29 Şubat 2024 Perşembe

Seçim

        Yemyeşil bir küçük göldü. Etrafında otlar,ağaçlar,bitkiler, göle küçüklüğünü hatılatmak ister gibi çok büyümüşlerdi. Derin görünüyordu berrak değildi, içi görünmüyordu. Korkutucu bir gizemle sadece yeşilini paylaşıyordu. Bir yandan da gel diyordu bakanlara, gel içime gir, o kadar da korkma, güzel güzel yüz, ısırmam korkma.

        Bu göle ulaşmak için, yaşlı adamla birlikte, ormanda epeyce yürümüşler sonra, küçük ve dik bir tepeye tırmanmak zorunda kalmışlardı. Hava sıcaktı, terlemişlerdi. Yürürken hiç konuşmamışlardı. Önde yaşlı adam, hemen arkasında kendisi; öylece, sessiz sessiz yol almışlardı.Tepeye çıkmadan yaşlı adam duraklamış, ona öne geçmesini kendisinin biraz soluklanacağını söylemişti.


        Göle hayran hayran bakarken yaşlı adama seslenerek,


    - Ne güzel yermiş, teşekkürler, diyerek arkasına döndü ve birden şaşkınlıkla yaşlı adamın orada olmadığını gördü. Telaşla bakındı çevresine, seslendi, gölden çok uzaklaşmadan aradı çevreyi. Sonra içinden bir ses, yaşlı adamın bunu bilerek yaptığını fısıldadı. Çünkü bu kendi hesaplaşmasıydı yaşlı adam sadece bir rehberdi.


        Gölün kıyısında bir büyük taş vardı, gitti, taşın üzerine oturdu, ayaklarını göle doğru sallandırmak istedi ama suya giriyordu ayakkabıları. İlk önce çekindi, sonra bir boşvermişlikle çıkardı ayakkabılarını, çoraplarını, kenara, otların üzerine attı, soktu yorgun ayaklarını gizemli yeşil suya. Soğuktu su ama yorgun ayaklarına serin bir rüzgarın tokadını attı; iyice yerleşti taşın üzerine, başını arkaya atıp, mavi gökyüzüne bakmaya çalıştı gözlerini kısarak.


        İnsanın en büyük şansı ailesidir. İyi bir anne babaya sahip olmak, çocukluktan örselenmeden çıkmak, bir insana verilmiş en güzel hediyedir. İyi bir anne, baba çocuğunu hem evinde hem dışarda koruyabilen, ne olursa olsun çocuğunun yanında olan, ona söz hakkı tanıyabilen, saygı duyabilendir.


        Evinde koruyup dışarda koruyamazsan ne olur, çocuğun üzgün ama sana yakın olur. Ama kendi evinde koruyamadıysan çocuğunu, o çocuk bir kara delikte ölene dek kaybolarak yaşamak zorunda kalır, hep sahte gülüşlerle, hep güvensiz, hep sevgi kölesi, hep özgürlükten korkarak.


    - Hatırlıyor musun,


        Arkasından gelen o tanımadığı sesle irkildi, korkuyla döndü. Uzun boylu, esmer, orta kiloda, kara gözlü, spor giyinmiş bir adam ki orta yaşlarda görünüyordu, hemen arkasında durmuş ona bakıyordu. Birine benziyordu ama kime, hatırlayamadı,


    - Nerden çıktınız siz,kimsiniz,dedi,


        Adam bir adımda yanına geldi, taşın boş tarafına oturdu, çok rahattı,


    - Bu soru saçma değil mi artık, beni sen çağırmış olmalısın, belki de farkında olmadan, dedi. Ona baktı sonra susup göle çevirdi başını.

    

    - Boşver şimdi bunları, akışa bırak kendini, her şeyi kontrol etme hırsından kurtul, hayalinde bile korkaksın, dedi.


    - Neyi hatırlıyor muyum,


    - İnadını, evlenirken ki inadını, dedi adam.


        Sustular ikiside bir süre. Düşünüp taşınmak istediğinden değildi bu suskunluk, olmuş bitmiş şeyleri tekrar, tekrar konuşmanın ne faydası vardı ki.


    - Kaderdi, dedi. Bir ırmak düşün yatağında akmış, akmış, gelmiş bir yüksek toprak setin önüne, neredeyse kurumuş suyuyla, sağa sola bakarken, yakındaki dereyi görüp, can havliyle karışmış onun sularına.


    - Karışabilmiş mi peki,y ani çoğalmış mı, derenin soyu nasıl bir suymuş.


         Yeşil gölün rengi solmaya başlıyordu, güneş işinde, gücünde habire çalışıyordu ve dünya durmadan dönüyordu. Gülümsedi kendi kendine,


    - Gene kaldım bir başıma, hayalimle konuşuyorum ve rehberim yine ortalarda yok ve ben çok acıktım.


    - Merak etme birazdan yaşlı adam gelecek ve seni,kulübeye götürecek,hem karnın doyacak hem ısınacaksın gece.


    - Peki sen, sen de gelecek misin.


    - Hayır dedi adam. Çünkü sana kızgınım ben, kader deyip geçemezsin her şeye, sorumlusun yaşadıklarından ve yaşattıklarından. Seni seven, önemseyen insanlara sırtını dönüp, yanlış seçim yapmaktan sorumlusu.


    - Peki, bunu kabul etmem neyi değiştirir ki,


        Adam döndü, gözlerinin içine baktı, siyahtı gözleri ya da yedi renkti.


    - Seni değiştirir, seni değiştirir, kalan zamanını geçmişinden kurtarmak istemez misin.


        Arkadan yaşlı adamın sesini duydu,


    Hadi bakalım, dönüyoruz, giy ayakkabılarını, çoraplarını.


        Dönüş yoluna yürürlerken bakmadı arkaya, sanki kafasını yeşil, derin bir suya sokmuştu sonra hiç ıslanmadan çıkarmıştı.


        Önden ağır, ağır yürüyen yaşlı adama sordu,


    - Neden buraya geldik, neden ormanda, kulübede kalmadık. Hayal benim değil mi nerde istersem kurarım.


        Yaşlı adam arkasına dönmeden ve yürümeye devam ederek,


    - Benim seçtiğimi mi düşünüyorsun gideceğin yerleri, gerçekten mi, dedi.



ZERRİN TİMUROĞLU

29 ŞUBAT 2024

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...