23 Ağustos 2024 Cuma

Yarın Dedi

        Otobüsün camından dışarıyı seyrediyordu. Yaz sıcaklarının bir provası vardı havada, otobüsün kliması çalışmıyordu, bütün camlar açılmıştı.

        Altı saat ders anlatmıştı ayakta, elinde okul çantası, içi yazılı kağıtlarıyla, test sorularıyla dolu, aklı yedinci sınıftaki oğlunda, eve gidiyordu.


        Otobüs durduğunda sıcak hava boğazını sıkıyordu sanki; inen, binen çok olmasa da hemen hareket etse diye telaşla bakıyordu kapılara.


        Evleneli on dört yıl olmuştu, on dört yıl. Bir yıl sonra oğlu olmuştu. Çok şey düşünmüştü evliliği ile ilgili geçen senelerde, çok şeyi susturmuştu anılarında, yerine yenilerini, daha iyilerini koymadan, tartışmadan.


        Artık şundan emindi ki insan kendini kandırırken asla kural tanımıyordu. Belleğinin derinlerinde, çok derinlerinde zincire vurduğu anılarının çığlıklarını tümüyle yok var sayabiliyordu.


        Mutlu muydu, değil miydi, bilmiyordu. Evlilikte mutlu olmak nasıl bir şey yaşamamıştı ki hiç. Kendi anne, babası çok kötü örneklerdi karşılaştırmak için. Sadece şundan emindi, eğer eşler büyük kavgalar etmiyorlarsa, birbirlerine kötü sözler söylemiyorlarsa, birbirlerini aldatmıyorlarsa mutludurlar.


        Eşi onu aldatmış mıydı, bilmiyordu, ne böyle bir şey duymuştu evlilikleri boyunca ne hissetmişti, ne görmüştü. Yine de emin değildi, yaz tatillerinde oğluyla ailesinin yanında olurdu genelinde, belki o zamanlar aldatmıştır ama kendisine ilgisi hiç azalmamıştı, hiç yok varsayıldığı bir zaman olmamıştı.


        Evliliğini, çıkmakta olduğu bir merdiven gibi, aynı tempoyla, sınırları her iki taraf içinde belli, kurallara uyulan bir sonsuzluk olarak yaşıyordu.


        İkinci çocuğa, kendisi çok istediği halde engel olmuştu her seferinde, sonradan düşündüğünde evliliğine ne kadar inanmadığının, kendini kandıramadığının en büyük kanıtının bu ikinci çocuk sorunu olduğunu anlamıştı.


        Evlendiği kişi aslında hiç çocuk istememişti, ve her seferinde bunu söylediğinde aralarına nasıl bir duvar ördüğünün, nasıl denizler döşediğinin farkına varmamıştı. Hatta ben bile içimdeki kırılmışlığın, öfkenin farkına ayrıldıktan sonra varabilmiştim.

    

        Otobüs ineceği durağa yaklaşırken, içinde canlanan bir varlığın geleceğini düşünüyordu, kendi geleceğiyle ve biricik oğlunun geleceği ile birlikte. Nerdeyse tek başına yetiştirdiği oğlunu, bir kardeş fikriyle sevindirebilir miydi, onu yeterince koruyup, mutlu edememişken, tıbbi bir çok sakıncaları da olacak olan bu gerçeği yaşamayı göze alabilir miydi tek başına, hiç kimsesi yokken, çalışmak zorundayken, sevgisiz bunu göze alır mıydı, doğru olur muydu bu.


        Kısa sürede bir karar vermeliydi. Oğlunu hiç güvenmediği bakıcılarla büyütmüştü, ağlayarak gitmişti okula bebeğini bir yabancıya teslim ederken. Bir annesi vardı, hayatı boyunca kendinden ve rahatından başka bir şey düşünmemiş, iki ay bile bakmamıştı oğlu doğduğunda, çekip gitmişti.

        

        İçimdeki o gizemli ses, tuhaf gelebilir herkese, ama gerçekten aldığım en önemli kararları alırken benimle neredeyse konuşan, beni bir karara ısrarla ikna eden o ses. Evlenirken de ısrar etmişti, tamam doğru karar demişti, şimdi de olmaz diyordu, olmaz.


        İnmek için hazırlandı, gözleri doldu, kaldırıma ayak bastığında korkak mıyım ben diye düşündü, korkak mıyım yoksa en doğru kararı vermeye çalışan cesur biri miyim. Bu ikisi sıkça karıştırılırdı. Bir karar, o kararla yaşamak zorunda kalacak herkes düşünülerek alınmalıydı ve asla dönüşü yoktu, unutulmamalıydı.


        Eve geldiğinde kendini o kadar yorgun hissediyordu ki, hemen oğluyla selamlaşıp, üstünü değiştirdi, ince bir şeyler giydi, mutfağa yemek hazırlamaya gitti. Oğlu o kadar özel bir çocuktu ki çok zeki, çok iyi yürekli, çok anlayışlı, eğer doğmasaydı hayata devam edebilir miydi bilmiyordu. Durumu onunla konuşmamıştı, ne derdi acaba. Bir karar verdikten sonra konuşmak istiyordu belki de hiç gerek kalmayacaktı konuşmaya.


        Akşam, evlendiğim kişi geldiğinde, herkes yattığında, konuştular. Fazla uzun sürmedi, bir doktordan randevu aldığını ,yarın beraber gideceğimizi söyledi. Yüzüne baktım, o ana kadar hiç bana o kadar çirkin, o kadar uzak, o kadar duygusuz görünmemişti. Aldığımız karar değildi nedeni, bu kararı söylerken takındığı tavır, gözlerindeki sevgisizlik ve beni olabildiğince yok sayma gururu, buydu nedeni, zindanlardaki zincirlerin çözülen şıngırtılarının sesleri sağır ediciydi.


        Hepimiz bir hikayenin parçasıyız, ilk sayfadan son sayfaya dek, eğer hikayeleri değiştirecek gücümüz olsaydı, konunun bütününü bilmemiz gerekirdi, öyle değil mi, bilmediğimiz bir şeyi niye reddedelim ki.


        Su akar yolunu bulurken bize danışmaz,en azından akan her suya bir su yatağı açamayız,öyle değil mi.

   


ZERRİN TİMUROĞLU

23 AĞUSTOS 2024


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...