Leylekler sıcakların başlamasıyla, ilkbaharın başlarında masmavi göklerde görülmeye başlarlar. İri bir kuştur leylek, kanatlarını açtığı zaman kocaman görünür. Evlerin bacalarına yuva yapar genel olarak, siyah çizgileri vardır ama insanların aklında beyaz olarak kalırlar.
Evin babasıdır, orta yaşları azıcık geçmiştir. Ak düşmüş saçları azalmış, yer yer kafa derisi görünür olmuştur. Üstünde boğazına kadar iliklediği krem renginde gömleği, el örgüsü açık mavi süveteri, krem rengi, çizgi desenli pantolonu ile her gün aynıdır. Sokağa adımını attığı anda sanki hemen eve geri dönmek ister gibidir. Azıcık kiloludur, beyaz tenli yüzünde, hiç açmayacakmış gibi sıkı, sıkı kapattığı dudaklarının üstünde ince bıyığı hiç orda olmaması gerekiyormuş gibi durur, utangaç, tedirgin.
Dışarı adımını atınca kafasını kaldırır, çıktığı tek katlı, bahçeli, eski evinin çatısına bakar. Her sene mutlaka bir leylek, belki de aynısı, bacaya yuva yapmaktadır. Bereket sayar leyleği, uğur sayar, onu görünce tükenmiş yüreği sevinir biraz.
Kuşlar da bütün hayvanlardan farklı bir şey vardır, bir kendini beğenmişlik, bir gurur, bir üstten bakış. Bir o kadar da kendi benzerlerini korurlar sanki, birbirlerine göz, kulak olurlar. En çok da leylekler ve kartallar. Kartallar tek başlarına olmayı severler, özgürlükleri seçilmiş bir yalnızlık mıdır yoksa korunmak için bir zorunluluk mudur bilinmez.
Adam evden uzaklaşmamışken, sokağa bakan penceresi açılır evin, başında, desenli yazması, pembe , ince, el örgüsü ceketiyle, tül perdeyi bir eliyle kaldıran bir kadın seslenir kocasına, un almayı unutma bey, diye. Adam elini sallar, anladığını belirtmek için, sokağın aşağısına doğru yürümeye devam eder.
Kasabada herkes günün başlangıcında yapılması gerekenleri yapmak için hareketlidir. Adamın karısı da kocasından hemen sonra sokağa çıkar ve evin bacasına bakar, belli ki o da leyleği merak etmiştir. Geldiğini görünce sevinir, kısa boylu, zayıf, açık tenli, mavi gözlü, yaşını almış bir hanımdır. Sanki kocasının her sözünü dinleyen, onun her dediğini yapan, kesin itaatkar ama aslında güçlü, her şeye hakim ve becerikli hanımlar vardır, işte bu öyle bir hanımdır. Çok okumamıştır ama bir ev nasıl yönetilir, evlilik abartmadan nasıl huzurla sürdürülür çok iyi bilmektedir. Bütün hayatı eşi ve çocuklarıdır.
Tam eve girerken gökyüzünden bir çığlık duyar, merakla kaldırır başını, yükseklerde bir kartalın hızla, bacadaki leylek yuvasına doğru inişe geçtiğini görür. Hayretle açılır gözleri, ne yapıyor bu kartal diye düşünür bir an. Bacada bir leylek vardır, diğer eşi yiyecek bulmaya gitmiştir. Her sene iki leylek gelir, yavrular, ve sonra yavrularıyla giderler. Şimdiye kadar hiç böyle bir şeye tanık olmayan kadın telaşla etrafına bakınır, arka bahçeye koşar, dama çıkmak için kullandıkları merdiveni dayar duvara, telaşla çıkar yukarıya. Kiremitler kayar diye korkar ilkin ama kartalın leylek yuvasına inip, leyleğe saldırdığını görünce yener korkusunu, bağırarak kartala doğru hamle yapar.
Kartalın dikkati bir an dağılır gibi olur, leylek yumurtalarını korumak için deli gibi çırpar kanatlarını. Kadın kiremitlerden, bacaya doğru çıkmaya çalışır yine bağırarak ama korkutamaz kartalı. Bir anda yükseklerden bir çığlık duyulur, diğer leylek hızla inmektedir bacaya doğru, kartal diğer leyleği görünce havalanır, havalanır yükseklerde kaybolur bir süre sonra.
Kadın bir süre bekler çatıda yine gelirse kartal diye. Sonra iner merdivenden aşağıya. Merakla kocasının dönüşünü bekler, gelince eşi ona her şeyi anlatır. Kocası merakla dinlemiştir ama şaşırmamıştır. Karısına bunun daha önce de olduğunu söyler. Kendi anne, babası anlatmıştır. 1934 yılında, Bursa, Aydın, ve Trakya bölgesini kapsayan bir çevrede 6 kartalın bir leylek yuvasına saldırmasıyla leylekler ve kartallar arasında kıyasıya bir savaş yaşandığını, kartalların 4 leylek yavrusunu kaçırdığını biliyormuş.
Karısı küçük mavi gözlerini hayretle açarak sormuş, peki niye, ne kadar saçma. Öyle demiş kocası ama yaşanmış bu. Uludağ zirvelerinden inmiş o kartallar, aradan bir kaç gün geçince, yine bir grup kartal yine Orhangazi’de bir leylek yuvasına saldırmışlar. Ancak yuva boşmuş, leylekler nasıl yaptılarsa yavruları emniyetli bir yere saklamışlar.
Ve o hale gelmiş ki yurdun dört yanından kartallar ve leylekler bu bölgeye akın etmiş.Sayıca üstün leylekler insanların da yardımıyla ve çeşitli taktiklerle bu savaşı kazanmışlar, kartalların kendilerini kayalıklara ya da ormanlık alanlara çekmesine izin vermemişler.
Kadın hayretler içinde dinlemiş kocasını, bunca zamandır hiç duymamıştım bunu, peki neden olmuş durup dururken, ya şimdi de olursa , devam ederse bu saldırılar.
Bilmiyorum demiş kocası, olursa ne yapacağımızı düşünürüz, inşallah tekrarlanmaz der. Akşam çocuklarıyla da bu konuyu uzun uzun konuşurlar. Çocukları bir masal gibi dinler olanı, biteni, gerçek olduğuna inanmazlar pek. o güne kadar hiç kartal görmemişlerdir gökyüzünde ama leylek, mevsimi geldiğinde çoktur.
Her şeyi abartarak anlatan basın acaba bu kadar ilginç, inanılmaz bir olayı niye abartmamıştır. Günlerce süren, Amerika’da bile haberlere konu olan olay, niye masallara konu olmamıştır şimdiye dek. Nedeni araştırılmış mıdır, kartalların sözleşip, leylek yuvalarına saldırması, leyleklerin ülkenin her yerinden arkadaşlarını çağırıp, savaşması ve kazanması La Fonten yaşasaydı kaç masalın ilham kaynağı olurdu kim bilir.
Kuşlar çok ilginç canlılar, belki bizi küçümsüyorlardır, belki yüksekten bakıyorlardır hayatlarımıza. Olsun bize benzemesinler, saldırmasınlar, gökyüzü sonsuz gibi seslerini duyurmasınlar. Yoksa biz insanlar mı kötü örnek olduk onlara yoksa onlar mı öğretdiler haksızlığı insanoğluna.
ZERRİN TİMUROĞLU
2021
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder