6 Ağustos 2021 Cuma

Pınarım

        Çocuk yanım yok oldu. Yaşlanmış biri olarak bunu söylemek saçma görünecektir çoğu insana, hele gençlere, hele çocuklara. Ancak bu her insanın mutlak yaşayacağı bir durum değildir. Bir gölün en dibinde göle su veren bir pınar gibi düşünün çocukluğu, her daim görünmez, derinlerde kaybolmuştur. Ancak serin, şaşırtıcı merakıyla, hayatın başlangıcını tutan direnciyle besler hayatı.

        Denizi gören bir yerde, sakin, kalabalık olmayan, oturmuş denizi seyrediyordu. Hafif dalgalıydı deniz bugün, içinde ne kavgalar oluyordu o anda, hiç belli etmiyordu. Sabırlı görünüyordu. Etrafta simit satanlar, haşlanmış mısır satanlar vardı, kendileri değil ama sattıklarının kokuları bağırıyordu canhıraş.


        Niye sesleri çıkmıyordu ki, gölün dibindeki pınarın artık akmadığından haberleri var mıydı, gölün can damarının kuruduğunu fark etmiş olamazlardı henüz. Yıllar geçmeliydi, ufak belirtilerle tedirgin etmeliydi önce pınar yokluğunu. Örneğin gökyüzünün mavisini hiçbir zaman içmemeliydi artık, aşağıdan yukarıya habire kirli yeşil bir renk karmaşası yaymalıydı.


        Kendi gölünün derdinde, karşısındaki denizden kova kova su taşıyordu gölüne. Maviyi akıtmak istiyordu, çocuk yanını mutlu etmek istiyordu.


        Oturduğu yerin arka tarafındaki çimenlikte, bir ağacın altına oturmuş genç bir kız ve genç erkek konuşuyorlardı. Onları duymak, konuştuklarını düşünmek istemiyordu ama yüksek sesle konuştukları için  mümkün olmuyordu bu. O, gölünün mavisinin peşindeydi gençler kurmaya çalıştıkları yuvanın. Yuva biraz iddialı bir tanım olacaktı bu gençler için, dinlediği kadarıyla, yan yana durmayı, imza atmayı, yüzük takmayı, onaylanmayı yanlış biliyorlardı.


        Duygularından konuşmuyorlardı mesela, evlenip aynı evi paylaştıklarında ne hissedeceklerini konuşmuyorlardı, kendilerine tamamen yabancı insanlarla bir anda çok yakın akraba olmanın zorluklarını, huylarını konuşmuyorlardı.

  

        Genç kız, daha çok alınması gereken eşyalardan takılardan, perdelerden filan konuşuyordu. Genç çocuk ise evlendikten sonra kendi ailesi ile nasıl bir ilişki içinde olması gerektiğini, mutlak saygıyı, itaati anlatıyordu kıza.


        Hafif bir rüzgar çıktı, deniz hafif hafif dalgalanmaya başladı. Arkadaki konuşmaları dinlerken gölünün dibindeki yokoluşu unutmuştu. Unuttuklarımızdan kurtulamayız onlar kendilerini hatırlatırlar zaman zaman. Rüzgar saçlarını arkaya doğru iteledi, en sevdiği çocuk kitaplarını, daha birkaç yıl öncesine kadar belki onuncu kez heyecanla okuduğu, bu yaşına kadar vazgeçemediği o kitapları artık okuyamıyordu ve bildiği bir nedeni yoktu bunun.


        Sanırım elimde puzzle parçası kalmadı heyecanla yerini aradığım. Çevremde duvarsız yüzey kalmadı, ötesini göremiyorum. Her günü aynı duyarsızlıkla ve kötülükle bitiren insanlara hangi göl dayanabilir ki.


        Arkadaki konuşmalar kesilmişti, gittiler diye düşündüm. Sorun yaratmamış, var olan sorunları sollamış, kendilerince sıkı sıkıya uydukları kurallar çerçevesinde susmuşta olabilirlerdi. Kalkmak istemiyordu, rüzgar kuvvetlenmişti, kıyıya vuran dalgalar daha bir beyaz olup kayboluyorlardı. Arkasındaki çimenlikte hiç kimse kalmamıştı, oysaki kendisi kulaklarına dalgaların şarkısını dolduruyordu, en sevdiğini, gözlerindeki griyi oyalıyordu şimdilik... Yağmur yağabilirdi birazdan.


        Kıyının az uzağında, camekanlı çay bahçesinde oturanlar vardı. Duymuyordu seslerini yapacakları yemekleri, bitmeyen dertlerini, dinleyemiyordu, alacaklarını, vereceklerini bilmiyordu. Garsonlar ellerinde tepsiler dolaşıyordu, huzur saçıyorlardı etrafa, normali sağlayan onlardı, bütün korkuların üstüne, bütün yalnızlıkların üstüne döküyorlardı çayı, kahveyi.


        Denizin mavisi de artık imkansızdı, kendi pınarı kurumuştu. Ayağa kalktı, yürüdü, kimse fark etmedi, kayboldu, gölün dibinde bir pınar kurumuştu, bulmaya gitti. 


        Sıradan bir gündü, sıradanlığın tanımı neydi ki. Her gün olan mı, olduğunda şaşılmayan mı, bildiğimiz kadar olan mı, daha gerçekleşmemiş olan mı. Neydi sıradan aynı şeyleri hep aynı şekilde yapmak mı.

  

    ZERRİN TİMUROĞLU

     2021


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...