5 Ocak 2022 Çarşamba

Gemilerin Arkasından

        Patikada yürüyordu, sağında, solunda neredeyse beline varan buğday başakları, esintiyle yeşil bir deniz dalgası yaratıyorlardı. Dağlar, dağlar, uçurumlar, yeşil tarlaları sınırlandıran çam ormanları.


        Durdu, köye giden daracık yolun bu noktasından, çok uzaktaki dağların birinde, en yüksek olanın, en tepesinde bir heykel vardı. Net göremiyordu burdan ama hikayesini dinlemişti, biliyordu.


        Bir prenses kendisiyle evlenmek isteyen bir kraldan kaçmaya çalışırken, o dağlardaki mağaralarda saklanmış bir süre. Mağaralarda yaşayan bir cüce yardım etmiş prensese. Sihirler biliyormuş kralın askerleri gelince dağlara, prensesi görünmez yapan.


        Küçük, turuncu renkte, gözleri kapkara, elleri, ayakları vücuduna göre büyük, kıvırcık siyah saçları ile tuhaf bir yaratıkmış. Konuşmuş prensesle ilk karşılaştığında. Prenses bir şey demeden anlamış derdini, dağdaki derin mağaraya sokmuş onu, kurtarmış ardındakilerden.


        Yemek vermiş, dertleşmiş prensesle. Galiba bu cüce doğadaki her canlının dilini biliyormuş, kuşların, örümceklerin, yılanların hatta, belki de ağaçların.


        Prenses güzelmiş bir o kadar da akıllı. Hem korkuyormuş cüceden hem çaresiz. Kendisine niye yardım ettiğini sormamış cüceye, cevabından korkuyormuş.


        Günler geçmiş, kralın askerleri bulamamışlar prensesi, bir uçurumdan düşüp, öldüğüne inanmışlar, uzak dağları terk etmişler. Gelen, giden arayan kalmayınca prenses gitmek, yoluna devam etmek istemiş. Nereye gideceğini de bilmiyormuş aslında. Ama saraya gelen, giden konuklardan, uzak ülkelere giden gemileri dinlemiş bir çok kez. Onlardan birine binip, çok uzaklara gitmekmiş niyeti.


        Bir sabah, yine bulutsuz, yine rüzgar yeşil  yaratırken düzlüklerde cüceye veda etmek istemiş. Teşekkür etmiş yaptığı bütün yardımlar için. Cüce, kapkara gözleriyle, kapkara öfkesini gizlemiş. Yüreğinde kabaran düşmanlığı, turuncu rengini kızıla çevirmiş. Bir şey dememiş. Prensesin her zaman orada kendisiyle kalacağını düşünüyormuş.


        Hava her zaman sıcak, hava her zaman soğuk hava her zaman ılık değil ki. Ne yağmur her zaman yağar ne kar. Ne keder her daim kök salar yüreklerde ne sevinç her daim bağlar bizi sevdiklerimize. 


        Cüce yalnızmış, nasıl gelmiş o dağa, nerden gelmiş, niye tek başına yaşıyormuş, soramamış prenses.


        Veda ederken, cücenin gözlerinden yüzüne çarpan, görünmez kötülükten korkmuş, çok korkmuş. Bir kaç gün ertelemiş gitmeyi, cücenin sakinleşmesini beklemiş. Ama artık ne o eski prenses ne cüce eski cüceymiş.


        Bir gün cücenin ortadan kaybolduğu bir zamanda ki arada yaptığı gibi, korka, korka yola revan olmuş prenses. Havanın kararmasına varmış daha, ağaçların ardına saklana, saklana, kayaların arkasına çömele, çömele yol alıyormuş.


        Tam dağın en ucundaki, en yüksek kayanın ardından aşağıya doğru inmeye başlayacakken, korkmuş, bir çığlık duymuş arkasında. Korkuyla dönmüş prenses, cüce az ötesinde, sanki bir alev topu gibi kıpkızıl bağırıyormuş.


        Prenses o an, kendi sarayından kaçmasının, kaderinden kaçmak olamayacağını anlamış. Bir kraldan kaçarken bir cüceye yakalandığını, kötülüğün, zalimliğin sadece görüntüsünün değiştiğini anlamış.


        Bütün dağlar, bütün uçurumlar, bütün sesler, bütün canlılar bir an öylece kalmışlar, hareketsiz.


        Prenses, en yüksek dağın, en derin uçurumun ucundaki, en yüksek kayanın tepesindeymiş. Üstünde, günlerden beri kirlenip, yer yer yırtılmış elbisesi, beline uzanan, gür, dalgalı, sarı saçları, ince bedeniyle, yüzünde şaşkınlık, gözlerinde kadere teslim bakışıyla duruyormuş.


        Cüce birden elini kaldırmış, prensese doğru bir çarpı işareti yapmış, arkasını dönüp, kaybolmuş.


        O günden sonra o dağ, prenses dağı diye anılmaya başlamış. Çünkü taşlaşmış prensesin rüzgarda dalgalanırken kıvrılan elbisesi, uzun saçları artık o kayadan hiç ayrılmamış.


        Bu yoldan her geçtiğinde  aynı noktada durup, bu hikayeyi aklından geçirerek, yeşil dalgaları, derin uçurumları, yüksek dağları izlemeyi, sessizliği dinlemeyi çok seviyordu, hem hüzünlü hem de ürkütücüydü aslında bu hikaye. Kim bilir kaç yıllardır anlatılıyordu, değişmiş de olabilirdi. İnsanlar severdi anlattıklarına bir şeyler katmayı.


        Yol yoktu bu heykelin yakınına giden, o yüzden herkes uzaktan seyredebiliyordu. Belki cücenin marifetiydi bu da, belki saklanıyordu bir yerlerde, hala yaşıyordu dağlarda.


        Yoluna devam ederken keşke kaçmasaymış diye düşündüğü oluyordu bazen, prenses keşke kaçmasaymış sarayından, hiç olmazsa hayalleri yaşardı, hiç olmazsa gözleriyle mendil sallardı görmediği gemilerin arkasından.




ZERRİN TİMUROĞLU

2021  

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...