9 Haziran 2021 Çarşamba

Şaka

        Her yer kararmıştı, gerçek buydu. Ve vakit gece değildi. Ve kara bulutlar yoktu ardından delicesine yağmur getirecek. Hiç kimsenin gözü yükseklere bakmıyordu, merak eden var mıydı, yoktu. Telaşlı mıydı insanlar, korkuyorlar mıydı.

        Korkmak donup kalmaksa, öylece, kıpırdamadan, her emre hazır gibi beklemekse, fikir yürütmeye, kaçmaya, kurtulmaya dair değilse yapılan, çok korkmuşlardı.


        Kararmıştı gökyüzü, yüreklerimizden daha beyazdı. Duyulabilir, duyulamaz seslerin bütün frekanslarında sağır olmuştu vicdanlar. Duman kaplıyordu etrafı yavaşça, kimse birbirini görmesin diye mi, kalpleri birbirini bulmasın diye mi. Saçmaydı, güneşe götürsen insanları ne değişirdi, bir adım mutluluğa atılır, beş adımda yok olmadıysa, aptallaşırlardı.


        Dalgalar o kadar kızgın ki, o kadar çaresizce vuruyorlar ki kumlara. Kendilerinimi dövüyorlar köpük köpürerek, kıyıları mı belli değil. Öncüler saldırıyorlar, ölüyorlar hemen arkalarından yeni kuvvetler atılıyor ileriye onlarda seriliyorlar kumlara, onlar da ölüyorlar. Hayatın küçük bir karalaması gibi, dayanma, dayatma, ısrar, sonucu bilerek aynı şeyleri tekrar tekrar yapmak.


        Bir çocuk niye kaçardı evinden. Bir hayvan bile ayrılmazken annesinden küçücükken. Kocaman ormanlar çok daha güvenli iken insan denizinden, bir çocuk neden terk eder ki evini. Kocaman insanlar, kocaman laflarla, güvenli yerlerde izlerken tiyatroları, filmleri, bir çocuk az ötemizde belki tutmamızı bekler korkuyla elini. Bir çocuk, karanlık sokaklarda, kötülüğün aşçılarının hemen kıyısında, paramparça yüreğinin uçurumlarına bakar. Elinden alınmış güzel günleri hayal edemez, böyle bir gün yaşamamıştır, seyretmemiştir, okumamıştır. 


        Pinokyo'yu bilmez ki yalanlarla avutsun kendini, Polyanna'yı tanımaz, soğutmayı bilmez acılarını. Öğrenmemiştir korkusuzluğu Peter Pan la büyümemiştir, uçmayı hayal etmez. Öyle büyük kötülüklerden öyle insafsız işkencelerden kaçmıştır ki, dünyanın bütün renklerini koysanız önüne tanıyamaz. Gözlerinden, sonsuza kadar sönmüş  mumların eriyen hüzünleri akar ve donar. Donar bütün kederler, harekette umut vardır, harekette bir çaba, yarınlar vardır, oysa bitmiştir her şey. Nehirler kurumuş, denizlerde sular çekilmiştir.


        Mendelssohn unun viyola konçertosu, dinlerken dağınık odalarım toplanır. Korkarım bitecek diye. Harry Potter daki ihtiyaç odasını bulurum. İçeri girdiğim anda, gerçekten istediğim her şeye sahip olurum. Aslında meselenin çoğu da budur. Ne istediğimizi bilir miyiz ki. Önümüze bin çeşit yemek de konsa yiyebileceğimiz bellidir. Bu ezgileri duymalıyım mutlaka, o çoçukları ve bütün kötülükleri bindirip notalara, dünyayı terk ettiklerini hayal etmeliyim. Kısa bir zaman da olsa ihtiyaç odasında vakit geçirmeliyim.


        Rüzgarın sandalındayım, bir oraya bir buraya savuruyor beni. Bütün çıkmazları çözdüm ve bütün iyilikleri aldım yanıma. Bunu mu istemiştim gerçekten, yok olmayı mı, var olanı görmezden gelmeyi mi. Bu mu kurtaracaktı çocukları. Başka çaremiz yok bırakmalıyız keder çuvallarını bazen, taşımamalıyız ölene kadar, notalarla barışmalıyız, çok istemeliyiz iyi olmayı, çok istemeliyiz kurtulmayı.


        Kibrit çöpünden insanlar çizmek gerek kağıtlara, yapraksız ağaçlar, kuşa hiç benzemeyen bir şeyler karalamalıyız, çizmeliyiz mutlaka. Hatta kar yağdırmalıyız resimlerde, buzlar sarkıtmalıyız evlerin çatılarından ve koşmalıyız o resmin sokaklarından, öyle güzel gülmeliyiz ki kayarken kızaklarda gülmekten ölmeliyiz. Kocaman külahlarda dolu dolu dondurmalar yiyip, uğur böceklerine dilekler fısıldamalıyız. Belki de korkuya şaka yapmalıyız.



ZERRİN TİMUROĞLU

2021


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...