardı, bir kararları var gibiydi geleceğe dair.


        Kız montunun üstüne sardığı battaniyeye iyice sarıldı, ateş sönmek üzereydi, çayları da bitmişti. Az sonra yatacaklardı.


    -Her insan bir kitabın kahramanı, yani kader belki de bu. Her durumu belli bir oyunu tamamlama çabasındayız, olabilir mi, sen ne dersin diye sordu kız.


        Sıcaklığını esirgeyen odun parçalarına dalmıştı adam, elindeki fincanı iki eliyle sarmış, montunun boğazına dek çektiği yakasına gömmüştü çenesini. Bir süre bir şey demedi, düşünüyordu.


    -Böyle dersek değişmezliği kabul etmiş oluruz, mantıklı değil, aklımız var.


    -Yo hayır dedi kız heyecanla, her şey yazılıp, çizildikten sonra, bütün müdahaleler yapıldıktan sonra, söz hakları kullanıldıktan sonra, bitmiş, tamamlanmış kitaplar, benim söz ettiğim dedi kız.


    -Bu konuyu uzun uzun konuşalım, bir iki cümleyle bitirmeyelim dedi genç adam. Hadi yatalım artık, erken kalkmalıyız.

    -Olur dedi kız. Yakılan kitaplarda, o kitabın içindeki her hayat yok ediliyor, her canlı katlediliyor bence, her yaşanmışlığa müdahale var.Alevlerin insafsızca yuttuğu sayfalarda roman kahramanlarının çığlıkları var.


        Ateşin çevresini taşlarla çevirmişlerdi, çevrede orman da yoktu, sönmek üzereydi bu yüzden öylece bıraktılar.


        Kız üstündeki battaniyeyi eline aldı, ayağa kalktı, son bir kez sonsuz uzayda, delice yalnızlıklarda dönüp duran yıldızlara baktı. Kendilerine yüklenilen anlamlardan sıkılabilirlerdi akılları olsaydı diye düşündü. Çadıra girmeden arkadaşına,


        -Çığlıklar hiç kaybolmazlar, asılı kalırlar havada biliyor musun dedi. Bu yüzden hiçbir insan tam anlamıyla huzur bulamaz. Milyarlarca yıl acılar kulaklarımızda çınlar, duymadığımızı sanırız öyle değildir. Rüzgar savurur titreşimleri, katar önüne bildiği gibi, yok edemez. Gittikleri her yerde yakılan kitapların, kıvrılan sayfalarında hala var olmaya çalışan satırların yokoluşlarının hüznü gibi asılı kalırlar.


    -Üzerine düşünmüşsün dedi genç adam.

    -Evet, fizik dersinde öğrenmiştik ses titreşimlerinin kaybolmadığını.

    -İyi geceler,

    -İyi geceler.


        Güneş tepelerle kavuştuğunda o tepede ısıtacak kimse yoktu, çadır yoktu, çanta yoktu, daire şeklinde dizilmiş taşlar vardı. Rüzgar geçip giderken ordan, geriye döndü önüne savurup götüreceği bir kısmı yanmış yazılı sayfaları farketmişti, daldı aralarına kattı önüne bir anda temizlendi ortalık sanki hiç var olmamış, sanki hiç yazılmamış gibi. Terk edilen tepeler çığlık çığlığa kaldı sanki duyulmayacakmış gibi.


ZERRİN TİMUROĞLU


2021


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...