28 Temmuz 2021 Çarşamba

Yara Bandı

        Babam Ankara'da çok köklü ve çok iyi bir lisenin müdürü idi. Yeni atanmıştı. Ben Hacettepe Üniversitesi Fizik Mühendisliğinde okuyorum. Ailemiz parçalanmış, ablam hem Kimya Mühendisliği okuyor hem beni okutuyor, gözümüzün nuru, kıymetlimiz abim yurt dışında, yüreğimiz onun yanında.

        Üniversiteler iki gün açıksa üç gün kapalı. Babamla aram iyi değil, olayların tam ortasında doğru değerlendiremiyorsunuz bazen olayları. Bir suçlu arıyorsunuz ve buluyorsunuz. Oysaki bir ev yıkılmışsa binayı yapan, planı çizen, harcı karıştıran, malzemeyi yapan, satan hepsi sorumludur. İnsan olarak her zaman özendiğim, koşullar ne olursa olsun, duygularına yenilmeden, soğukkanlılıkla karar alabilmektir. İlerleyen yaşlarımda bunu başarabildim ancak gençken bu çok da yapabildiğim bir şey değildi.


        Ülkenin genel karışıklığı babamın okulu yönetebilmesini de zorlaştırıyordu, tehlikeli hale getiriyordu, duyuyordum. Her şey o kadar zor ve karmaşıktı ki her güne sırtımda binlerce ton taşıyarak kalkıyordum. İş bulabildiğim zamanlar ablamın yükünü hafifletmek için çalışıyordum, ara ara oluyordu bu. Çünkü fizik gerçekten çok zordu ve çoğu zaman kampüse yemek alacak param olmadan gidip geliyordum, sadece yol parası ile.


        Bir gün babamdan haber aldım, okula bir süre korumayla gitmem gerekiyormuş, en azından servise binene kadar. Kampüs şehrin epeyce dışındaydı. Böylece bir şöför ve bir koruma ile gidip gelmeye başladım okula. Servisten iner inmez karşılıyorlardı beni, hemen arabaya biniyordum, eve getiriyorlardı. 


        Hani iki gözümüz, iki kulağımız, bir yüreğimiz, iki kolumuz, iki bacağımız var, biliyoruz. Hayat bazen hiç aldırmıyor buna değil mi. Öyle  şeyler yaşatır ki  bin yüreğiniz olsa çatlar bin gözünüzün pınarları kurur, kollarınız kopar, bacaklarınız tutmaz olur, yıkılırsınız işte. Yıkılmayı o günlerde böyle tanımıyordum. Bilmiyordum gökte uçan kartalın vurulacağını, bilmiyordum ardından ağıt yakanların yok olacağını, bilmiyordum dünyanın değişip, dönüşeceğini bir anda küçücük bir çelik parçasıyla, bilmiyordum. 


        Ben bu serüveni yaşarken, bir gün yine arkadaşlarla servisten indim, gözüm hemen korumayı aradı, göremedim. Daha önce söylemişlerdi bana, gecikme olursa sakın bekleme demişlerdi. Ben de hemen arkadaşlarıma yetiştim, beraber yürümeye başladık. Bir sürü servis aynı zamanda geldiği için çok kalabalıktı cadde.


        Arkadaşlarla konuşurken yanımda sürekli benimle yürüyen ve bana bir şeyler söyleyen birini fark ettim. Kafamı çevirdim ondan yana, kumral, genç, orta boylarda, yapılı, hafif sakallı biriydi. İlk önce bir şey soruyor sandım, ne dediniz dedim. Ancak o elindeki bir şeyi ısrarla bana uzatıyordu ve yanımdan ayrılmıyordu. Birden irkildim, ilk kez uzun zamandan beri korumalar yoktu, ve tanımadığım biri saçma bir şekilde yanımdaydı. Durumu bilen bir arkadaşım da şaşkın beni dürtüyordu. Israrla vermeye çalıştığı şeye baktım, alsam kurtulurum, gider belki diye düşündüm. Bir kutu yara bandıydı, saçmaydı. Almadım, yanımda yürümeye, ısrarla o kutuyu vermeye çalıştı. Ve bir anda yok oldu. Otobüs durağına geldiğimizde, şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemez haldeyim.


        Arkadaşımla bir süre konuştuk bu durum üzerine. Bir anlamı var mıydı, yani benim korunmamla ilgili bir şey miydi yoksa tamamen saçma birinin saçma davranışı mıydı.


        Unutmaya karar verdim daha sonra, kimseye söz etmedim, içimde, çok derin bir kavanozun dibinde kalmış çay taneleri gibi kaybolmadan kaldı bu anı. Keşke tek o kalsaydı, keşke yıkanmasaydı o kavanoz, çok uzaklarda bir nefes hiç tükenmeseydi.


        Geçmişte kaldı, hayatı dipsiz kuyularda söndürmemeli, unutmamalı hem anıları hem yaşamın hakkını vermeyi, her zaman, unutmamalı.


ZERRİN TİMUROĞLU

2021


  


   



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...