-Hayatımızı aramak zorundayız.
- Mümkün mü bu, hele böyle bir toplumda. Şu cümleyi söylediğinde anlayacak kaç kişi olabilir.
Başını okuduğu kitaptan kaldırıp, arkadaşına baktı,
- Sen ne anladın arkadaşım, ilk aklına gelen ne oldu mesela.
Bankacı, elinde renkli ipliklerle nakış işlediği etamini kucağına bıraktı, başını kaldırdı gökyüzüne doğru, güneş pırıl, pırıl aydınlatıyordu kasabayı, denize cebindeki altınlarını dökmüştü, toprağa sarı leblebilerini, ağaçlara bir avuç yeşil serpmişti, çiçekler rengarenkti.
- Ben bunu düşünmedim hiç dedi öğretmen arkadaşına, yani hayatımızı nasıl arayacağımızı. Bence bu mutluluğu aramak olmalı, iyiyi, doğruyu aramak olmalı.
Öğretmen gülümsedi,
- Bu çok basmakalıp bir fikir olur bence.
Ayağa kalktı, balkonun bir köşesinde duran içi su dolu fıskiyeli kovayı aldı, çiçekleri sularken devam etti konuşmaya,
- Hayat yalnızca mutluluk, iyilik, doğruluk değildir ki ayrıca bunlar eylem değildir, sadece eylemlerin sonunda hissedilenlerdir. Doğruluksa tanımı her toplumda değişen bir uçan kelebek gibidir. Hayat ne yapmak neyi yapmak istediklerimizle ilgilidir daha çok. O halde arayacaklarımız da bunlar olmalıdır.
Bankacı,
- Tamam işte, yapmak ve başarmak istediklerimiz mutlu etmez mi bizi, geriye iyi, doğru şeyler bırakmak istemez miyiz.
Öğretmen, kırmızı çiçekleri bir dolu açmış bir sardunyayı sularken hafifçe gülümsedi, belki bir itiraz gibi, ya da sessiz bir kızgınlıkla.
- Mutluluk nedir desem kaç kişi tarif edebilir ki, başardıklarımız aradıklarımız olmaz her zaman. Hayat kuvvetle akan bir nehirdir, öyle kolay değildir akıntıya karşı kürek çekmek, çoğu zaman imkansızdır hatta. Aradıklarımızın bulunduğu kıyıların önünden ağlayarak geçeriz, bir daha hiç göremeyeceğimizi bilerek. Şanslı olanlar, güçlü olanlar istedikleri kıyılara çıkabilirler. İşte hayatı aramak böyle bir şeydir.
Bankacı da ayağa kalkmıştı,
- Bu kadar derin düşünme derim ben, yorucu. Çay ister misin, yeni demlemiştim.
- Çok isterim, sana zahmet olmazsa limonda getirir misin.
- Tabi, tabi.
Öğretmen çiçekleri sulamaya devam ederken, sokaktan, evin önünden ağır, ağır geçen bir arabaya takıldı gözleri, içinde tuhaf bir heyecan duydu niyeyse. O sırada çaylarla balkona geri dönen arkadaşı,
- A bu araba geçen gün de böyle ağır, ağır geçiyordu. Buralara yeni taşınan birileri galiba, daha önce yoktu değil mi.
- Yoktu, evet, ikimizin de dikkatini çektiğine göre yeni birileri demek.
Çaylarını içerlerken öğretmen mırıldandı,
- Anlıyorsun ya,
zarar yok
ben anlatacağım yine,
Elden hiçbir şey gelmediği zaman,
konuşup anlatmanın
alçak tesellisi.
Güldü bankacı,
- Bak Nazım Hikmet bile anlatamamaktan şikayet ediyor, sen hayatımızı aramaktan söz ediyorsun. Martılar, yunuslar, leylekler bile bir anlam katmak isterler belki hayatlarına ama insanlar, zannetmiyorum.
Öğretmen arkadaşına döndü, çayından bir yudum aldı,
- Ya özür dilerim, seni de git gide kendime benzetiyorum, Barış kızacak bana.
Güldüler, gözleriyle yerdeki leblebileri topladılar, denizdeki altınları aldılar, ağaçların yeşiline dokunmadılar.
Bir sevgi yaşanacaksa önceden serinliğini gönderiyordu, sonra azıcık rüzgar ve belki bir fırtına ama güçlü ama erdemli ama aldatmadan, kim bilir.
ZERRİN TİMUROĞLU
2022
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder