Ölmeden az önce ne düşünürüz, hangi resimler bütün acısıyla soğuyan yüreğinizi sızlatır. Evde bekleyen iki küçük çocuk mesela, biri bir yaşını henüz tamamlamış, diğeri yedi yaşında. Babalarının fırından ekmek alıp dönmesini bekliyorlar. Büyük olan beklemeyi biliyor, bebek olan kokusunu özlemiş babasının.
Ölmeden az önce, yaşamın yok edicileri, kötülüğün hizmetkarları, ölmeden önce son gördüklerimiz. Engel olunamayan, hüznün bile yaklaşmak istemediği, gözyaşlarının akmamakta direndiği, o az öncede son gördüğümüzün bir caninin yüzü olması çok acımasız. Aslında bir kişiyi vurur gibidir, arkasında yok ettiklerini, derin çukurlarında diri diri gömdüklerini bilmez.
Ölmeden az önce çocukları el sallamazlar ona, ölmeden az önce kardeşleri iç parçalayan çığlıklarını, duysun bütün dünya diye bırakmazlar gökyüzüne. Küçük bir kurşun, ellerinde kan doğurana hizmet eder, devirir kocaman bir şeyi. Gök gürler yağmur yağmaz, yerdeki kırmızıya karışmaz. Ateş sarar her yeri duman çıkmaz, havada terk edilen nefesin yerini almaz. Gözler kapanır, yerde yatan yiğit bir babaya bakmaz, bakamaz tanık olmaz, olmak istemez.
Her şey bittiğinde geride kalan nedir peki, özlem mi, yüreğinize, tavanın sıcak tabanına karararak sıvanmış şekerin canınızı yakacak olan acısı mı, bütün kuşların kopartılan kanatları düşer ayaklarınızın önüne, şaşmak, hangi birine, kahrolmak hangi duyguyla, sabretmek belki zamanla, çaresizlikten.
Kurşun bütün hatalarımızın rotasındadır. Tüm gökyüzü bizim sanırız, görmediğimiz yolları vardır, tıpkı karadaki yollar gibi. Görmediğimiz şeyleri öğrenmekte acemiyiz, ya hissettiklerimiz.
Hayat yaşamakla, ölmek arasında bir serüven değildir bence. Hayat sevmekle, sevilmemek arasında, başarmakla yenilmek arasında, hayat insanlığa adanmış zamanlarla, farklılığı cesaretle yaşayabilmekle, hayat çoğunluğa ayak uydurmaktansa dışlanmamak için, yalnızlığı seçip çemberi aşabilmek arasında olmalı. Oysa farelerle peynirler, fındıklarla sincaplar hep yan yanalar. Oysa diye başladığımız her cümle az sonra çökecek bir gökdelen gibi. Tozu dumana katıp, bütün emeklere kahkahalar atıyor. Hayat yaşamla ölüm arasında değil, var olmakla olmamak arasındaki yolculuktur.
Bir alabalık gölün mavili yeşilli sularında kıvrıla kıvrıla yüzüyor. Öyle güzel bir göl ki, kıyısında yemyeşil, dev gibi ağaçların resmi düşmüş kıyılara. Suyun şıpırtıları, rüzgarın yapraklarla usul usul yaptığı sohbetin huzurlu fısıltıları, arada suya dalıp çıkan kurbağaların sesi. Bir kayığın suyu düzenli darbeleriyle yaran kürekleri de var, düzenli, hiç durmadan batıp çıkıyor, batıp çıkıyor. Küreği kavrayan eller küçük bir kız çocuğunun. Sakin sakin, aynı zaman aralıklarıyla indiriyor çıkarıyor kürekleri. Kısacık, siyah, düz saçları esmer yüzünün etrafında uçuşuyor. Kapkara gözleri şaşkınlığının, sevincinin, çoşkusunun ateşlerini yakmış. Pırıl pırıl hissettikleri. Alabalık tam kayığın altında yüzüyor, hiç ayrılmıyor kayığın çevresinden, sarıp sarmalıyor sevgisiyle kayığı sanki, iyi de neden.
Masallar, yaralarımıza sürdüğümüz merhemler gibidir. Soğutur, dikkatimizi dağıtır, iyiliğe ikna eder bizi. Masallar hayatın yamalarıdır, saklarlar parçalanmış kalplerinizi, örterler üzerini. Alabalık bindirdi küçük kızı kayığa, az önce, ağlarken. Çağırdı onu, bıraktı gölün ortasına. Şekerler verdi, oyuncaklar, hayaller gösterdi güzel geleceğine dair. Alabalık az önce küçük bir çocuğa yol gösterdi, kötülerin hepsini yok etti, iyiliğe saraylar yaptı, iyi de neden yalandı hepsi, neden kandırdı.
Suyun altında alabalık, suyun üstünde bir kayık, içinde küçük bir kız çocuğu, hava çok güzel, göl kıpırtısız, yeşiller hiç solmamış, her canlı huzurlu sanki. Alabalık çıkarır başını birden, dile gelir, kaç der küçük kıza, çabuk kaç, hava bozuyor kötülüğün uğultusunu duydum. Sen yardım edemez misin der kız balığa, beni buraya sen getirdin, daha iyi bir yere de götürebilirsin.
Götüremem der alabalık, götüremem, iyilik her zaman yenik düşer, ikinci şans kötülerin. Buradan alamam seni, az önce saklandı periler. Göl yine sakindir, ve mavi. Ağaçlar yine yeşildir ve hışırtılı. Gölün ortasında bir masal kahramanı, alabalık yazmamıştı o masalı, o da bir kahramandı öykünü içinde.Hayat yaşamakla ölmek arasında değildi bence, ilk sayfayla son satır arasında, masal bitince.
ZERRİN TİMUROĞLU
2021
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder