15 Şubat 2021 Pazartesi

Senin Neye İhtiyacın Var Ki

        Gökyüzü karanlıktı. Yıldızların dağılışı siyah bir toprağın üstündeki parıltılı papatyaları anımsatıyordu. Bu kadar çok yıldız ve bu kadar karanlık bir gece görülmemişti şimdiye dek, tıpkı kara kapkara bir toprağın doğal olanının görülmediği gibi. 


           Yerde, bir ateşin çevresine oturmuşlardı. Kadının üstünde bir parçası kalçasına sarılmış, diz üstüne gelen, diğer bir kısmı bir omuzdan aşıp arkada kalçayla birleşen, bir hayvan postu vardı. Adamda yalnız kalçaya sarılı bir parça. Sessizce oturuyorlar, ateşe bakıyorlardı. Kadının beline dek inen kıvrım kıvrım siyah saçları vardı. İri gözlerinde korku parıldıyordu. Adamın uzun saçı sakalı yüzünün yumuşak çizgilerini gizliyor, gözlerinin sert bakışlarını destekliyordu.Elindeki mızrağı belinin hizasında, sapladığı yerde hafifçe sağa sola oynatıyordu. Alevler dans ediyor, onlar izliyorlardı. Sağdan soldan, karanlıktan çığlıklar geliyordu. Bu seslerle sarsılıyordu kadın. Adama bakıyor ondan güç alıyordu. Adam mızrağı tutan elini sıkıyor, dudakları öfkeyle kıvrılıyor, korkusunu belli etmemek çabasıyla bakışlarını olabildiğince sertleştiriyordu. Ateşi gece boyu canlı tutmak ve alevlerin kıvrak, ilginç dansını izlemeye cesaretleri olmayan hayvanları uzakta tutmak için çalı çırpı yığılmıştı etrafa. Yaşama içgüdüsü ne garipti. Sürekli bir mücadele, serüven ve ardında pek az şey bırakarak sonu olmayan bir yolculuğu zorunlu yapmak.


        Kadın yerinden kalkıp adamın yanına bir yere uzandı, yana dönüp kıvrıldı. Alevlerin dansı sürerken tüyler ürpertici çığlıklar uzaklaşıyordu yıldızlara doğru. Adam arada bir kadına bakarak oturuyordu.


        Sabah yer yer otlarla kaplı, ufak tepelerle süslenmiş, ucu bucağı yok gibi görünen topraklar üzerine yerleştiğinde ortalık sessizdi. Kadın üşüyerek kollarını çaprazlama sardı göğsüne. Gözlerini çevrede gezdirdi. Doğruldu, ayağa kalktı ellerini çözüp. Dört bir tarafa dönüp haykırdı, adam yoktu. Çıplak ayağı ile sönmüş ateşi karıştırırken adamın sesini duyup arkasına döndü. Adam kocaman bir kuşu sürükleyerek geliyor, bir yandan da mızraklı elini kaldırmış bağırıyordu. Kadın sevinçle gidip kuşu onun elinden aldı, tüylerini yoldu, temizledi, ateşi yaktı mızrağa geçirip ateşin üzerinde tutmaya başladı.


        Yürüdüler yürüdüler gece parıltılı papatyaları örtmeye çalışırken yerde yan yana uzandılar.


        Hayvanlarla boğuştu adam, yemek pişirdi kadın. Korkuyla çarpan yüreğini mutlulukla paylaşırken kadın, öfkeli gözlerinin ardında bastırdı ürkekliğini adam. Böyle sürüp gitti geceler. böyle bitti. Sabahlar birbirinin aynıydı. Öyle ki uzun yolculuğun bir gününde, uzun çığlıkların duyulduğu saatlerin ardından küçücük bir insan çıkageldi kadının bedeninden. Gücünü, yemeğini, duygularını paylaşmıştı bu küçücük insanla uzun zaman. 


        Sarıldı ona, sımsıkı sarıldı, çocuğun ağlaması kesildi, yapıştı küçücük dudaklarıyla kadının göğsüne. Adam şaşkın izledi, elinde silahı uzaklaştı avlanmak için.Düşünüyordu bir yandan, daha çok yiyecek bulmak için. 


        Böylece o düşündü öbürü doğurdu, çoğaldıkça arttı kaygısı, düşüncesi arttı. Kadın çocuğa bakıyor, sarılıyor, yemek pişiriyor, gecenin sert seslerinden korkmayı, adama sığınmayı sürdürüyordu. Soğuklardan, yağışlarda korunmak için mağaralar bulmuşlardı. Daha az üşüyor, daha güvende hissediyorlardı kendilerini. Çocuklar büyüyorlardı.


        Rüzgar okuduğu yazıdan başını kaldırdı,


            -Olayların böyle geliştiğine ilişkin kanıtlar var mı, dedi.

            -Aksini kanıtlayacak bir şey de yok. Görmüyor musun kadının çağlar boyunca pasifliğini? Günümüzdeki mücadeleyi izlemiyor musun? Eski çok eski alışkanlıklarla bu hale gelmiş olmalı kadın.

            -İyi de pasif değil ki kadın çocuk doğurmak, büyütmek, insan neslinin devamını sağlamak önemli. Bu hayvan avlamaktan, savaşmaktan daha az yorucu mudur, daha az mı cesaret gerektirir?


        Buket.

            -Değil tabi. Ama tarihsel gelişmeyi kitaplar nasıl veriyor biliyorsun, taş devri, yontma taş devri, tunç devri filan. Bu isimler insanların doğayı dize getirişinin simgeleridir. Hep daha iyiye, daha güvenli ortamlara varmak istemelerinin, doğayı yenmek zorunluluğunun simgeleri.


        Buket, elindeki kalemin tersini dudaklarına bastırıyordu, dirsekleri koltuğunun kenarlarındaydı. Karşı masada oturan arkadaşına dalgın baktı. Rüzgar da öylece bakıyordu ona, arada Buket in arkasındaki camdan puslu havayı seyrediyordu.


            -Sonuç ne peki Buket?

            -Bir sonuç mu var?

            -Yani kadın ilkel devirlerdeki pasif işlevini sürdürüp gidecek mi, erkekler haklı mı görecek kendilerini? Kol gücünden öte kafa gerekmiyor mu artık?


        Rüzgar koltuğundan kalktı, masadan sigara paketini alıp Buket'e uzattı.

            -Evet ama erkekler bu konuda her zaman önde. Unutma, düşünceyi geliştiren sosyal pratiktir.Bir kadının duygusallığı ile izlediği olayların çoğunda erkekler mantık yürütüp yapılması gerekeni yaparlar.

            -Örneğin, dedi Buket,

            -Örneğin diye yineleyerek, bir eli cebinde bir elinde sigara Buket'e döndü Rüzgar, bir acı kayıpta kadınlar evde yas tutarlarken erkekler dışarda tüm defin işlerini organize ederler. Bütün bunlar küçük şeyler gibi görünebilir. Ama verilen ödün karşılıksız değildir. Savaşta erkekler ölür öncelikle bu da büyük bir ödündür. Ben hakların enerji gibi korunumlu olduğunu düşünürüm, biri artarken diğeri azalmak zorundadır.

        Buket hırsla kalktı ayağa,

            -Yani bu böyle sürüp gidecek mi diyorsun.

        Rüzgar tekrar masasına geçip oturdu,

            -Valla ne sen ne ben tarihi değiştiremeyiz arkadaşım. Herkes kendine bir yol çizsin bence.


        O arada ofise elinde çay tepsisi ile çaycı girdi. Masalara birer çay bırakıp çıktı. 

         Buket,

            -Ben zamanımı bol keseden kimseye harcayamam, en azından böyle bir şeyi bayıla bayıla yapmam.

            -O zaman evlenme arkadaşım dedi Rüzgar.

            -Nedenmiş o?

            -Çünkü hiçbir erkek senin gibi düşünen bir kadına kuş avlamaz.

            -Ben kuş eti sevmem zaten dedi Buket, hiç et yemem ben vejeteryanım.

            -Hadi okumaya devam et dedi Rüzgar,

        Buket devam etti,


        Nesiller sonra kadınlar mağaralardan, evlere taşındılar. Belki aynı uzun saçlı, gözlerinde aynı yalnızlık, terkedilmiş kadın şöminenin başında eteklerinin ipek hışırtısı ile geniş bir koltuğa  yerleşmiştir. Karşısında bir adam ayakta durmuş, elinde bir bardak sıkıca tutmaktadır.Ateşin dansözleri üzgün sürdürürler danslarını. Yıldızlı gökleri, çığlıkların kışkırtıcı tedirginliğini, rüzgarın desteğini, kovalamacasını özlemektedirler. Kadın da erkek de ateşi seyrederler.

        

        Adam bir gazetecidir, matbaası vardır.çok çalışır, çok düşünür, çok okur. Kadın yüzyıllar öncesinin uğraşlarından vazgeçmemiştir, yemekten. çocuktan ve  ürkmekten. Matbaanın olağanüstü keşfinden payına bir şey düşmemiştir pek. El işlerini, ev işlerini geliştirmiştir. Savaşlar yapılmış, silahlar gelişmiştir. Toplum dörtnala giden bir at gibi çok şey keşfederken bu atın şahlanışından bihaber kalmıştır kadın. 

          

        Bazı kadınlar bu şahlanışa katılmak istediklerinde erkekleri kızdırmışlardır. Belki de kadınların dinç, sakin, duyarlı desteği vazgeçilmezdir onlar için.

          

        Rüzgar,

            -Kuzum nerden geldi aklına bu yarışmaya katılmak


        Buket,

            -Adı üstünde yarışma katılım olsun diye yapılıyor.


        Rüzgar,

            -Zordur kazanmak bu tip yarışmaları, tanınmışlar kazanır ki yarışmanın reklamı olsun, yani genel mantık budur.


        Bitireyim mi, dedi Buket,


        Son sahnede kadın güzel döşenmiş bir salonda büyük bir televizyonun karşısında, geniş rahat bir koltuktadır. Çayını yudumlamaktadır fincanından, arada sırada dışarıya evlerinin önündeki muhteşem bahçeye bakmaktadır. Eşini beklemektedir, önemli bir davete gideceklerdir akşam. Az sonra hazırlanmak için odasına çekilecek, şahane elbisesini giyecek, şahane takılar takacaktır. Bu büyük evin ve iki çocuğunun tüm sorumluluğu ondadır. Eşi çok çalışmaktadır. Yeni hiçbir şey keşfetmeye gerek duymadan elindekilerle en iyi yaşarlar, en iyi duygularla.


        Şehrin uzak bir mahallesinde küçük bir evde üç çocuk annelerinin tabaklarına az evvel koyduğu çorbayı içmektedir. Kadın arada sokak kapısına kaçamak bakışlar atmaktadır. Eşini beklemektedir. Misafirliğe gideceklerdir eşi işten dönünce, tarhana yapmıştır o gün, üstünden bir yük kalkmıştır. Çok önemlidir tarhana, besleyici, kolay, çocuklar için önemlidir. Ayrıca büyük kızının okul önlüğünü yıkayıp asmıştır, misafirlikten dönünce ütüleyecektir. 


        Ne tarhananın merak edilecek bir yanı, ne takılan takıların keşfedilecek hali yoktur yeniden. Ateşin başında çığlıklardan duyulan korku yapışmıştır ruhlarımıza, keşfedemediklerimizin kölesi olmuşuzdur.

        

        Birden o küçük evde çocuklardan biri bağırmaya başlar avaz avaz, yardım ister, az önce tabaklara çorba koyan kadın yere düşmüştür, hareketsiz yatmaktadır. O sırada zil çalar çocuklardan biri yönelir sokak kapısına, açar


            -Abla koş anneme bir şey oldu


        İçeriye giren abla hemen çantasını açar tansiyon aletini çıkarır, annesinin gözlerini aralayarak bakar. Abla bir tıp öğrencisidir. 


        Başarılar dilerim dedi Rüzgar, kalktı ceketini giydi

            -İyi akşamlar Buket

        Buket masasını toplarken eliyle selam verdi 

            -Yarın görüşürüz arkadaşım.


        Kar hafif, sessizdi. Gökyüzü didikleniyor, savruluyordu. Sanki biri hırsından ne yapacağını şaşırmış da bulutları parçalıyordu. Gök bu çılgınlıktan, kabalıktan nefret ediyordu. Zarif parmakları ile giysisinin kıvrımlarını düzeltmeye çalışırken, bir yandan da uçuşan parçalarının yeryüzüne gidişini kederle izliyordu.


    ZERRİN TİMUROĞLU


  1989   İSTANBUL            

              -

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...