23 Aralık 2021 Perşembe

Köy Yolu

        Birinin hikayesine tanıklık etmek, birinin hikayesinin içinde olmak, istemeyerek de olsa garip gelir insana. Tanık olduğunuz hikaye mutlu başlayıp, mutlu bitiyorsa, bu tanıklık iyidir, ama tam tersi ise duygularınız karmakarışık olur, nasıl davranacağınızı, bilemezsiniz.

        Hava o kadar soğuktu ki, yerdeki karlara bastıkça ayakkabılarınız nerdeyse otuz santimi bulmuş karların içine batmıyordu, çıtır, çıtır ses geliyordu. Issız bir dağ yolunda, arabası bozulmuştu, epeyce arabanın içinde beklemişti biri geçer de yardım eder diye, ama hiç geçen olmamıştı. Doktordu, bir köyde zor bir doğum için çağrılmıştı, hemşire izinliydi, sağlık çalışanı adam da başka bir köye ilaç götürmek için gitmişti.


        Hava soğuktu ama gökyüzü bir yıldız kutlaması yapıyordu, sanki bir düğün vardı yükseklerde, nasıl güzel bir coşku nasıl güzel bir aydınlık, benek, benek. Yürüse, bir kilometre ötede bir köy olduğunu biliyordu. Arabanın içinde bekleyemezdi benzin bitmek üzereydi, donardı. O kadar yolu yürürken de donabilirdi belki ama denemeye değerdi. Kurtlardan çok korkuyordu. Uzaktan ulumalarını duyuyordu.


        Telefonun çekmediği bir yere yalnız geldiği için kendine kızıyordu. Tamam hayat değerliydi ama kendi hayatı da öyleydi. Kalın mantosunun yakasını kaldırdı, beresini gözlerine kadar indirdi, eldivenli eliyle çantasını omzuna astı, araba yolunda yürümeye başladı. Gündüz tuzlama yapılmıştı belli ama yeni kar yağınca biraz dolmuştu yol, yine de yürünebiliyordu.


        Uzaktan kurtların ulumaları, çıtırtılar sanki etrafta birileri yürüyormuş gibi, rüzgarın getirdiği sesler, korkarak ilerliyordu. İki yıldır buradaydı, ilk kez bu kadar zor bir duruma düşmüştü.


        Hayatında kendini bu kadar yalnız, dünyayı bu kadar sonsuz hissetmemişti ve insan görmeyi hiç bu kadar istememişti. Belki yıldızlardan ona seslenenler oluyordu, dillerini anlamıyordu ki. Şarkı söylemeyi düşündü bir ara, kendi sesinden ürktü. Ne kadar sessiz olursa o kadar dikkat çekmez, yabani hayvanların saldırısına uğramazdı. Bir keresinde bir köy muhtarının, hayvanlara saldıran bir ayıdan söz ettiğini hatırlamıştı.


        Köye yaklaşırsa, başarırsa bunu, köyün köpeklerinden de çok korkuyordu, neredeyse kısa boylu bir insan boyunda ve saldırgandılar. Haklıydılar tabi sürüleri ayılardan, kurtlardan koruyorlardı.


        Bir ara ayağı takıldı bir şeye, nerdeyse düşüyordu, eğilip baktı karanlıkta, görmeye çalıştı. Gülümsedi kendi kendine sonra, o kadar karın içinden, başını cesur bir şekilde uzatmış bir küçük fidecikti. Nasıl yol bulmuştu nasıl dayanmıştı bu soğuğa nasıl canlı kalmıştı bilinmez. Tanımıyordu bitkileri o kadar, o yüzden bilemedi adını.


        Rüzgarın sesi korkutmaya çalışır gibiydi kendisini, niye ki, rüzgarla bir alıp veremediği olmamıştı hiç. Genelde severdi rüzgarı, fırtına olmadığı zamanlarda elbette. Köyü yanlış mı hatırlıyordu acaba , en azından köpeklerin sesini uzaktan duymayı umuyordu. Dünyanın ortasında, bir garip doktor olarak, aslında çok da iyi bilmediği bir coğrafyada yapayalnız yürüyordu. Kar çizmelerinin altında çıtır, çıtır yine ona arkadaş olmaya çalışıyordu ama gitgide soğuk bedenini yavaşlatır olmuştu.


        Şu anda bir bardak sıcak çay için neler vermezdi. Morali git gide bozuluyordu, kaybolduğu duygusu içinde deli gibi koşan atlara dönüşmüştü. Önlerine geçse, birini tutsa dizginlerinden diğerleri yavaşlardı belki ama yapamıyordu, kendini sakinleştiremiyordu. Barajın önündeki duvar yıkıldı yıkılacaktı, korkudan nefes alamıyordu.


        Yolun elli metre ilerisinden başlayan ormandan garip sesler geliyordu arada, kurt mu, ayı mı ayırt edemiyordu. İnatla yürümeye devam ediyordu.Arada mantosunun cebinden telefonunu çıkarıp çekip çekmediğine bakıyordu. Birden bir ses duydu, durdu, dinledi, yanlış duymuş olabilir miydi, bir bebek ağlaması duymuştu. Nasıl olurdu, bu dağ başında, etrafta hiç ev yok, kimse yok. Merakla ve umutla bakındı dört bir tarafına, yine dinledi etrafı, gerçekten durduğu yerin beş metre sağında, karların arasından bir bebek ağlaması geliyordu. Telaşla koştu, kalın bir kundağa sarılmış bebeği aldı karların içinden, sarıldı, ısıtmaya çalıştı, yüzüne, yüzüne üfledi nefesini.


        Kim bu kadar acımasız olabilirdi, bir bebeği bu havada, böyle bir yerde kim yalnız bırakıp kaçmıştı, aklı almıyordu. Çantasında bir küçük süt olduğunu hatırladı, sekiz aylık kadar vardı bebek, belki pipetle azıcık süt içirebilirdi. Oturdu karların üstüne, çantasından çıkardı sütü, pipeti taktı, bebek yapıştı pipete hemen belli ki çok acıkmıştı.


        Beyaz tenli, yeşil gözlü bir kızdı bebek. Başını usul, usul okşarken, sen ne kadar da bana benziyorsun güzel bebek dedi. Seni hangi canavar bıraktı kaçtı burda. İyi ki hayvanlardan önce ben buldum seni. Bebek sütü içerken başını kaldırıp sonsuz yıldızlara baktı. Sessizlik rüzgarın saldırısındaydı yalnızca, hayvanlar da susmuşlardı belki de uyumuşlardı. Soğuk daireler çizerek sarıyordu onları, zincirlere vuruyordu gitgide. Bebek az sonra kollarında uyumaya başladı, belli çok yorulmuştu ağlamaktan. Sıcağı, sütü bulunca uyumuştu.


        Güneş bembeyaz olmuş dağların, köylerin, evlerin, ağaçların, yolların  üzerine sıcaklığını kova, kova boşaltmaya başladığın da, köy yollarının birinde bir araba erken saatlerde, hızla yol alıyordu. Bir telaşları vardı sanki, çok erkendi saat. Gerçi köyde hayat hep erken başlardı ama bu araba köylülerden birine ait gibi değildi.


        Araba aniden durdu, şoför ve yanındaki indiler arabadan, yolun sağına doğru koştular telaşla, ne görmüşlerdi acaba. Gökyüzünde bir şahin uçuyordu, iki kişinin koştuğu yere dikmişti gözlerini. Dönüp duruyordu, dönüp duruyordu. Sanki gözünden iki damla yaş akmıştı yerdeki karın üstüne düşmeyen. 


        Yerde karların üstünde, ayaklarını karnına çekmiş, başını omzuna indirmiş, ellerini sanki küçük bir şeyi tutuyormuş gibi dirseklerinden bükmüş, gözleri kapalı, yüzünde şefkatli bir gülümsemeyle yatan doktora kederle bakıyorlardı arabadan inenler.


        Şahinler çığlık atar mıydı, kim bilir, her canlının içinde gizli yerlerde duran çığlıkları vardır belki, bağıra, bağıra ağlayacakları nedenleri vardır belki, kim bilir.




 ZERRİN TİMUROĞLU

2021




                                                                                                                                                                                                                                   


   


.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...