24 Ağustos 2025 Pazar

Sırlar

        Apartmandan içeriye girerken, komşusunun ışıklarının yanmadığını gördü. Uyumuştur tabi adamcağız diye düşündü Elif. Onu öyle hasta gördüğünden beri fazla çekinmiyor, eskisi gibi korkmuyordu ondan. Dikkatli ol dediğinden beri, gözlerindeki gerçek endişeyi gördüğünden beri onu sahici buluyordu. Kazak ne derse desin böyle hissediyordu.

        Kendi kapısını açtı, antrenin ışığını yakıp, kapıyı kapattı. Ceketini çıkarıp, vestiyere asarken, ayağının altında bir şey hışırdadı, eğildi, hayretle yerdeki zarfı gördü, eğildi, aldı, üzerinde bir şey yazmıyordu. Açtı, sevgili komşum diye başlayan bir mektuptu.


        Ayakkabısını çıkardı, zarfı salondaki masaya bırakıp, elini yıkamaya gitti. Sonra üstünü değiştirdi ve bir bardak suyla ve mektupla koltuğa çöktü,okumaya başladı.


        Nasıl başlayacağımı bilmiyorum, Elif kızım. Size böyle hitap etmeme izin verirsiniz umarım. Benim paspasımın altına bir kitap koydunuz ve o gün beni yıllar sonra iyi bir insanın varlığına ilk kez inandırdınız.


        Benden bir süredir korktuğunuzu fark ettim, haklısınız da. Garip davranışlarım var, kabul ediyorum. Ama ben çok yorgun, çok umutsuz biriyim. Her zaman böyle değildim demek isterdim ama diyemem. Benim gibi insanlar doğduğu günden itibaren koca bir yenilgi girdabının içinde savrulmaya başlar. Gençken, bundan kurtulacağımı, bu girdabın bir çıkış kapısı olduğunu sanırdım. Ama yokmuş, artık bu yaşta bunu kesin olarak biliyorum.


        Pişmanlıklarım çok,yanlış bir evlilik, yanlış arkadaşlıklar, zamanında yapılamamış doğru hamleler, zamanında verilememiş doğru kararlar. Sanki bir şeyleri değiştirebilmek mümkünmüş gibi. Pişmanlıklar, bizi mücadeleye inandırmak için kullanılan soslardır oysa, müthiş bir yanılsama.


        Bütün hayatımı anlatmayacağım tabi size. Yalnızca, Kazak’tan söz edeceğim. Evet, adaşım, oğlum Kazak’tan. Şu anda hayretle bu satırı bir daha okuduğunuza eminim. Bundan size bahsetmemiştir. O benim her şeyim ama yıllardır ne konuşuyoruz, ne selamlaşıyoruz. Benim adımdan bile nefret ediyor, haklı da,onu koruyamadım, onu, mutlu olacağı bir hayata teslim edemedim ki bir annenin, bir babanın en önemli görevi budur.


        Şu anda aklınızdan, Kazak'ın annesine ne oldu sorusu geçti, eminim, ondan daha sonra belki bahsedebilirim ama şimdi değil. Şimdi siz, benim için, oğlumun ilgi duyduğu, iyi yürekli bir komşusunuz. Neden dikkatli olun dedim, çünkü Kazak çok ender bağlanır ve çok zor vazgeçer. Onunla görüşmesek de ona ait her şeyi ben biliyorum, onu yıllardır o bilmeden izliyorum. Görüşmelerinizi azaltın, özellikle oyunlarına gitmeyin. Kazak oyunlarına gelen kız arkadaşlarını, o oyunlardan bir karaktere benzetir, buna inanır ve sonunu ona göre belirler. Lütfen bana inanın.


        Bunlardan ancak bir mektupta söz edebilirdim size, yüz yüze anlatamazdım. Bana olan nefreti ne olursa olsun, yaşadığım sürece onu uzaktan da olsa gözeteceğim. Büyürken onu korumayı başaramadım ama şimdi çırpınacağım. Bu mektup aramızda kalsın lütfen, dikkatli olun ve ondan uzaklaşın.’


        Elif mektubu bitirdiğinde şaşkındı. Bu kadarını beklemiyordu doğrusu. Gerçi bu akşam Kazak'a neden bu adını kullanmadığını sorduğunda, daha doğrusu ima ettiğinde komşuya karşı gösterdiği öfkeye şaşırmıştı biraz. Hiç tanımadığı birine duyulan öfke farklı bir şekilde olurdu diye düşünmüştü.


        Mektubu katladı, kalktı, sehpanın üzerinden bir kitap alıp, mektubu arasına koydu. Yorulmuştu. Hayatın sırları işte. Daha bir kaç saat önce Hamlet, Danimarka’nın ve ailesinin bütün sırlarıyla fırtınada savrulurken, Kazak sanki gerçek Hamlet’miş gibi acılar içinde, sahnede, kaderine isyan ediyordu.


        Mektupta yazılanlara inanmalı mıydı, bilmiyordu. Tanımadığı bir adam, tanımadığı bir insan hakkında bilgi veriyordu ve onu uyarıyordu. Bu biraz şüpheli görünmüştü Elif’e. Bunu yarın düşünmeye devam ederim dedi ve uykulu gözlerle, odasına gitti. Karanlıkta, yumuşacık yatağına gömülürken, hayat denen hiçliğin, masalları ne çok sevdiğini düşündü yine ve her zaman kötüler kazanıyordu hem de hiç çaktırmadan. Beynimiz vardı ama sınırları da vardı. Ne kadar özgür düşünmemize izin veriliyordu acaba. Uykuya dalarken, masmavi gökyüzünden bir kartal geçiyordu yükseklerden, garip bir şekilde bakıyordu Elif’e, sanki biraz tehditkardı..


***

        Sabah kalkar kalkmaz salona gidip, kitabın arasına koyduğu mektuba baktı, rüya mıydı, değil miydi merak etmişti. Hayır, gerçekti, kitabın arasındaydı. Tekrar yerine koydu, aceleyle giyindi, biraz gecikmişti, aceleyle çıktı kapıya. O sırada komşusunun kapısı da açıldı. Elif merakla baktı, adam kapısına bir poşet asıyordu, kapıcının ekmek koyması içindi galiba.Elif’e baktı, hafifçe gülümsedi, eliyle selamladı, okudunuz mu dedi. Elif başını evet der gibi eğince, bir şey demeden dairesine girip, kapıyı kapattı.


        Soru sormak bazı insanlar için ne kadar kolaydır. Öylece,hiç tanımadıkları insanlara, en gizli soruları sorarlar utanmadan, sanki haklarıymış gibi. Cevap vermeyeni de suçlarlar. Kendi hayatlarından başka her şeyi merak ederler. Karşısındakine bir yardımım olur mu diye merak etmezler. Ne güzel,o benden daha mutsuz demek için sorarlar. Piyonlar, hem sayıca fazladırlar hem aptal, hem söz sahibidirler. Nezaket, kurallar, doğruluk bu insanların topladığı çöp torbasında, insanlık tarihinin tüm lambalarını kırar, hayatı acımasızca karanlıkta bırakır.



Zerrin Timuroğlu

24 Ağustos 2025

İstanbul


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...