Bitmeyecek Öykü, Michael Ende’nin romanıdır. Mutlaka okunması gereken kitaplardan biridir özellikle çocukların. Oğluma da bir çok kez çocukluğundan bu yana söz etmeme rağmen bir türlü gerçekleştiremediğimiz bir şey olmuştur. Nedenleri çok kitap okumamız, sırasının bir türlü ona gelememesi ve oğlumun tam büyüme çağında Harry Potter serisinin yayınlanmaya başlaması. Yedi kitabı okurken, heyecanla kitapların yayınlanmasını beklerken başka bir fantastik kahramanlarla dolu bir kitaba ilgisini çekemedim oğlumun doğal olarak ki Yüzüklerin Efendisi de ayrıca o yıllarda başladı.
Bitmeyecek Öykü benim gibi yaşıyla okuduğu kitaplar arasında bağlantıyı koparmış insanların da çok sevdiği deli gibi okuduğu bir roman olmuştur. Bunu kitap hakkında çıkan yazılardan biliyorum.
Fantastik romanların çocuk kahramanları genelinde, anne, babasını kaybetmiş ya da annesini kaybetmiş ve babası tarafından yalnız bırakılmış çocuklardır. Sanırım küçük, büyük bütün okurların yüreğini ele geçiren de budur. Büyümüş olsak da geçmişe ait kırgınlıklarımızı ölene dek içimizde taşıyoruz, kurtulamıyoruz. Nerde horlanan bir çocuk anlatılıyorsa hele bir de direnen, savaşçı, başarılı, sıkı sıkıya tutunuyoruz ona ve o kahramanla kendi çocukluğumuzu kurtarıyoruz.
Bitmeyecek Öykü’nün kahramanı Bastian Balthazar Bux bir gün kitap almak için girdiği kitapçıda bir kitap çalar. Kitabı birden çok sevmiştir, hiçbir zaman, asla yapmadığı ve yapamayacağı şekilde kitabı alır kaçar. Yaptığından utanır ama annesini yıllar önce kaybetmiş olan Bastian babasından ilgi görmemektedir. Bu yüzden küçük yüreğindeki, korku, utanç ve yalnızlıkla okulunun çatı katına saklanır ve kitabı okumaya başlar.
Ben okumaya başladığımda kalın bir kitap olmasına rağmen elimden bırakmadan okumuştum. Fantastik kahraman Atreju ile Bastian’nın Fantazya ülkesini kurtarmaya çalışırken yaşadıkları, daha da önemlisi, Bastian’nın kitabı okurken aslında o kitabın içindeki bir kahraman olduğunu yavaş yavaş anlamaya başlaması, şaşkınlığı, heyecanı ve cesareti çok ama çok güzel yazılmıştı.
Fantazya ülkesinin çocuk imparatoriçesinin ölmemesi için gerçek ülkeden birinin ona yeni bir isim vermesi zorunluluğu vardır, imparatoriçe fenalaştıkça, ölüme yaklaştıkça fantazya ülkesi karanlığa gömülmektedir ve kimsenin elinden bir şey gelmemektedir.
Atreju’nun imparatoriçe tarafından Fantazya ülkesini kurtarmakla görevlendirilmesi ile, onun Bastian’ı öğrenip, bulması arasında korkunç canavarlarla yaşanılan mücadeleler vardır. Atreju’ya bir uğur ejderhası da yardım edecektir çünkü birlikte, onlara istemeden de olsa ışınlanma yeteneği kazandıran dev örümcekten birlikte kurtulmuşlardır.
Fantazya ülkesinde her görevi başardığında gerçek dünyadaki anılarını kaybetmektedir. Bu geri dönmek için tek şansı olan hayat suyunu içtiğin de kendi adını söylemesine engeldir. Babası oğlu kaybolduğundan beri perişandır. Sonunda Bastian Atreju’nun ve dostlarının sayesinde hayat suyuna kendi ismini söyler ve gerçek dünyaya döner.
İlginç olan döndüğünde kitabı kaybolmuştur. Ancak kitapçı da bütün serüveni biliyordur, ona bu öyküyü ne kadar çok anlatırsa, imparatoriçeye ne kadar çok yeni isim verirse Fantazya ülkesinin var olacağını anlatır.
Aslında bir fantastik romandır, uydurma, hayali, öyle sınıflandırılır. Oysaki nedir fantastik olan, annesini kaybetmiş, küçük bir çocuğun sığındığı kitaplar mı, karanlığa gömülen ülkelerini kurtarmak için ölümü göze alan kahramanlar mı, söylenmeyen, saklanan, adı konmayan her şeyle kaybedilen zamanlar mı, hangisi fantastik.
Yüreğimizin en derinlerinden sorsak kendimize, hiç sığınmak istemedik mi köşelere, hiç fark edilmek istemedik mi, bizi bulsunlar, önemsesinler, yalnız bizi arasınlar dilemedik mi.Fantazya ülkesine yolculuk içimize, benliğimize yaptığımız en cesur yolculuk olacaktır.
ZERRİN TİMUROĞLU
2021
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder