Oyun bitmişti, Kazak’la birlikte, gündüze göre, kalabalığın nispeten azalmış olduğu kaldırımda, konuşmadan yürüyorlardı. Sanki Ophelia’nın hüzünlü ölümünün sessizliği çökmüştü üzerlerine. Oysa ki Hamlet, baştan sona acı olayları anlatıyordu.
Ama Ophelia’nın ölümündeki en çarpıcı şey, insanda uyandırdığı kuvvetli isyan, belirsizlikti, en azından Elif her zaman böyle hissediyordu. Hamlet’in Ophelia’nın babasını öldürmesi, zaten tek başına kurgulamaya çalıştığı bir aşkın, artık soruları cevaplansa bile, açıklığa kavuşamayacağı, kesinleşen karmaşasıydı. Kendi kendine konuşur gibi bir aşktı Ophelia’nın aşkı.
Elif,
- Neden, komşumla aynı adı taşıyor olman seni hiç şaşırtmadı, ya da neden bunun üzerine hiçbir şey söylemedin, diye, başını çevirmeden Kazak'a sordu.
Kazak'ın beklemediği bir soru olmuştu bu, bir iki dakika cevap vermeden yürümeyi sürdürdü. Elif’te uydu bu duruma, o da başka bir şey söylemedi. Sonunda Kazak,
- Nerden geldi şimdi bu aklına, bugüne kadar hiç sormadın bana bunu. Oysa eminim dikkatini çekmişti.
Elif,
- Belki Özcan adını sevmiyorsundur, ya da kötü bir anısı vardır diye düşündüm. Şimdi de öylesine aklıma geldi. Hayır adamdan pek haz etmiyorsun ya.
- Evet, özellikle gözlerinden, bakışından, konuşmasından hiç hoşlanmadım, dedi Kazak. Benim komşum olsa kesin evden taşınırdım, dedi.
- Garip biri, haklısın ancak hastalanınca acıdım ben, sanırım eskisi kadar sinir olmuyorum dedi Elif.
Kazak, beklenmedik bir şekilde durdu birden, Elif’e doğru bütün vücuduyla döndü, öfkelenmişti,
- Ne diyorsun Elif sen, kötülük suratından seller gibi akıyor adamın, sakın, yardım edeyim diye evine yalnız başına gitme, delirdin mi sen.
Hamlet’in babasının hayaleti, bütün ihanetleri, Hamlet’in beynindeki masaya gürültüyle, kırarak, dökerek yerleştirirken, Hamlet’in annesi, ölen kocasının yasını bile doğru, dürüst tutmadan evlendiği, kocasının kardeşiyle, mutluluk yaşıyordu.Sanki mutluluk, erdemsiz yaşanabilirmiş gibi.
Mutluluğun standart bir tarifi olamazdı elbette ama bir türlü yapar gibi, sebzeler değişik olabilirdi ama soğan ve yağ ve tuz mutlaka olmalıydı. Eğer soğan, tuz ve yağ olmazsa diğer her değişik sebzenin hiçbir anlamı olmayacaktı.
- Kazak durduğu yerden Elif’e bakmayı sürdürüyordu, cevap bekliyordu uyarısına.Elif,
- Hayır, tabi, yalnız başıma ne işim var dedi.
- İnanıyorum, sakın Elif.
- Tamam. Bir oyuncu bu denli ön yargılı olmamalı ama dedi Elif. Yine yürümeye başlamışlardı. Kazak elini kaldırıp bir taksi durdurdu. Kapısını açıp, Elif’in binmesine yardım ederken,
- Hayatımız yaşayıp gizlediğimiz veya cesurca paylaştığımız ama kötü insanlarca hep silah olarak kullanılan tecrübeler bütünüdür. Önemli olan bunlarla nasıl baş edebildiğimizdir, ya da baş edemediğimizdir, iyi geceler.
Taksinin kapısını kapatırken,
- Eve girince mesaj at lütfen dedi.
Elif,
- İyi geceler, oyun için çok teşekkürler, şahaneydi.
Dönüp bakmadı ama, Kazak'ın bindiği taksiye bir süre baktığına emindi Elif. Git gide içinde büyüyen bir duygu karmaşası hissediyordu, yorucu ve kaçınılmazdı galiba.
ZERRİN TİMUROĞLU
6 AĞUSTOS 2025
iSTANBUL
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder