8 Şubat 2025 Cumartesi

Uyudum Mu

    Tiyatroya gitmek, tiyatroyu izlemek başlı başına bir güzel serüvendi onun için. Buna karar verdiğinde bileti almasından saatinde tiyatroda olmasına, beklerken o güzel insan uğultusu içinde sıcak bir çay içmesine kadar kendini ayrıcalıklı, böyle üstün, kraliçeler gibi hissederdi.

    Yorgun olduğu bir gündü, işte o kadar koşturmuştu ki bacakları titriyordu. Önceden bilet almamış olsaydı gelmezdi muhtemelen. Elinde kitaplarla dolu ağır çantasıyla ayakta gelmişti otobüste bir de.

    

    Açılmıştı salon, biletine baktı, yerini buldu ve oturdu. O an oturmanın bir mucize olduğuna karar verdi. Vücudu yukarıdan aşağıya koltuğa gömülürken içinde bir rahatlama hissi uyanmıştı. Oyunun başlamasına bir kaç dakika vardı, uyarı zili çalmıştı, çoğunluk salondaydı. Çantasını hemen ayaklarının önüne koymuştu, koltuğu sahneye çok yakındı, ikinci sırada ve ortalardaydı.

    

    Sahnedeki dekorda ikili bir koltuk, tekli bir koltuk bir masa ve etrafında dört sandalye vardı. Bir de masaya yakın yerde bir büfe duruyordu. Yerdeki halı ikili koltukla, teklinin önünde seriliydi. Renkler koyu yeşildi, masa ve büfe ise beyazdı.


    Odanın sol yanındaki kapıdan bir genç kız girdi, koltuğa oturdu. Elinde ufak bir market çantası taşıyordu, çantanın dışına taşmış örgü şişler görünüyordu. Az sonra da yaşlı bir hanım girdi içeriye. Benziyorlardı birbirlerine, anne kızdılar. Kızın gür kestane rengi saçları uzundu ve bir tokayla at kuyruğu yapılmıştı. İnceydi, pürüzsüz teni, kocaman gözleri, kalkık güzel bir burnu vardı. Anne de ikili koltuğa oturdu.


    Kız örgüsünü çıkarmış,dikkatini ona vermişti,anne,


        - Emin misin kızım, dedi,


    Kız başını kaldırmadan cevapladı,


          - Evet anne.


    Anne,


          - Evlilik bu sonra pişman olma da, dedi.


    Anne kızın konuşmalarında bir ritüeli gerçekleştirmenin ötesinde, bir samimiyet yok gibiydi. Birbirlerinin gözlerine bakmadan konuşuyorlardı. Anne, kızının evlenmesini istemiyor gibiydi, ama neden.


    Kız birden örgüsünü bıraktı, yerinden kalktı. Anne,


         - Nereye,

         - Mutfağa dedi kız, çay koymuştum, sen de ister misin.

         - Olur.


    Kız az sonra elinde tepsiyle geldi, tepsiyi masaya bırakıp tekrar odadan çıktı.Tekrar geldiğinde elindeki sehpayı annesinin oturduğu yerin yanına koydu.


     Anne,

        - Bu televizyon ne zaman gelecek tamirden, o olmayınca hiç ses olmuyor evde, sen işteyken sıkılıyorum dedi.

        -Yarın gelecek, sordum, merak etme dedi kız.


    Kızın yaşı otuza yakın gibiydi. Anne,


        - Bak kızım sen yine de iyi düşün, çok uzun olmadı bu gençle tanışalı.


    Kız öfkeyle bıraktı işini koltuğunun yanına,


        - Ne istiyorsun anne ömür boyu evlenmeyeyim, hep seninle mi yaşayayım istiyorsun, benim bir evim, yuvam olmasın mı.

        - Burası senin evin değil mi,

        - Değil tabi dedi kız, ne alınacağına, neyi, nereye koyacağımıza, ne yemek yapılacağına, ne program izleneceğine sen karar vermiyor musun, nasıl benim evim oluyor.


    Anne hep yaptığı gibi susarak acındırıyordu kendisini.


        -Artık beni sal anne, artık beni sal, paran var evin var, elbette evlensem de ilgileneceğim seninle, artık yeter.


    Anne,


        - Ben sadece babanla benim gibi mutlu olmanı istiyorum dedi.


    Sanki o anda odanın ortasına yıldırım düştü, gizli bir kapı açıldı, sanki o anda varlığını o ana kadar bilmedikleri bir buz kütlesi yerleşti odanın ortasına.


    Kız,


        - Babamla senin gibi mi,gerçekten mi. Hala bu masala inanıyor musun. Seni defalarca aldatmış, küçük düşürmüş, bir kez saygı duymamış babamla mutlu bir evlilik yaşadığına hala inanıyor musun.


    Anne,gözlerinde öfkeyle,kızının kesinlikle yalan söylediğine olan inancıyla,


        - Terbiyesiz dedi kızına. Sen ne biliyorsun ki.


***

    Gözlerinin ne zaman kapandığını bilmiyordu. Soğuk otobüslerden ve yoğun iş gününden sonra, oyuncuların muhteşem sesleri ve salonun sıcaklığı ve rahat koltuğa teslim olmuştu.

İçinden direniyordu ama bir türlü başaramıyordu. Oysa o kadar istemişti ki bu oyunu izlemeyi.

Ne kadar süre kapandı gözleri bilmeden, sahneden gelen bağırtıyla açtı gözlerini. Tam karşısında, çok yakışıklı ve muhteşem sesli o bildi oyuncu tam ona bakıyordu. Kızın nişanlısıydı, kıza bu defa vazgeçme, lütfen dirençli ol, kararlı ol diye bağırıyordu ve öfkeyle seyircilere dönmüştü. Birden bana hitap ederek,


        - Siz dedi,siz genç bayan siz olsaydınız ne yapardınız. Annenizin hayatınızı rehin tutmasına izin verir miydiniz.


    Gözlerini açtığına pişman olmuştu, bu kadar insan arasından niye beni seçti ki,u yuduğum için cezalandırıyor dedi, içinden. Hak da veriyordu bir yandan.


        - Evet diye ısrar ediyordu genç, yakışıklı oyuncu, cevap vermediniz.


    Kekeleyerek,sıkılarak,


        - Hayır vermezdim, dedi. Benim annemle aram hiç iyi olmamıştır zaten.


    Bütün salon öfkeyle ona döndü, hepsi küçümseyerek bakıyordu kendisine. O arada sahnedeki genç nişanlının bir oh çeker hali vardı sanki. Alıp veremediği neydi bunun kendisiyle anlayamadı.


***

    Alkış sesleriyle uyandı, herkes ayağa kalkmış biten oyunu alkışlıyorlardı. Rüya içinde rüya görmüştü. İzleyememişti oyunu, o kadar istemişti ama izleyememişti, belki de izlemek istememişti. Bildik şeylere bilinci kapatmıştı kendini.


    Salon boşalmıştı neredeyse, kalktı yerinden, yerden çantasını aldı, o kızıl huzurlu salonu terk ederken arkadan biri omuzuna dokundu, döndü. Gözlerine inanamadı, o genç nişanlı, oyuncu, yüzünde hafif bir gülümsemeyle eline bir kitap tutuşturdu,


        - Bir dahaki sefere dedi, gözden kayboldu, kitaba baktı, Uyuyan Güzel’di.



Zerrin Timuroğlu


8 Şubat 2025

İstanbul


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...